2026 yılının ilk çeyreğinde bayrama savaşın gölgesinde giriliyor. Ramazan ve 21 Mart Nevroz bayramı geliyor. İran ve Orta Asya ülkeleri için en önemli bayram Nevruz'dur . Savaş olmasaydı, bu yıl iki bayramın aynı ana denk gelmesi İran halkı için çok farklı kutlanacaktı. İranlılar Nevroz Bayramı'nda çok boyutlu hazırlık süreçleri ve kolektif kutlamalar gerçekleştirirler. Öğrencilik yıllarımda İranlı öğrenci arkadaşların heyecanlarını görünce bizim bayram hazırlıklarımız, onlarınkine kıyasla görece daha sınırlı kalmaktaydı.
Bu noktada Ramazan Bayramı ile Nevruz gibi bayramların toplumsal işlevi ayrı bir önem kazanmaktadır. Bayramlar, yalnızca dini ritüellerin icra edildiği zaman dilimleri değil, aynı zamanda insanların bir araya geldikleri, kolektif hafızayı güçlendiren, toplumsal dayanışmayı artıran ve bireyler arası empatiyi pekiştiren sosyo-kültürel mekanizmalardır. Özellikle Nevruz, İran toplumunda 21 Mart ile mevsimsel döngünün yenilenmesiyle birlikte uzun süreli hazırlıklar ve birlikte coşkulu kutlamalarla yapılmakta, bu tür kültürel pratiklerin toplumsal bütünleşme üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır.
Bayramlar Toplumsal Dayanışma, Yardımlaşma Barışmak İçin Önemli Günlerdir
Her şeye rağmen, bayramların hepsi kendi içinde o toplumun kültürel ve inanç dünyasında önemli bir yeri bulunmaktadır. İnsanların bayramın sağladığı barışçıl olma, empati yaparak, karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, ihtiyacı olanın ihtiyacını görme, aile ziyaretleri önemsenmeli. İnsanların/toplumların bu tür günlerde buluşmalarına ciddi ihtiyaç duyduğu açıktır.
Baharın gelişiyle birlikte Nevruz ve bayramların aynı döneme denk gelmesi, insanlığın ortak değerlerini hatırlamak ve yeniden üretmek için önemli bir imkân sunmaktadır. Öte yandan, bayramlar gibi kültürel ve dini pratikler, yalnızca sembolik değil, aynı zamanda toplumsal barışın yeniden inşasında işlevsel araçlar olarak değerlendirilmelidir.
Kendilerince inandıkları dinin gereklerini de ABD'nin İsrail Büyükelçisi üzerinden, kutsal toprakları alma hakları var diyerek haklılık kazandırılmaya çalışılıyor olması da dünya barışı için hiç iyi değil. Evangelist İnanç'a göre, "Armageddon savaşında Mesih gelecek ve dünyayı kötülüklerden koruyacak" şeklindeki açıklamalar yapan yetkililerin sorumluluğu daha fazladır. İşin garibi, dünyada bu tür kutsal toprak talebi, karşıdakileri yok etme, saldırma, öldürme gibi konulara ciddi ciddi inanan çok sayıda insan var olmasıdır. Bu tür söylemlerin ve uygulamaların inanca duyulan saygıyı da zayıflattığı görülmektedir. Savaşın yoğunlaştığı dönemlerin özellikle dini ve kültürel açıdan önemli günlerle çakışması, bu tartışmaları daha da derinleştirmektedir. Son dönemde İran ve Gazze başta olmak üzere Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler, ileri askeri teknolojilerin siviller üzerindeki etkisi ve savaşın insani boyutu bakımından ciddi ahlaki, etik ve hukuki tartışmaları gündeme getirmektedir. İnsanların güzellikler içinde bayrama hazırlanıp aileleri ve dostlarıyla bayramı yaşamaları gereken yerde, üzerlerine nereden atıldığı bilinmeyen ileri teknoloji ürünü füzelerin düşerek ölmeleri reva mı?
Bu bağlamda, savaşın yıkıcı etkilerine karşı empati, dayanışma ve insan onurunu merkeze alan bir yaklaşımın güçlendirilmesi, hem etik hem de toplumsal bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğanın işleyişiyle uyumsuz biçimde kendisini tek taraflı olarak küresel otorite olarak konumlandıran anlayış soruludur . İlgili devletlerin yönetim yapılarına yönelik müdahaleci yaklaşımlar. "Orayı-burayı alacağım, benimle anlaşmalıları gerekiyor; ben ne dersem o olur" kibirli üstenci ifadelerinin doğada ve toplumda karşılığı olmadığı gibi, böyle bir ilke, mantık, akıl ve ahlakta yok. İnsana yakışır da değildir.
Baharın gelişi, Nevroz ile bayramın aynı zamanda geldiği bu günlerde, savaşı çıkaranların anlamsız kararlarına rağmen, insan yakışır şekilde, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, rengine diline bakmadan, hatta diğer canlıları da kendimizden bilerek bayramı içten kutlayalım. Bütün renkli çiçekler ve güzellikler özellikle zalimlerin bombaları altında kalan çaresiz mazlumlar, yoksullar, gıdaya erişim sorunu olan, en alttaki insanlar için görünür hale gelsin. Haksız ve hukuksuz ve anlamı olmayan, rasyonel temelden yoksun savaşlar bitsin, barış ve kardeşlik içinde dünyanın nimetleri herkesin ihtiyacını karşılayacak şekilde sağlansın. Sonuç olarak, küresel düzeyde güç politikalarının belirleyici olduğu bir uluslararası sistemde, barışın sürdürülebilirliği yalnızca devletler arası dengelere değil, aynı zamanda toplumların kültürel, etik ve insani değerleri yeniden üretme kapasitesine de bağlıdır. Bu çerçevede bayramlar, yalnızca geçmişin bir geleneği değil, aynı zamanda geleceğe yönelik barış, dayanışma ve birlikte yaşama iradesinin sembolik ve pratik araçları olarak değerlendirilmelidir.
Haksız hukuksuz savaşlara HAYIR! Bayramımız kutlu olsun.
İbrahim Ortaş, iortas@cu.edu.tr