Menü Adana Ulus – Adana’nın İlk Dijital Haber Portalı (2006)
Tarih: 25.03.2026 14:23
ADANA’DA SU KRİZİNİN EŞİĞİNDE TÜRKİYE VE DÜNYA PANELİ

ADANA’DA SU KRİZİNİN EŞİĞİNDE TÜRKİYE VE DÜNYA PANELİ

Facebook Twitter Linked-in

TMMOB Adana İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri ve Makine Mühendisler Odası Adana Şube Başkanı Kerem Şahin, "Su Krizi Bir Doğa Olayı Değil, Politik Bir Tercihtir." dedi.

ÇÜ Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burçak Kapur, "Eğer gerekli önlemler alınmazsa, 2050'ye kadar Türkiye'nin %60'ı çölleşme riskiyle karşı karşıya kalacak." diye konuştu

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği  (TMMOB) Adana İl Koordinasyon Kurulu ve Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından dünya su gününde, "Su krizinin eşiğinde Türkiye ve Dünya " konulu panel düzenlendi.

Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonunda,  moderatörlüğünü Gıda Mühendisi Şehmus Alparslan'ın yaptığı panelde,  Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Güngör Geçer yaptığı konuşmada, suyun önemine değindi, Adana'da içme suyu konusunda yapılan çalışmaları anlattı. Geçer, şöyle konuştu:

"Küresel iklim krizinin kapımızda değil, artık penceremizi zorladığı bir dönemden geçiyoruz. Su sonsuzdur yanılgısının yerine, su değerlidir ve tükenmektedir gerçeğini anlatır.. Suyu geleceğini korumak için sadece teknik altyapı çalışmalarının yanı sıra suyumuzu korumaya yönelik esasen bir anlayış, bir farkındalık inşa etmek istiyoruz. Ne yapıyoruz peki? Kayıp ve kaçakla mücadele ediyoruz. Modern arıtma tesisleri yapıyor, doğaya bıraktığımız suyun temizliğini en üst standartlarda tutuyoruz. Tarımda tasarruf adımları atıyoruz. Vahşi sulama yerine modern teknikleri destekleme noktasında çalışıyoruz. Su yönetimi asla belediyelerin, mühendislerin, aktivitelerin, hükümetlerin tek başına yönetebileceği bir iş olarak görmüyoruz. Bu toplumsal bir uzlaşı ve bilinç meselesidir. Doğaya hükmetmek değil, doğayla uyum içerisinde yaşamak zorunda olduğumuzu vurgulamak isterim."

TMMOB Adana İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Sekreteri ve MMO Adana Şube Başkanı Kerem Şahin, su krizi, doğanın değil; yanlış politikaların, kontrolsüz büyüme hırsının ve eşitsizliklerin sonucu olduğunu söyledi. "Su Krizi Bir Doğa Olayı Değil, Politik Bir Tercihtir. diyen Şahin, şöyle konuştu:

"Bugün dünyada 2 milyardan fazla insan temiz suya erişemiyor. Bu rakam, kuraklık kadar; yanlış kentleşme, plansız tarım politikaları, suyun özelleştirilmesi, endüstriyel talanın bir sonucudur.

Bir ülkenin petrolünü alırsınız, ekonomisini etkilersiniz. Ama bir ülkenin suyunu kontrol ederseniz, toplumunu, tarımını, sağlığını, geleceğini kontrol edersiniz. İklim krizi artık uzak bir ihtimal değil; kapımızda değil, içimizde. 

Devletler suyu bir "hizmet" gibi sunamaz. Su, bir haktır. Bu nedenle devletlerin görevi: suyu özelleştirmek değil, korumak; şirketlere devretmek değil, halkın kullanımına sunmak; suyu bir gelir kapısı değil, bir yaşam kaynağı olarak görmek olmalıdır.

Buradan yerel yönetimlere de seslenmek istiyorum. Su faturaları, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar yüksek. Bu kabul edilemez. Bir insanın susuz kalması, hem devletin hem de yerel yönetimlerin başarısızlığıdır. Suyunu koruyamayan toplumlar, geleceğini koruyamaz. Suyunu yönetemeyen devletler, bağımsızlığını yönetemez. Suyunu şirketlere teslim eden ülkeler, halkının kaderini teslim eder.

Bu nedenle su politikası, ulusal güvenlik politikasıdır. Suyun korunması, bir çevrecilik romantizmi değil; bir varoluş mücadelesidir. Suya Sahip Çıkmak, Hayata Sahip Çıkmaktır. Bugün burada konuştuğumuz her şey, aslında tek bir gerçeğe çıkıyor: Su, geleceğin en kritik politik meselesidir. Eğer suyu koruyamazsak; demokrasiyi, sağlığı, tarımı, ekonomiyi, toplumsal barışı koruyamayız. 

Üzülerek görüyoruz ki tüm uyarılarımıza rağmen, içilebilir su kaynaklarımızın tükenmesine ve doğal afet kaynaklı yıkımların artmasına sebep olan merkezi ve yerel yönetim politikalarında ısrar edilmektedir. Doğanın metalaştırılmasının bir insanlık suçu olduğunu, sağlıklı ve temiz bir dünyada yaşamanın ekonomik kaygılardan bağımsız bir hak olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyoruz" 

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burçak Kapur,  ise şunları söyledi:

"Eğer gerekli önlemler alınmazsa, 2050'ye kadar Türkiye'nin %60'ı çölleşme riskiyle karşı karşıya kalacak. Çukurova, Türkiye'nin tarım üssüdür.  Ancak aşırı sıcaklıklar ve kuraklık, buradaki tarımsal sürekliğini tehdit ediyor.

Toprak açısından önemli olan toplam yağış değil, zamana yayılmasıdır. 3 ayda düşmesi gereken yağış 2 günde düşerse:  Su toprağa işlemez. Yüzey akışı artar. Baraj fazlası boşaltılır, yer altı beslenmez. Kuraklık etkisi devam eder.

Bitki açısından suyun varlığı değil, erişilebilirliği önemlidir. Şiddetli yağış kök bölgesine infiltre olmaz. Kurak dönem stres oluşturur. Sonuç: Verim düşer, Su yönetimi zorlaşır. 

Sonuçlar, iklim değişikliğinin Seyhan Havzası su kaynakları genelinde bir azalmaya neden olacağını göstermektedir. Yüzeysu kaynakları, kar depolaması ve yeraltısuyu potansiyelinde %30'a varan önemli azalışların gerçekleşeceği kestirilmektedir."

Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Deniz Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezinden Prof. Dr. Deniz Ayas, "Tatlı Su Krizi: Ekosistemlerin Sessiz Çöküşü" konulu sunumunda, "Dünya yüzeyinin %71'i suyla kaplı olmasına rağmen kullanılabilir tatlı su oranı sadece  yüzde 2.5. Bunun da:  yüzde 68'i buzullarda, yüzde 30'u yeraltı sularında. Erişilebilir yüzey suyu (göl + akarsu): yüzde 1'den az . Yani kriz aslında su var ama kullanamıyoruz krizi değil, yanlış yönetim ve aşırı kullanım krizi" dedi.

"Göller küçülüyor. Nehirler mevsimsel akışını kaybediyor. Sulak alanlar kuruyor. Bu durum "hidrolojik kopuş (hydrological disconnect)" yaratır" diyen Ayas,  "biyoçeşitlilik üzerine etkileri konusunda da, "Tatlı su ekosistemleri Dünya yüzeyinin %1'inden azını kaplar. Ama türlerin %10'unu barındırır. Etkileri, Habitat kaybı, Üreme alanlarının yok olması, Oksijen azalması (hipoksi), Sıcaklık artışı olur.

Türkiye'de su krizini çoğu zaman baraj doluluk oranlarıyla anlamaya çalışıyoruz. Oysa doğa bu krizi çok daha erken haber verir. Bu uyarıyı veren canlılardan biri yalnızca Anadolu'da yaşayan küçük bir tatlı su türüdür: Anadolu yağ balığı (Pseudophoxinus anatolicus). Bu balık sofralara gelen, ekonomik değeri olan bir tür değildir. Bu nedenle çoğu insan adını bilmez. Ancak bilimsel açıdan taşıdığı anlam çok büyüktür.

Suyun Krizi: İnsan mı, Ekosistem mi? Su krizi genellikle insan kullanımı üzerinden tanımlanır. Ancak asıl kriz: ekosistemlerin yok olmasıdır. Gerçek durum:Su çekiliyor , habitat kayboluyor. Habitat kayboluyor -türler yok oluyor. Türler yok oluyor- ekosistem çöküyor.

Türkiye'de su krizi artık bir ihtimal değil, bir gerçek. Amik Gölü yok oldu.
Akşehir Gölü kurudu. Meke Gölü sessizce kayboldu. Bugün Tuz Gölü, Burdur Gölü ve daha onlarcası aynı kaderi bekliyor. Ve bu sadece suyun kaybı değil… Bu, birer birer yok olan ekosistemlerin hikâyesidir."

Panelde, Alparslan Türkeş Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tuğçe Demirdelen ve ASKİ Genel Müdür Yardımcısı Emrah Kaplan da birer sunum yaptı.

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —