Farkında olamadık. Kentimizi şuradan alıp buraya koyacak muhteşem bir olanak yağmur altındaki tuz yığını gibi yavaş yavaş kayboldu. Hâlbuki tarımımız ve sanayimiz adına dünya çapında başarılara erişebilir, kazanç üstüne kazanç sağlayabilirdi. Üstelik bu kazanç neredeyse Adana’daki herkesin kesesine katkı koyabilirdi.
Olmadı!.. Kör olası siyaset, liyakati ezip geçince, zengin petrol damarı gibi olanaklara sahip kurum ve birbirinden değerli tesisler elden gitti. Hem milyarlarca dolar kayboldu, hem de yıllarca kazanabileceğiniz milyarlarca dolarda mahrum bırakıldık.
ACIKLI SON
Çukobirlik’ten bahsediyorum…
Pamuk ve pamuk ipliği alanında, naçizane, uluslararası hakemlik yapacak kadar bilgim ve deneyimim var. Bilerek ve görüp yaşadıklarıma dayanarak yazıyorum.
1940’ta kurulan birlik, temelde çiftçilerin ortaklığı şeklinde gelişen kooperatifti. O yıllarda pamuk yer yüzünde en çok tüketilen dokuma elyafıydı ki, halen de öyledir. Ülkemizde ve tekstil dünyasında pamuk deyince Adana; Adana deyince de pamuk akla gelirdi. Ak Altın diyarı sayılırdı vilayetimiz. Çukobirlik de, tohum ve tarımsal mücadele alanlarındaki desteği dışında, ürünü gerçek değerinde alıyor, çırçır tesislerinde işleyip balyalayarak dışsatıma hazırlıyordu. Pamuk çiftçisi, ürününün elde kalmayacağından emindi.
Çırçırlama, tarladan gelen ve pamuğun (kütlü) çekirdeklerinden ayrılarak lif haline getirilmesidir. Birlik, zaman içinde çoğaltarak sawgin ve rollergin tesis sayısını arttırdı. Çekirdekten (çiğit) pamuk yağı üretti. 1970’lerde 107 bin iğlik dev iplik tesislerini çalıştırdı. Tesis, alanında büyük itibara sahip Rieter markasıyla göz doldurdu. Hazır iplik varken dokumaya geçildi ve duyanların ağzını sulandıracak yüzlerce Sulzer tezgâh şakır şakır yüksek kaliteli bez üretmeye başladı. Olmuşken, bir de boya, baskı ile çıta en yüksek noktaya eriştirildi. Açıkçası, müthiş diyebileceğimiz entegrasyona sahip oldu
YÜKSELİRKEN ÇÖKTÜ
Ayrıntılara girmeyeceğim. Milyarlarca Dolarlık varlık, tesisler itibariyle yükselirken göz göre göre çöktü. Liyakatten uzak, pamuğu sadece hastanede kan verirken görmüş, ipliği terzide tanımış idareciler özellikle ürün çeşitlendirilmesinden sonra kurumu batırdılar. Bence bu olumsuzluklar 1960 İhtilâlinden sonra başladı. Siyaset, üst düzey kadroyu kendi dümen suyunda kulaç atabilecek kişilerle oluşturdu. Her iktidar değişikliğinde bu kadrolar da değişti. Bilgisizlik yetmedi, bir de hırsızlık başladı. Hem alımlara hem satışlara “Rüşvet” denilen illetin hakim olduğu kanıksanacak kadar yayıldı. En sonunda, güzelim tesisler hurda fiyatına satıldı. Alanlar da, (yanılmıyorsam Pakistanlılar) hurda gibi değerlendirilen makineleri kurarak işletmeye geçtiler.
VE ANIT APARTMAN
16 katlı Çukobirlik Merkez Binasını yıkıyorlar. Yani zarar üstüne zarar… Koca bina, kooperatifçilik plâtformunda anıt sayılabilir. Gönül isterdi ki, burası hâk ile yeksan edileceğine, ne bileyim, öğrenci yurdu, otel, hatta sağlık merkezi gibi değerlensin...
Geriye kaldı araziler ve birkaç ildeki binalar, arsalar. Bir de acı, çok acı hatıra…
Adana, böylesine görülmemiş zararı hak etmedi ama, ne yaparsınız, sesimizi duyuramıyoruz. Duyurabilseydik, Şakirpaşa’nın apoletleri sökülüp atılmazdı, öyle değil mi?