Suat UMUTLU Yazdı / ​MİZAN / DİKKAT!: SİYAH BEYAZ HAKİKAT 2
KÖŞE YAZILARI 19.01.2026 22:10:00 0

Suat UMUTLU Yazdı / ​MİZAN / DİKKAT!: SİYAH BEYAZ HAKİKAT 2

​"Savaş; birbirini tanımayan ama birbirini öldüren insanların; birbirini tanıyan ama birbirini öldürmeyen insanlar uğruna kavgasıdır." Paul Valéry

​"Savaş; birbirini tanımayan ama birbirini öldüren insanların; birbirini tanıyan ama birbirini öldürmeyen insanlar uğruna kavgasıdır."

Paul Valéry

​Değerli okurlar,

Siyah Beyaz Yolculuğun İkinci Durağındayız.

"Mizan / Dikkat!: Siyah Beyaz Hakikat" (1) adlı yazımızda, Britanya Ruhu'ndan Kovboy Ruhu'na uzanan süreci ve "insanlıktan çıkmanın ilk adımının 'öteki'ni insan olarak görmemek" olduğunu; iktidarların, başkalarının ufkunu kendi pencerelerinin boyutu yaptığı bir düzende; bireyin ve sistemlerin ahlakî sınırlarını yozlaştıran zalimler, sömürü alanları yaratanlar olarak tarihe geçeceklerini not etmiştik.

 "Batı uygarlığı, yeryüzünde yaşamış bütün uygarlıkları özümsemiş, kendi içinde sindirmiş, kendi alın teri ve hüneriyle bir üst boyutta yeniden şekillendirip standardize ederek akıl, bilim ve sanayi çağının öncüsü olmuştur. Ve, Batı uygarlığına karşı olmak; akla, bilime, sanata, insan emeğine karşı olmak demektir, bir bakıma cehalettir de...(2)

Ancak bu kabul, Batı'nın kendi tarih yazımıyla bizi kendi topraklarımızda 'yabancı'laştırmasına rıza göstermek değildir. Zira Batı, bu uygarlığı inşa ederken sadece bir üst boyut yaratmamış; aynı zamanda Türklerin Anadolu’daki on bin yıllık kadim izlerini de hafızalardan silmeye çalışmıştır.

Atatürk, Türk Tarihini çok iyi inceleyen ve gerçekleri bilen bir liderdi. Anadolu’nun öz be öz Türk Yurdu olduğunu biliyordu ve Kurtuluş Savaşımız sonunda, büyük emperyalist oyunu yırttı attı! 

Bir daha böyle tuzaklara düşmeyelim diye de gerçek Türk Tarihini anlatan Tarih Kitapları hazırlattı: 'Türk Tarih Tezi'...

 Batı, yazıyı ve medeniyeti henüz tanımazken, Türkler bu topraklara medeniyet mührünü vurmuşlardı.

Amaç, Türk'ün Anadolu'daki  bilimsel ve tarihsel gerçekliğini ortaya koymaktı ki, "Anadolu en az 10 bin yıllık bir Türk beşiğidir" diyordu.

Bu arada,

Tarihimizi bizden öylesine sakladılar, öylesine çarpıttılar ki, insanımız ancak yabancılar söyleyince inanır oldu!..

 "Tarihten Türkleri çıkartırsanız ortada Tarih diye bir şey kalmaz" diyen de Alman Fritz Neumark'tır.

 Dolayısıyla biz, Batı'nın 'standartlarını' kabul ederken, o standartların ham maddesi olan öz tarihimize de sahip çıkmak zorundayız. (3)

Batı'nın sadece bilim değil, aynı zamanda bir tahakküm sistemi olduğunu vurgulayan Jean-Paul Sartre, ​"Batı, kendisini insanlık olarak tanımlarken; 'öteki' dediği herkesi nesneleştirmiş ve tarih dışına itmiştir." derken Arnold Toynbee de:

"Medeniyet, bir toplumun kendi içindeki yaratıcı azınlığın cevabıdır; ancak Batı, bu cevabı tüm dünyaya kendi icadıymış gibi dikte etmiştir." diyorsa

 burada sormamız gereken soru şudur:

"İlerleme ne pahasına?

Batı uygarlığı ile emperyalizm aynı şey midir? İnsan ruhunu ve doğayı yakıp yıkan kölecilik, o bitmek bilmeyen vahşetin ağır maliyetine bakınca; iki dünya savaşı, yüzlerce bölgesel savaş ve eli kulağında büyük bir tedirginlikle beklenen, kapıları pencereleri zorlayan üçüncü büyük savaş eşiğinde neyi eleştiriyor ve neyi tartışıyoruz? Elbette ki sömürgecilik siyasetlerini ve vahşi kapitalizmini..." (2) 

Değerli okurlar,

Tarih, sadece kazananların yazdığı bir başarı hikâyesi değil; aynı zamanda başkalarının hayalleri için ateşe sürülen piyonların sessiz çığlığıdır da.

Bakınız,

"Emperyalizm, var olduğundan beri dünyanın pek çok bölgesinde ağır yenilgiye uğratılmış, Amerikan emperyalizmi yerle bir edilirken enternasyonalist dayanışmanın buradaki en değerli bileşen olduğu da kuşkusuzdur.

Bundan 105 yıl önce dünyanın ilk milli savaşı verilirken Yunan Komünistleri, Anadolu işgalinin İngiliz emperyalizminin bir oyunu olduğunu söyleyerek silah bırakmışlar ve bu iddialarında ısrar ettikleri için 1921 senesinin Ocak ayında Yunan makamlarınca İzmir’de kurşuna dizildiler, katledildiler ki; bugün de sosyalist bir dünya dayanışmasına çok ihtiyacımız var..." (4)

​İşte bu noktada, sadece bir askerin isyanını değil, Orta Çağ'ın karanlığından kurtulup evrensel bir vicdana ulaşma çabası olan bu "Zito Epanastasis! (Yaşasın İsyan!)" ile ilgili bir diyalog;

— Hey, Megali İdea’nın çocuğu! Anadolu’ya git ve öldür!

— Ne diyorsun? Buraya bir hayalle geldim ama gördüm ki öldürmem gereken kişi de benim gibi bir işçi, bir köylü. Ben bu oyunun parçası ol(a)mam!

— Seni gidi hain! O zaman sen de öleceksin!

​— Hey, sen ki Helenist, duygusuz, vicdansız akıl! O asker, satranç oynadığın kumar masasındaki bir pul değil, piyon ettiğin bir insandı. Önce ateşe attın, kaybedince terk ettin ve de içkini yudumladın.

 Görüyorum ki şimdi yeni piyonlar aramaktasın. Sen kimsin ki?

— Efendim, sadece jeopolitik gereklilikti. Zira duygularımız hiç olmadı ve her daim çıkarlarımız vardır. Efeyim!, diğerleri gibi Yunanistan da bizim bir kölemiz ve "Zito Epanastasis" diyen askerlerini kurşuna dizmesi de bizimle ilgili değil ki! Herhalde "disiplin" gereği olmalı!

​— Sizi gidi sahteler! Bela oldunuz dünyaya, insanlara. Varsa yoksa Ben, Ben, Ben! Öyle mi? "Demokrasi, barış, uygarlaştırma" gibi boş vaatlerle milletleri köleleştiren, piyonlarını "istikbal" vaadiyle şeker verip zehir eden, kâğıt mendil gibi infaz edip çöpe atan ruhsuzlar, çok ama çok suçlusunuz!

 Masanızdaki tek gerçek; kardeşi kardeşe kırdıran kanlı canlı "Emperyal" bir Oyun... Hem sadece bir strateji de değil; ak vaatlerinizin kara(n)lık olduğu, sadakatin ihanete dönüştüğü, vicdanın ise o kumar masasında kurban edildiği bir akıl tutulmasıdır. Zira kan akıtan, barut kokan haritalarınız üzerindeki çizgileriniz de o çizgiler için feda edilen devletler ve insanlar...

Kahrolun!

"Bir devletin siyaseti, coğrafyasında gizlidir; ama o coğrafyayı kanla çizenler asla masada ölmezler."  Napolyon Bonapart

 

Değerli okurlar, aynı akıl ve tezgâh, farklı coğrafyalarda devam ediyor. Yani 1921’in Yunan askeri ile bugün Orta Doğu’da, Ukrayna’da ve diğer coğrafyalarda bu "piyon adayları" arasındaki benzerlik; aynı oyunun sahnelenmesi değil midir?

Gerçekten, 1899 yılında İngiliz şair Rudyard Kipling, emperyalizmin bayrağını ABD’ye devrederken buna "Beyaz Adamın Yükü" dese de aslında bu, sömürgeci iştahın ahlakî bir kılıfıydı.

Yani, "Devletini ve rejimini ebediyen yaşatmaya yönelik olarak çalışan ve kurumlaşan; diğer toplumlara hangi kalıcı kötülükleri yapmamız gerekir diye düşünüp bilimsel çareler üretmek için planlar yapan, nasıl kandırıp soymalıyız, nasıl cahil ve aç bırakmalıyız, nasıl birbirine düşürüp savaştırarak güçsüz ve bize muhtaç bırakabiliriz diye faaliyet gösteren İngiliz derin devletinin aklı;

İkinci dünya savaşından sonra biraz zayıflasa da, devamı sayılan ABD‘de bu zihniyeti ilerleterek dünyadaki tüm sorunların yaratıcısı ve yaşatıcısı oldu.

Bilinmelidir ki, İngiltere (Büyük Britanya) ve ABD; dünyada mazlum milletlerin binlerce yılda ürettiği tüm medeniyetleri kurutan, yok eden bir kültür ve siyaset sistemidir." (5)

İşte,

​Günümüzün "Mantıksızlık Çağı’nda; 'Önce Amerika!' sloganı devrede ve bütün işgal, darbe ve tehditlerin ardında da dünyadaki petrol ve nadir element yataklarına yönelik dizginlenemeyen bir iştah ve yükselen Çin ve Rusya’ya karşı dünya liderliğini sürdürmek arzusu yatıyor ki, bu da Trump gibi bir narsistin yönetimi altında bir haydutlaşma, emperyalizmin azması" olsa gerek.(6)

Ayrıca, / "sömürülen/sömürtülen ülkelerin demokrasiden uzaklaşan yöneticilerinin de emperyalizme hizmet etmedikleri takdirde ayakta kal(a)madıkları da ortada... İşte ABD'nin, Trump'un kendi çıkarlarına uymadığı için dünya’ya ciddi ekonomik ve siyasi yansımaları olacak son eşkiya vari davranışı Venezuela'da idi." (7)

"İnsanlık tarihinin görmediği bir hukuksuzluk dönemindeyiz. Dünya hiçbir zaman böyle açık, zavallı bir hal almamıştı...Ne Mısır ne Pers ne Roma ne Alman ne de Osmanlı imparatorlukları dünyaya böyle bir hukuksuzluk ya da kaos bıraktı.

Öyle ki 250 yıl önce Amerika kıtasında devlet ilan eden maceracı ve haydut göçmenlerin torunları dünyamızı istila ediyorlar. Son 80 yıldır neredeyse tüm faşist, ırkçı, dikta yönetimlerin ve kötülüklerin arkasında ABD var.

21. Yüzyılda şu acı deneyimi de yaşayarak görmüş olduk; iyi-kötü meğer Sovyetler Birliği aslında uluslararası hukukun teminatıymış. Başarısız hatta zalim bir sisteme dönüşen kötü bir sosyalizm deneyi bile insanlığın güvencesiydi.

Eski gücü ve itibarı kalmadığı düşünülen sol, sosyalist ve komünistler bu halde bile ABD karşıtı yegane siyasi güçtür.(8)

Değerli okurlar,

"Sekiz milyar insan...

Her şeyi biliyor, görüyor, yaşıyor, en safımız bile.

Kimse kendini güvende hissetmiyor. Yoksul, varsıl hepimizin gözlerinde aynı huzursuzluk..

Bu lanet iktidar hırsı sadece sahiplerini değil milyarlarca insanı heba edecek. 

Peki, nereye kadar? 

Öyle bir zamanki paranın iktidarı, iktidar sahiplerini de mutlu etmeyecek, tam tersi başlarına bela olacak çok karanlık bir döneme girmek üzereyiz. Oysa başka bir dünya yok.

Bugün dünyamızı kaosa sürükleyenler yirmi-otuz yıl sonra olmayacak. Dünyanın cehennem zebanileri bunu düşünemiyorlar mı?

Ne istiyorlar bu dünyadan, masum milyarlarca insandan? 

Hadi hepimizi öldürdünüz ya da köleleştirdiniz, bizi cehenneminize aldınız, elinize ne geçecek? Dünya size mi kalacak?" (8)

Belki öyle sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Zira kirli oyunlarınızla; başlarına kar yağdırdığınız, kanlarını dökerek aldığınız o canların size olan kârı, nihayetinde görmeyen gözlerinize serpilecek  bir avuç toprak kadardır.

Satranç tahtasındaki piyon, şahı korumak için feda edilen ilk taş olsa da, o şahlar saraylarında şaraplarını yudumlarken,  balçığın içinde can veren oldular: tıpkı Einstein’ın dediği gibi; 'Savaş, zenginlerin fakirleri birbirine kırdırdığı bir sanattır.'

Her dönem kandırılan tarafta olmamak için kalıcı tedbirler almalıyız: "Atatürk dışında hiç bir kuvvet, insanlığı bu soyguncu katliamcı, tefeci bankerlerin yönettiği İsrail, İngiltere ve ABD saldırılarından koruyamaz. Sadece Türkiye Cumhuriyetine değil, Batı emperyalizminin söndürdüğü gelişmekte olan tüm toplumlara örnek Atatürk güneşi sönerse insanlık ışıksız kalır ki, bu 'Dünyanın Sonu' gelmiş demektir." (5) Yani, "ABD ile yatağa giren kemiklerinin kırılabileceğini göze almalıdır. ABD’nin sevgisi sahici bir sevgi değildir. Kirli oyunlarıa karşı tek güvence; "çağdaş demokrasi’nin önünü açan, Stalin ve Musolloni’ye meydan okuyan büyük önder Atatürk"'ün vizyonudur."(7) 

Hem Mahatma Gandhi ne demişti;

"Mustafa Kemal, İngilizleri yenene kadar Tanrı'yı İngiliz zannederdim."

Belirtelim ki;

"Juddi Krishnamurti: ‘İsyan eden insan dünyayı değiştirir’ demiş.

Düşünsenize,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk de o günün koşullarını olduğu gibi kabul etse ve isyan etmese idi Türkiye Cumhuriyeti olur muydu?

Bizler Türkoğlu Türk olur muyduk?

Hem bizim fıtratımızda 'isyan' yok mu?"(9)

O halde diyoruz ki;

Artık; "İnsan için, insanlık için,

İstiklâl, istikbal ve hürriyet için...

'Yurtta Barış, Dünyada Barış' için,

Görev ve sorumluluk bilinciyle,

'Dış'ın Düş'üne karşı İç'in Gücü' olmak; el ele, kol kola yürümek zamanıdır." (10) 

Bizim, "Tarih içinde ve insanlığın gönlünde daha adil, daha yaşanası ve mutlu bir dünya özlemi arayışımız var."(2) ve  bugün bu oyun bozulmazsa, yarın başka bir coğrafyada başka bir piyonun sessiz çığlığı duyulacaktır.

Oysa;

​"Kardeşçe yaşamak varken,

Kavga, dövüş, savaş neden?

...

Çökerler maden, petrole

Bürünürler bin bir role,

Alıp avantadan pası,

Çevirirler hemen gole."(11)

Son bir not;

Yer Ankara...

ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın Millî Savunma Bakanımızla olan görüşmesindeki o fotoğraf karesini gördünüz mü?

AKP'li Şamil Tayyar:

"Büyükelçi, sanki cumhurbaşkanı veya başbakan gibi bizim heyeti kabul etmiş! Böyle bir oturma düzeni olmaz, çok incitici."

 CHP'li Murat Bakan:

"Söz konusu olan kişiler değil; devletin itibarıdır, milletin onurudur."

İYİ Parti'li Lütfü Türkkan:

"Böyle bir oturma düzenine bizden başka sadece Suriye’de rastlanabilir. Bu adam büyükelçi mi, sömürge valisi mi?" diyerek tepkilerini dile getirdiler ki, gerçekten devletin, milletin onuru nerededir?

 "Bir fotoğraf, ne olacak deyip geçme! Binlerce sayfa yazı yazmanıza gerek kalmıyor ve bazen bir fotoğraf devir açıp devir kapatıyor. Gülten Akın'ın, 'İlk Yaz' şiirinde 'Ah kimsenin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya' dediği gibi..." (12)

Kendi evinde başköşeyi misafire değil, misafirin kibriyle gelen gölgeye bırakanlar; o evin anahtarını çoktan teslim etmiş sayılırlar. Oysa, diplomaside başköşe sadece bir koltuk değil, bir milletin eğilmeyen belkemiğidir.

Değerli okurlar,

Emperyalizm" ve "piyon" olmak!

Batı’nın sadece bugünü (siyaseti) değil, geçmişi (tarihi) de bir piyon oyunu gibi kurguladığı asla unutulmamalıdır.

"Emperyalizmin hedef aldığı,  "İçimizdeki Şeytan'ı ifşa eden diyor ki;

"İsmim Sabahattin Ali / Meskenim Kırklareli / Hâlâ sıkıyor musunuz / Beni öldüren elleri!" (8)

Mesela, Büyükelçi mi yoksa sömürge valisi mi bil(e)mediğimiz Tom'un elini!...

​SUAT UMUTLU 19 Ocak 2026

​Dipnotlar:

(1) Suat Umutlu.

https://www.turk360.tr/yazar/suat-umutlu/www-335-kose-yazisi

(2) Sedat Demirkaya, eğitimci, yazar, şair.

https://www.facebook.com/share/p/1DMyMmv8i5/

(3) Ethem Arı paylaşımından.

https://www.facebook.com/61573159073222/posts/pfbid0MZd2EubDXuhJRFmbQTugZEYzBr6k3E4Cuz1GmqFPGRXnJK4RcxmoWSYuzdD41Ct1l/?app=fbl

(4) Tuğrul Keskin, yazar ve şair.

https://www.facebook.com/share/p/1BAPVwuzMx/

(5) Kenan Özek, araştırmacı yazar.

https://www.facebook.com/share/p/14S2CNA455a/

(6) Zülal Kalkandelen, gazeteci yazar.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/zulal-kalkandelen/bir-numara-sendromu-ve-emperyalizm-2470396

(7) Basri Koyuncuoğulları, ekonomist, yazar.

https://www.facebook.com/share/p/1Aowjx498C/

(8) Ömer Asan, Heyamola Yayınları Yönetmeni.

https://www.facebook.com/share/p/1HNQZug7i7/

(9) Mesut Tim, 'Kitap Baba'. Yazar.

(10) Platform sayfası.

https://chat.whatsapp.com/Hif728liKAYLf6o6z9gdx3

(11) Yusuf İpekli, eğitimci yazar, şair.

https://www.facebook.com/share/p/1Hq4AaMzAn/

(12) Osman Aydoğan, yazar.

https://www.facebook.com/share/p/18WtBvuafa/

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

YAZARLAR

11.2° / 3°