Görme duyumu yavaş yavaş kaybettiğim günlerdi. Bir dostum aradı. “Sana bir paket gönderiyorum. Sen onu mutlaka başka türlü değerlendirirsin,” dedi. Ertesi gün kargo geldi. Kocaman bir kitap. Atatürk Üniversitesi Profesörü Hakan Hadi Kadıoğlu, Erzurum Kongresinin 100.yılı dolayısıyla yazmış. Muhteşem bir eser: “Vatanın Bağrında 57 Gün”
Kitap, 3 Temmuz 1919’da, kongre için Erzurum’a gelen Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Erzurum’da geçirdiği 57 günü anlatıyor. Odaklandığı konular; Erzurum’un Milli Mücadele’deki rolü ve neden kongre merkezi seçildiği, o 57 günün tarihi ve kahraman kişilikleri, her konuyla ilgili belge, portre, fotoğraflar ve Erzurum’un o günkü atmosferi.
Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’a geldiğinde artık, İstanbul’dan kopmuş, resmî sıfatları elinden alınmak üzere, orduyla bağı zayıflatılmıştı ama zihni ilk kez bu kadar özgürdü. Erzurum bir şehir olmaktan çıkmış, ona bir sığınak, bir rahim olmuştu. Milli Mücadele burada şekillenmedi ama düşünceler burada yoğunlaştı.
Bu 57 gün içinde olanlar özetle şöyleydi:
- Mustafa Kemal resmen askerlikten istifa etti. Bu, kariyerinin sonu değil; siyasi bir doğumdu.
- “Kişisel liderlik”ten “millet adına söz söyleme”ye geçişti.
- “Vatan bir bütündür, parçalanamaz,” ilkesi ilk kez burada ifade edildi.
Kitapta, Mustafa Kemal mitolojik bir kahraman gibi sunulmuyor. Aksine, yalnız, maddi olarak sıkıntılı, siyasi olarak kuşatılmış, ama zihnen berrak bir lider olarak anlatılıyor. Okurken, “Bu adam her şeyi bilmiyor ama neyi reddedeceğini çok iyi biliyor,” diye düşünüyorsunuz. Erzurum milletin yavaş yavaş, “ Kurtarırsa, Padişah kurtarır” düşüncesinden “Millet kendi kaderini tayin eder” fikrini benimsediği yerdir.
2026 yılındayız. 1919’dan bugüne bakarsak neler görürüz?
- 1919’da, tehdit somuttu. Toprak işgal altındaydı. Ordular dağıtılmıştı. Devlet fiilen bitmişti. Ama düşman netti. Bugün, tehdit soyut. Kavramlar belirsiz. “Beka, güvenlik, yerli-milli” gibi hamasi ifadeler var ama neye karşı, kime karşı olduğu açıkça ifade edilmiyor.
- 1919’da, insanlar, “Kaybedecek çok şeyimiz yok,” diyordu. Bugün ise, “Kaybedersek neyi kaybedeceğimizi tam bilmiyoruz,” diyorlar.
- Mustafa Kemal Erzurum’da, yetkisizdi, üniforması yoktu, maaşı yoktu, emrinde ordu yoktu. Ama yetkiyi milletten aldı. Bugün Türkiye’de, yetki fazlasıyla var, kurumlar mevcut, hukuki zemin kağıt üzerinde. Ama yetki var, ikna yok. 1919’da ikna olmadan karar alınamıyordu bugün karar alınıyor, sonra ikna edilmeye çalışılıyor.
- 57 gün boyunca “millet” henüz tanımlanmamıştı ama kongrelerde herkes konuşuyor, itiraz, ediyor, ikna ediliyordu. Bugün, “Millet” kelimesi çok sık kullanılıyor. Ama çoğu zaman hamasi bir süs.
- 1919’da millet, “Ne yapacağız,” diye soruyordu. Bugün, “Bize ne yapılacak,” diye soruyor.
- Erzurum’da aydın olmak riskliydi. Konuşmak bedel istiyordu. Susmak daha güvenliydi ama milletin tercihi değildi. Bugün, konuşmak teknik olarak serbest ama yıpratıcı bir bedeli var.
- 1919’da, yanlış yapmaktan korkuluyordu. Bugün ise: doğruyu söylemenin korkuluyor.
- 57 gün, imkânsızlık içinde kurulan bir akıldı. Bugünün Türkiye’si ise imkânlar içinde kaybolan bir akıl.
- EMİNİM BİZ O KAYIP AKLI EN KISA ZAMANDA BULUP, GEREĞİNİ YAPACAĞIZ.