Adnan Gümüş

Tarih: 20.02.2026 22:42

RAMAZAN ETKİNLİKLERİ TALİM TERBİYE (BİLİM YETİŞTİRME) MİDİR

Facebook Twitter Linked-in

Tanık mısınız?

Yaşadıklarınıza tanıklık ediyor musunuz?

Tanıklık ettiklerinizi tanımlayabiliyor musunuz?

Özgür değilseniz tanıklığınızın sınırı ne olur, dahası tanık olduklarınızı tanımlayabilir misiniz, tanımlamaya kalkarsanız ne olur?

İnsan yaşamının akıl ve bilgi içermeyen diğer yaşam tarzlarından farkı tanık olmasıdır. İnsanın merakı her şeyden önce tanı koyma amacına yöneliktir. İnsan dünyaya ve evrene tanıktır ve tanık olduğunu tanımlamak istemektedir.

Tanıklık tanımlama ile ilerleyemezse sentez yapılamamakta, kavram düzeyine çıkılamamakta, kavram düzeyine çıkılamazsa düşünme evresine geçilememekte, düşünülememektedir.

Bu hafta MEB’in ramazan genelgesi, AKP’nin Boğaziçi dayatması, Trump’ın, ABD’nin İran’a gönderdiği askeri filoları gibi yaptıklarının bir kısmına daha tanık olduk. Bugün eğitim öğretim bakımından MEB’in ramazan etkinlikleri genelgesine, bu tanıklığı tanımlamaya yorumlamaya çalışacağım.

Eğitim: a) Tanıklık/bilme/talim ve b) Yetişme/yetiştirme/terbiye şartlarını ve gücünü ilerletme

Eğitim ve yeni kuşakları yetiştirme; insanlığın en yüksek başarılarından biri ve bundan sonraki başarılarının da şartını oluşturmaktadır. Dahası kişi olmanın, toplum olmanın, doğanın döngüselliği ve artmasının da şartı ve olanağı durumundadır.

Eğitim insanın insana sağladığı olumlu yönde değişim dönüşüm şartları ve etkinlikleridir. Kısaca “talim” ve “terbiye” özellikleri ile belirlenmektedir. “Talim” bilmeyi ve akıl yürütmeyi ilerletme, “terbiye” yetiştirme geliştirmedir. Eğitim talim terbiyedir - bilme ve yetişme durum ve imkanını geliştirici dönüştürme etkinlikleri bütünüdür.

Tanıklığın bilginin de, eğitimin ahlakın da şartı: Özgürlük

Kişinin bilmesi ve yetişmesi tanıklıklarına, bunları tanımlama olanaklarına, yetişmesi deneyimlerine ve bunlardan çıkarımlar yapabilmesine, kararlara varabilmesine, bunun için merak etmesi, merak ettiğini araştırması, sentezlemesi/kavraması, bunun için sorması, araştırması, yorumlaması, kavramlaştırması, düşünmesi, teorileştirmesi süreçlerine karşılık gelmektedir. Eğer kişi özgür ve toplum bağımsız değilse zaten tüm bunları yapma şartı ortadan kalkmaktadır, dahası özgür değilse zaten kişi ve toplum olamamaktadır.

İnsan hangi şart ve durumda özgürdür, hangi halde özgür değildir?

Telkin etme, öğüt verme, bilme farkı: Sofistik, retorik, episteme ve özgürlük

Telkin etme (psychagogia/insinuatio), övme (epainos /laudatio), öğüt verme (parainesis, admonitio), bilme (episteme) aynı şeyler değildir. Bilgi-telkin farkına bakarsak, biri hakikate (aletheia), diğeri iknaya (peitho) yöneliktir. Biri bilgi, akıl yürütme, diyalektik, düşünmeye dayalı keşfetmeye, kavramlaştırmaya, temellendirmeye dayanırken diğerinin doksaya/kanaate, hükmetmeye, duygu sömürüsüne dayanmasıdır.

Psychagogia/ruhu yönlendirme, hele de bunu retoriğin edebiyatın şiirin ötesinde etnosantrik telkin yoluyla yapma çocuğun ve toplumun üzerinde hegemonya kurma arayışına karşılık gelmektedir, ruhu belirleme kişiyi toplumu araçsallaştırma halidir. Platon, Gorgias’ta şöyle diyalog geçer (455b): “Sokrates- Demek ki, bilmek ile inanmak aynı şey değil. Gorgias- Doğru. (…) Sokrates- Öyleyse diyebiliriz ki hatip, mahkemelerde ve öteki toplantı yerlerinde, doğru ile yanlışı öğretmez, yalnızca oradakileri inandırmaya çalışır. Hem zaten bu kadar büyük kalabalığı çok az süre içinde, üstelik de böylesi konular üstüne bilgilendiremez.”

İnandırma arayışı bilgi arayışından farklı bir arayıştır.

Öğüt de telkin veya inandırma değildir. Öğüt/öğün; bilgilen, aklını kullan anlamına gelmektedir. Bu anlamı bir yana bıraksak bile öğüt ancak gerçekliğe hakikate uygunsa öğüt olur, dolayısıyla bilgi öğütün zaten şartıdır.

Telkin: Tanıklığın, tanımlamanın, öğütün özgürlük şartını bozma uğraşısıdır

Olumlu olan gösterilir, mevcut tanıklıklarla, tanımlarla, bilgi ve deneyimlerle öğütler verilir. İnsan merak ve bilgi arayışında özgürdür, telkin durumunda ise ruhu ele geçirilmektedir, manipülasyona tabi hale gelmekte, zihni başkalarınca kuşatılmaktadır.

‘Milli eğitim’: ‘Eğitim’ değilse ‘milli’ olan boşa düşer, telkine dönüşür, talim terbiye olmaz

“Kirli” veya “temiz” gibi sıfatlar eklediğimizde, bu sıfatları belirlenim haline getirdiğimizde ortada “su” yoksa bu sıfatlar boş hale gelir. Ortada eğitim yoksa “milli” olması da boş karşılıksız hale gelir.

Eğitim ve yetiştirme (talim terbiye), at yetiştiriciliği veya öndeşlik etmeden, öğrenme gücünü geliştirmekten, bir şeyi öğrenmesini sağlamaktan, yaşadıklarını ve evreni tanımlamasından ve bu tanımladıklarından/ kavramlardan yola çıkarak hayatı doğru iyi yorumlamak ve daha iyi yaşamaya çalışmaktan geçiyorsa, eğitim tanımı temel belirlenimi/fikri olarak “olumluya/ilerlemeye” yönelikse, böyle olmayan zaten eğitim ve yetiştirme değilse, “milli” bir eğitim veya yetiştirme zaten yapılamıyor demektir.

Eğitim ‘milli’/dini olana indirgenirse her ikisi de mahvolur

Eğitim; belli boyutları ile yerel ve ulusal yanları içerebilir, milliden kasıt doğrudan bir din değil de olumlu tarihsel birikimler ise bunları da sürecine dahil edebilir. Eğitimin ana amacı, olumlu yönde değişim dönüşümlerdir, kişiliğin, toplum olmanın, insanlığın uygarlığın ileri taşınmasının, doğayla uyumlu yaşamanın ve doğayı canlılığı da artırmanın uğraşısındadır; tüm bunlar zaten yurttaşı ve ülkeyi de ileriye taşıyacak süreçlerdir.

Ancak tüm bunlar etnosantrizme, belli bir kültürün telkinine, dahası din telkinine indirgenirse hem milli (ister ulusal ister dini anlamda milli) hem de yurttaş ve ülke zarar görür, eğitim olmayanın zaten milli eğitimi de olmaz, her ikisi de bozulur/mahvolur.

MEB: Başkasını avlayacağım derken Müslüman’ı mı avlıyor?

Ava çıkan kendi yaşam ortamını bozuyorsa kendine zarar verir, avlanmaya döner.

MEB’e bir öğüt olsun. Yaptığı iş, eğer İslam’a inanan kişi veya topluluklara bir katkı sunmak ise, bu yaptığı tam tersini oluşturmaktadır. Amacı Müslümanlara bir katkı sunmak ise bu yaptığından başkasını yapmalıdır.

MEB, doğru düzgün tarih ve coğrafya okur ve doğru düzgün ders verirse, Müslümanların yayılım ve egemenlik alanının bilim ve yöntem çağı olarak başlayan son beş yüz yıldır ne kadar daraldığını görür.

Osmanlı neden dağıldı gitti acaba? Arap-İsrail çatışmasında kim neden üstünlük kuruyor acaba? İran ne yaparsa nasıl bir yöne gider? Afganistan ne yapmalı?

Eğitimin amacı ve bilim eğitiminin amacı yayılmacılık veya egemenlik kurma değil ama özellikle bilimler bunlar için de kullanışlı olabiliyor, dileğim eğitim zaten öyle, bilimler de dahil hem amacı hem işlevi bilme, öğrenme, birbirini geliştirme, kişilikli olma, toplum olma, doğa ve insanlıkla birlikte yaşama olsun.

Tüm yıl ve ramazanda yapılacak telkin değil eğitimdir, bilim ve yetiştirmedir

MEB aklını başına devşirir, gözünü gönlünü açık tutarsa, ne yapması gerektiğini görebilir. MEB’in işi eğitimdir, yetiştirmedir, bilgi olmadan eğitim, bilim olmadan bilgi olmaz. Özgürlükler olmadan kişi veya toplum olmaz. MEB’in yapması gereken MESEM, ÇEDES, mesleki ve dini telkin değil ramazan veya başka bir süreçte eğitim, bilim, yetiştirmedir.

Eğitimin ve ahlakın amaçları: Üç üstün yarar

MEB veya her kim doğru düzgün bütüncül bir eğitim yapmak istiyorsa, her şeyden önce amaçlardan başlamak durumundadır. Eğitimin amaçları, ayrıntıda çok çeşitlenirse de ana çerçeve olarak kişinin üstün yararı, toplumun üstün yararı, doğanın üstün yararı, bunların bütünlüklü yararıdır.

Eğitimin ve ahlakın şartı ve özelliği olarak özgürlük ve bilgi

Eğitim; kısaca çocukta ve insanda olumlu yönde (Üç üstün yararı da dikkate alan) dönüşüm sağlayıcı etkinlikler bütünü, potansiyelleri olumlu yönde geliştirme etkinlikleri sürecidir. Özgürlük ve bilgi eğitimin ve ahlakın ana şartları ve ayrılmaz özellikleridir.

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —