Türkiye'de bireysel borçlanma artık bir tercih ya da refah göstergesi değil; artan yaşam maliyetleri karşısında hanehalklarının ayakta kalma mücadelesinin zorunlu bir parçası. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi'nin Kasım 2025 Aylık Bülteni, borcun konut ve yatırım gibi uzun vadeli hedeflerden koparak kredi kartları, kredili mevduat hesapları ve ihtiyaç kredileri üzerinden gündelik hayatın finansmanına dönüştüğünü açık biçimde ortaya koyuyor.
Ücretlerin enflasyon karşısında hızla eridiği bu dönemde borç, tüketimi genişleten bir araç olmaktan çıkmış; geçimi sürdürebilmenin temel dayanağı haline gelmiş durumda. Veriler, bireysel kredilerdeki artışın teknik bir büyümeden ibaret olmadığını, hanehalklarının gelir kaybı ve derinleşen geçim baskısı altında borçlanmaya itildiğini gösterirken; konut ve taşıt kredilerindeki durağanlık ise uzun vadeli yatırım yapma kapasitesinin ciddi biçimde zayıfladığını ortaya koyuyor.
BORÇ HER YERDE: Bireysel Kredi Toplumsallaşıyor
Risk Merkezi verileri, bireysel borçlanmanın artık sınırlı bir kesimin tercihi olmaktan çıktığını; toplumun geniş kesimleri için gündelik hayatın olağan bir parçasına dönüştüğünü gösteriyor. Kasım 2024'te 3 trilyon 805 milyar TL olan bireysel kredi bakiyesi, Kasım 2025 itibarıyla 5 trilyon 671 milyar TL'ye yükselmiş durumda. Yıllık bazda %49'a ulaşan bu artış, borçlanmadaki genişlemenin yalnızca niceliksel değil, aynı zamanda toplumsal bir nitelik kazandığını ortaya koyuyor.
Bireysel kredi kullanan kişi sayısının bir yılda 41,7 milyondan 43,6 milyona yükselmesi, borcun istisnai bir finansman aracı olmaktan çıkarak neredeyse norm haline geldiğini gösteriyor. Artış oranı görece sınırlı görünse de, ulaşılan düzey borçlanmanın hanehalkları için kaçınılmaz bir gerçekliğe dönüştüğüne işaret ediyor.
Kişi başına düşen ortalama borç tutarı ise aynı dönemde 91 bin 246 TL'den 130 bin 16 TL'ye yükseldi. Yaklaşık %42,5'lik bu artış, borç yükünün derinleştiğini gösterirken; tutarın güncel asgari ücretle karşılaştırıldığında 4,5 asgari ücreti aşması, hanehalklarının gelirleriyle borçları arasındaki makasın ne denli açıldığını ortaya koyuyor. Ortalama borcun sınırlı artışı, yüksek tutarlı borçlanmalardan ziyade küçük ama sürekli borçlarla ayakta kalınmaya çalışıldığını düşündürüyor. Borç hem yaygınlaşıyor hem de kalıcı hale geliyor.
İl bazlı dağılımda İstanbul açık ara ilk sırada yer alırken; Ankara ve İzmir onu izliyor. Bursa, Antalya, Kocaeli, Adana, Mersin, Konya ve Gaziantep gibi sanayi, turizm ve hizmet sektörlerinin yoğun olduğu illerin üst sıralarda bulunması, ücretli emeğin yoğunlaştığı bölgelerde borçlanma baskısının daha görünür hale geldiğini gösteriyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde toplam bakiye görece düşük kalsa da, kredi kullanan kişi sayısındaki artışın Türkiye ortalamasına yaklaşması, borçlanmanın coğrafi olarak da tabana yayıldığını ortaya koyuyor. Gelir düzeyi ne olursa olsun, borçlanmanın neredeyse zorunlu hale geldiği bir tabloyla karşı karşıyayız.
BİREYSEL KREDİ KARTLARI: Geçim Aracına Dönüşen Borç
Bireysel borçlanma içinde en hızlı büyüyen ve en kırılgan alanı kredi kartları oluşturuyor. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verileri, kredi kartlarının artık taksitli tüketimi kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkarak, hanehalkları için doğrudan geçim aracı haline geldiğini gösteriyor. Kasım 2024'te 1 trilyon 805 milyar TL olan bireysel kredi kartı borcu, Kasım 2025 itibarıyla 2 trilyon 828 milyar TL'ye yükselmiş durumda. Yıllık %56,6'lık artış, bu kalemdeki büyümenin enflasyonun çok üzerinde gerçekleştiğine işaret ediyor.
Kredi kartı kullanan kişi sayısı aynı dönemde 38,5 milyondan 40,7 milyona çıktı. Artış oranı sınırlı görünse de, ulaşılan düzey kredi kartlarının toplumun neredeyse tamamını kapsayan bir borçlanma biçimine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Asıl dikkat çekici olan ise kişi başına düşen ortalama borç tutarındaki sıçrama. Ortalama kredi kartı borcu bir yılda 46 bin 835 TL'den 69 bin 555 TL'ye yükseldi. Bu artış, kredi kartlarının ağırlıklı olarak zorunlu ve günlük harcamalar için kullanıldığını düşündürüyor.
Limit kullanım oranlarındaki yükseliş, hanelerin mevcut gelirleriyle harcamalarını dengeleyemediğinin en açık göstergelerinden biri. Kredi kartları artık geleceğe dönük bir tüketim tercihini değil, bugünü kurtarmaya yönelik bir borçlanma biçimini temsil ediyor. Asgari ödeme döngüsüne sıkışan hanehalkları için borç giderek çevrilebilen değil, biriken bir yük halini alıyor.
İl bazlı dağılımda İstanbul ilk sırada yer alırken; Ankara, İzmir ve Bursa onu izliyor. Antalya, Adana, Kocaeli, Konya, Mersin ve Gaziantep gibi düzensiz gelir yapısının daha yaygın olduğu illerde kredi kartı kullanımının hızla artması, bu borç türünün bir tercih olmaktan çıkıp zorunlu bir geçim aracına dönüştüğünü net biçimde ortaya koyuyor.
KREDİLİ MEVDUAT HESABI (KMH): KMH Tuzağı; Sessiz Borç, Ağır Yük
Kredili mevduat hesapları, bireysel borçlanmanın en az görünür ancak en yüksek maliyetli alanlarından birini oluşturuyor. Risk Merkezi verileri, bu borç türünün geçici bir nakit kolaylığı olmaktan çıkarak hanehalklarının kronik finansman aracına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Kasım 2024'te 415 milyar TL olan KMH bakiyesi, Kasım 2025 itibarıyla %76,8 artışla 734 milyar TL'ye yükseldi. Bu hızlı genişleme, borçlanmanın ne kadar pahalı kanallara doğru kaydığını açık biçimde gösteriyor.
KMH kullanan kişi sayısı aynı dönemde 30,2 milyondan 31,8 milyona çıktı. Artış oranı görece sınırlı olsa da, ulaşılan düzey bu borç türünün artık istisnai değil, yaygın bir finansman yöntemi haline geldiğini ortaya koyuyor. Asıl çarpıcı olan ise kişi başına düşen ortalama borç tutarındaki artış. Ortalama KMH bakiyesi bir yılda 13 bin 744 TL'den 23 bin 76 TL'ye yükseldi. %67,8'lik bu artış, KMH kullanımının geçici değil, kalıcı ve sürekli bir borçlanma biçimine dönüştüğüne işaret ediyor.
KMH'nin yüksek faiz yapısı, bu borç türünü hanehalkları açısından en maliyetli seçeneklerden biri haline getiriyor. Düzenli gelire sahip çalışanların dahi ay sonunu getirebilmek için bu pahalı borç kanalına yönelmesi, geçim baskısının ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. KMH, çoğu zaman fark edilmeden biriken ve hane bütçesini sessizce aşındıran bir borç yükü olarak öne çıkıyor.
İl sıralamasında İstanbul ilk sırada yer alırken; Ankara, İzmir ve Bursa onu izliyor. Antalya, Kocaeli, Adana, Mersin, Tekirdağ ve Gaziantep gibi sanayi ve hizmet sektörlerinin yoğunlaştığı illerde KMH kullanımının yaygınlaşması, ücretli emeğin borçla dengelenmeye çalışıldığını gösteriyor.
İHTİYAÇ KREDİLERİ: İhtiyaç Değil Mecburiyet, Hayatta Kalma Kredileri
İhtiyaç kredileri, bireysel borçlanmanın en açık biçimde "geçim" odaklı hale geldiğini gösteren alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Risk Merkezi verileri, bu kredi türünde hacim artarken erişimin daraldığını; borçlanmanın daha az sayıda kişi tarafından ama daha yüksek tutarlarla gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. Kasım 2024'te 994 milyar TL olan ihtiyaç kredisi bakiyesi, Kasım 2025 itibarıyla %38,4 artışla 1 trilyon 376 milyar TL'ye ulaştı.
Buna karşın ihtiyaç kredisi kullanan kişi sayısı aynı dönemde 11,9 milyondan 10,1 milyona geriledi. %15'i aşan bu düşüş, krediye erişimin zorlaştığını ve finansman imkânlarının daraldığını gösteriyor. Ancak erişebilenler açısından tablo daha ağır. Kişi başına düşen ortalama ihtiyaç kredisi tutarı bir yılda 83 bin 743 TL'den 135 bin 869 TL'ye yükseldi. %62,2'lik bu artış, ihtiyaç kredilerinin artık tali harcamalar için değil, temel yaşam giderlerini karşılamak üzere kullanıldığını düşündürüyor.
Bu tablo, hanehalklarının gelirleriyle geçinemez hale geldiğini ve borçlanmanın giderek daha derin bir mecburiyete dönüştüğünü gösteriyor. İhtiyaç kredileri, adını çağrıştırdığı gibi geçici bir destek olmaktan çıkmış; hayatı sürdürebilmenin zorunlu finansman aracı haline gelmiş durumda.
İl bazlı dağılımda İstanbul, Ankara ve İzmir toplam hacimde ilk sıralarda yer alıyor. Bursa, Antalya, Kocaeli, Adana, Mersin, Tekirdağ ve Muğla gibi ücretli çalışan nüfusun yoğun olduğu illerin öne çıkması, reel gelir kaybının bu bölgelerde daha sert hissedildiğine işaret ediyor. İhtiyaç kredileri, bu yönüyle gelir erimesinin en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
KONUT KREDİLERİ: Erişilemeyen Barınma
Konut kredileri, bireysel borçlanma tablosu içinde en durağan ve en sınırlı alanlardan biri haline gelmiş durumda. Risk Merkezi verileri, nominal artışlara rağmen konut kredilerinin hanehalkları açısından fiilen erişilemez olduğunu ortaya koyuyor. Kasım 2024'te 502 milyar TL olan konut kredisi bakiyesi, Kasım 2025 itibarıyla %32,6 artışla 666 milyar TL'ye yükseldi. Ancak bu artış, yüksek enflasyon dikkate alındığında reel bir genişlemeye değil, açık bir durgunluğa işaret ediyor.
Konut kredisi kullanan kişi sayısı aynı dönemde 1,8 milyondan 1,7 milyona geriledi. %5,5'lik bu düşüş, geniş halk kesimlerinin konut finansmanına erişim imkanını kaybettiğini gösteriyor. Buna karşılık kişi başına düşen ortalama konut kredisi tutarı bir yılda 272 bin 509 TL'den 402 bin 342 TL'ye yükseldi. Artan kredi tutarları, konut fiyatlarındaki yükselişi yansıtırken; bu tutarların hanehalkı gelirleriyle karşılanabilir olmaktan uzaklaştığını da ortaya koyuyor.
Veriler, konut sorununun artık kredi mekanizmalarıyla çözülemeyecek bir noktaya geldiğini gösteriyor. Yüksek faiz oranları, artan peşinat gereksinimleri ve gelir yetersizliği, barınmayı geniş kesimler için bir hak olmaktan çıkarıp erişilemez bir hedef haline getiriyor. Konut kredileri bu tabloda bir çözüm değil, krizin sınırlarını gösteren bir göstergeye dönüşmüş durumda.
İl bazlı dağılımda İstanbul, Ankara ve İzmir ilk sıralarda yer alırken; Bursa, Antalya, Kocaeli, Tekirdağ, Manisa, Adana ve Mersin öne çıkan iller arasında bulunuyor. Bu iller, konut talebinin yüksek olmasına rağmen finansmana erişimin en fazla zorlaştığı bölgeler olarak dikkat çekiyor.
TAŞIT KREDİLERİ: Otomobil Hayal Oldu-Taşıt Talebi Erteleniyor
Taşıt kredileri, hanehalklarının harcama önceliklerinde yaşanan keskin değişimi en net biçimde ortaya koyan alanlardan biri. Risk Merkezi verileri, otomobilin artık birçok hane için erişilebilir bir ihtiyaç olmaktan çıktığını ve talebin büyük ölçüde ertelendiğini gösteriyor. Kasım 2024'te 89 milyar TL olan taşıt kredisi bakiyesi, Kasım 2025 itibarıyla %25,8 azalarak 66 milyar TL'ye geriledi.
Taşıt kredisi kullanan kişi sayısı aynı dönemde 574 binden 393 bine düştü. %31,5'i aşan bu gerileme, hanehalklarının yüksek faizler ve artan yaşam maliyetleri karşısında taşıt alımını ötelediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Krediye erişim daralırken, otomobil sahibi olma fikri de giderek daha uzak bir hedef haline geliyor.
Kişi başına düşen ortalama taşıt kredisi tutarı ise 154 bin 771 TL'den 167 bin 110 TL'ye yükseldi. Bu sınırlı artış, talebin daraldığı bir ortamda yalnızca daha yüksek gelir grubunun ya da mevcut aracını yenileyebilen sınırlı bir kesimin krediye erişebildiğini düşündürüyor.
İl bazlı dağılımda İstanbul, Ankara ve İzmir ilk sıralarda yer alırken; Bursa, Antalya, Kocaeli, Adana, Mersin, Aydın ve Gaziantep öne çıkan iller arasında bulunuyor. Ancak bu illerde dahi taşıt kredilerindeki gerileme, otomobilin hane bütçesi açısından ikincil hatta ertelenmiş bir ihtiyaç haline geldiğini net biçimde ortaya koyuyor.
SONUÇ: Borçla Büyüyen Ekonomi Kırılganlaşır- Borç Artıyor, Refah Artmıyor
Türkiye'de bireysel borçlanma artarken refah genişlemiyor; borç, geleceğe yatırımın değil, bugünü kurtarmanın aracı haline geliyor. Kredi kartları ve kredili mevduat hesaplarıyla çevrilen gündelik hayat, gelirlerin yaşam maliyetlerini karşılamaya yetmediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi'nin Kasım 2025 verileri, toplam bireysel kredi bakiyesinin 5,7 trilyon TL sınırına dayandığını gösterirken; bu büyümenin konut ve taşıt gibi uzun vadeli varlık edinimlerinden değil, kısa vadeli ve yüksek maliyetli borçlanma araçlarından beslendiğini ortaya koyuyor.
Hanehalkları borçlanarak zenginleşmiyor; borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyor.Kredi kartı bakiyelerindeki %60'a yaklaşan artış, KMH kullanımındaki yaygınlaşma ve ihtiyaç kredilerinin 1,3 trilyon TL'yi aşması, geçim baskısının ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. Buna karşılık konut kredilerindeki % 32,6'lık sınırlı artış, yüksek faizler ve enflasyon koşulları altında barınma sorununun kredi mekanizmasıyla çözülemediğini gösteriyor.
Ortaya çıkan tablo, yalnızca finansal bir dengesizliğe değil, yapısal bir soruna işaret ediyor. Ücretlerin enflasyon karşısında erimesi, gelir dağılımındaki bozulma ve yetersiz sosyal destekler, bireysel kredileri sosyal politikanın yerini alan geçici araçlara dönüştürüyor. Borç, ekonomik büyümenin taşıyıcısı olmaktan çok, geçim krizinin üzerini örten bir tampon işlevi görüyor.
Borçla çevrilen bir ekonomi sürdürülebilir değildir. Mevcut eğilim devam ettiği sürece, finansal kırılganlık derinleşecek; tahsilat sorunları ve toplumsal gerilimler daha görünür hale gelecektir. Risk Merkezi verileri bu yönüyle yalnızca bir istatistik seti değil, güçlü bir uyarıdır: Türkiye'de borç büyüyor, ancak bu büyüme refah üretmiyor; kırılganlığı kalıcı hale getiriyor.