Evrensel muhabiri Metin Göktepe otuz yıl önce bugün (8 Ocak 1996) Eyüp Spor Salonunda polisler tarafından dövülerek öldürüldü.
Resmi olarak yapılan ilk açıklamada “sandalyeden düştü öyle öldü” denildi. Devletin “alt düzey zekâsı” bu kadardı! Sonra daha üst düzey devreye girdi:
-Duvardan düştü öyle öldü!
Resmi açıklamalar “düşük akılla” tasarlanan yalanların ötesine geçemiyordu. Sonra devletin çok üst düzeyi devreye girdi. İstanbul’da işlenen cinayet davasının Aydın’da görülmesi için Adalet Bakanı müdahil oldu.
Bilin bakalım kim bu bakan?
Faili meçhuller denildiğinde akla ilk gelen isim: Mehmet Ağar!
Aydın’da başlayan süreç daha sonra gerçek bir gazetecilik destanına dönüşecek, Babıali tarihinde benzeri görülmemiş bir meslek dayanışmasına sahne olacaktı.
Gencecik Metin’in, hayatını ortaya koyduğu “fikri takip” ilkesi onun katilleri için adım adım uygulanacaktı. Hem de bütün gazetelerin ve televizyon kanallarının ısrarlı takibiyle… Bu onurlu gazeteciler ordusunun başında da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı ve Milliyet yazarı Nail Güreli yer alıyordu.
Aydın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Turgut Yıldırım, duruşma salonunda silahlı polisler ile gazetecilerin itişmeleri üzerine polisleri salondan atıp, duruşmanın Aydın Spor Salonunda devam etmesine karar verdi. Nail Güreli ertesi gün köşesinde şöyle yazacaktı:
-Galiba Aydın’da hakimler var diyeceğiz!
Ama diyemedik! Devletin “karanlıklar prensi” yine devreye girdi. Dava Afyon’a nakledildi!
Devlet halka karşı “zafiyet” göstermek istemiyordu. Ama bu ülkenin iyi insanları katillerden fazlaydı. Hâlâ da öyle!
Metin Göktepe Davası’nın ilk adımı olan fezlekeyi hazırlayan Polis Başmüfettişi 1. Sınıf Emniyet Müdürü Yaşar Gökışık, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar ve Müdür Yardımcısı Kemal Bayrak başta olmak üzere 51 polis hakkında soruşturma talebinde bulunmuştu. Ancak İçişleri Bakanlığı üst düzey iki memurunu dokunulmaz ilan ederek kenara ayırdı.
Dava Afyon’a nakledilince ilgi azalır diye tahmin edenler yanıldı. Tam tersine uluslararası hak savunucusu örgüt temsilcileri de Afyon’u mekân tuttular, gazetecilerle birlikte…
O zaman ki yazılarıma bakarak ilerliyorum. Afyon’daki ilk duruşmaya Metin’in koca yürekli annesi Fadime Göktepe, tekerlekli sandalye ile gelmişti. Aydın’dan dönüşte Bursa’da trafik kazası geçirip yaralanmıştı.
Metin Göktepe Davası’nın Metin’den sonraki en önemli ismi Fadime Ana idi. Her konuşmasında “hepiniz benim için birer Metin’siniz” demeyi ihmal etmezdi. Davayı izleyen, izleyemeyen bütün meslektaşlar onu çok sevdiler. O başlı başına bir kurum kimliği kazandı:
-Gazetecilerin Annesi Fadime Göktepe!
Afyon’da Metin’i öldüren polisler için tam anlamıyla önceden tasarlanan yeni süreç başladı:
-Polisleri yargılamama duruşmaları!
Afyon Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kamil Şerif, duruşmalara katılmayan firari polisler için bütün tutuklama taleplerini reddediyordu. Zaten iki yıl böyle oyladıktan sonra “benim yeğenimi solcular öldürmüştü o yüzden solculara karşı tarafsız değilim” diyerek davadan kendi çekildi.
Dedim ya bu ülkenin iyi insanları, katillerinden çoktur diye. Bir adli tatil döneminde sahici bir ağır ceza hakimi duruşmaları yönetmeye başladı:
–Fatma Nilgün Uçar!
O zamana kadar “kastı aşan fiil” suçu ile yargılanıyordu polisler. Yani Metin’i istemeden öldürmüşlerdi!
O gün avukat Fikret İlkiz, cinayetin fotoğrafını çekti:
-Bu dava işkenceyle adam öldürme davasıdır. Metin bin kişi arasından özellikle seçilmiştir. Öldürülmesinde kasıt vardır. Eğer istemiyorsanız, kafasına kırk kere vurmazsınız. Yere düşmüşken yüzlerce tekme atmazsınız!
Davanın şekli değişti. Kasten öldürüldüğü mahkeme tarafından kabul edildi. Kadın hakim devletin onca baskısına karşın adaletin nasıl olması gerektiğini gösterdi:
-Firari sanıkların (polislerin) tutuklanmasına..!
Metin Göktepe Davası gazeteciler tarafından toplu olarak ısrarla takip edildi. Açıldıktan 1212 gün sonra Metin’i öldüren polislerin mahkûmiyetiyle sonuçlandı.
Pek çok genç ondan etkilendi, sayısız kez söylediler:
-Ben Metin Göktepe’yi öğrendikten sonra gazeteci olmaya karar verdim!
Aradan geçen süre çok uzun ama acısı hiç dinmiyor. Fakat şu da bir gerçek:
-Otuz yıl geçti Metin Göktepe bitmedi!
Not: Metin Göktepe Dava sürecinde Milliyet’te yazdığım 35 yazımı sevgili Sertaç Çelik buldu. Bugün hepsini gazetedeki sayfaları halinde X hesabım olan @Nazım Alpman da yayınladım. Davayı merak edenler, arşiv için ihtiyacı olanlar bakabilirler.
ŞÜKRÜ GENÇ DAVASI
Hafta başında iki gün (5-6 Ocak 2026) Sarıyer’in üç dönem belediye başkanı olan Şükrü Genç, başkan yardımcısı İsmail Erdem ve arkadaşlarının yargılandığı davayı izledim.
Kazova Tekstil Fabrikası işçilerinden indirimli olarak kazak alıp bunları ihtiyacı olanlara dağıttıkları için “terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak” suçu(!) nedeniyle 10 aydır Silivri zindanında yatıyorlar.
Bu çileye en büyük dayanak ise gizli tanıklar ve etkin pişmaniyeciler. Şükrü Genç diyor ki:
-Bu iftiracılar benim için belediye görevlisi diyorlar. Ben görevli değil, başkanım. Bunu bile bilmiyorlar. 15 Yıl yönettim Sarıyer’i, Sayıştay, Danıştay ve İçişleri Bakanlığı müfettişleri 400 kere denetlediler. Tek soruşturma talebinde bulunmadılar. Devletin en üst makamları dururken niye görevimi bile bilmeyen iftiracılara itibar ediyorsunuz?
Genç avukat Güliz Baykal savunma yerine adeta isyan etti:
-Hukuksuzluğunuza alışmayacağız! Hapiste bir dakika bile yatmak fazladır. Ortada suç yok, iftira var. Bu insanları öldürmek mi istiyorsunuz?
Gerçekten de Şükrü Genç çok zayıflamıştı. İsmail Erdem de öyle. Bütün sanıkların ciddi sağlık sorunları var. Zaten Kaya Emir Dönmez ikinci gün duruşmanın başında fenalaştı ve hastaneye kaldırıldı. Umutlarla birlikte dava da 19 Ocak 2026’ya ertelendi!