AİLE, BOŞ NUTUKLARIN SIĞINAĞI OLMASIN…
Toplumcu gerçekçi anlayışla değerlendirildiğinde aile; yalnız kan bağıyla örülü duygusal bir liman olmadığı söylenebilirken, yaşamın tüm acımasızlığının ilk test edildiği sosyopsikolojik çıkmazların oluştuğu birim olarak karşımıza çıkar.
Toplumcu gerçekçi anlayışla değerlendirildiğinde aile; yalnız kan bağıyla örülü duygusal bir liman olmadığı söylenebilirken, yaşamın tüm acımasızlığının ilk test edildiği sosyopsikolojik çıkmazların oluştuğu birim olarak karşımıza çıkar. Bireyin sokağa çıkmadan, o büyük üretim çarkına kapılmadan önce kişiliğinin yontulduğu, ekmek kavgasının kendi dışında alınan kararlarla belirlendiği büyük yapı. Eğer aile; adaleti, emeği, dayanışmayı örgütleyemiyorsa, yalnız “mülkiyet” ilişkileri üzerine kurulu bir "vitrin" olmaktan öteye gidemiyor işte…
Bugün aile, piyasa ekonomisinin, yozlaşan değerlerin kıskacında yaşamda kalma çabası verirken bir başına... Sofrasındaki ekmeğin küçülüşü, “liyakatin” yerini “biata” bıraktığı bu düzende aile ya bireyi özgürleştiren bir demokrasi okulu olacak ya da toplumsal çürümeye taban hazırlayan bir sessizlik sığınağı... Benim için aile; boş “temennilerin” değil, somut bir dayanışmanın, onurlu bir duruşun başladığı yerdir. Eğer temel çürükse, üstüne kurulan hiçbir toplumsal yapı ayakta kalamaz…
***
Peki, bu kuşatılmışlık içinde aile nasıl ayakta kalacak? Sistem, aileyi yalnız bir "tüketim birimi" ya da "ucuz iş gücü fabrikası" olarak kodlarken, bu yapı bir direniş alanına nasıl dönüştürülecek, nasıl yaşama tutunabilecek? Aile, sistemin sunduğu o sahte "bireysel kurtuluş" masallarına kanmak istemediği gibi, kamusal haklarının zorluk çıkarılmadan verilmesini istiyor; hepsi bu! Sosyal devletin topluma yabancılaşan/ çürük/ köleci anlayışını değil; eğitimin, sağlığın, barınmanın ayrıcalığın ötesinde, anayasal bir hak olduğunu bilerek sistemin yasal boşlukları zorlamadan verilmesini istiyor!
Şunu dürüstçe söyleyebiliriz; sistem yalnız borçla değil, ivedi gereksinim sandığımız dayatmalarla da kuşatmış durumda. Televizyondaki o dizi karakterinin yaşamı evimizin başköşesine kurulmuşken, reklamlar "temizliğin" ya da "mutluluğun" bedelini bir deterjan markasına ya da son model bir telefon üzerine otururken, hangi "başkaldırıdan" söz edebiliriz? Eşine "bu deterjan sistemin tuzağı" dediğinde, çocuğuna "o ayakkabı lüks tüketim" diye seslendiğinde alacağın yanıt, gerçekliğin duvarına çarpıp geri dönecektir; bunu da unutmayın!
***
Duyduğunuzu sanıyorum; Akademik kürsülerden, sistemin çarkına ivme kazandırmak için çalışan araştırmalardan veriler, sonuçlar yayılır… Çocuğun eğitiminden tutun, sokaktaki şiddetin dinmesine, toplumsal barışın oluşmasına dek her düğümün çözümünü ailenin omzuna bırakılır! Mutfağındaki yangını söndürmeye çalışan, aldığı ücretle ayın sonunu borçlarla getiren, temel gereksinimlerini karşılamayan aileden hangi "toplumsal mucizeyi" bekliyorsunuz? İstediğini tüketemeyen, çocuğunun beslenme çantasını dolduramayan, soluyan ancak yaşayamayan geleceği belirsiz, yarını sistemin dudakları arasına bırakılmış ana-baba; çocuğunu şiddetten nasıl koruyacak, ona hangi barışın dilini öğretecek; söyleyin haydi!
Sistem, kendi kazanma hırsından kaynaklı doymazlığından oluşan yoksulluğu, eğitimsizliği örtbas etmek için aileyi bir günah keçisi gibi ileri sürmekten uzak durmuyor! "Çocuğun eğitimi ailede başlar" diyerek; niteliksiz okulları, ticarileşen eğitimi, fırsat eşitsizliğini görünmez kılarak aslında amacını ortaya koyuyor! Aile önemliyse, neden dargelirlilerin yıllarca çalışmakla bir araya getiremeyecekleri bedeller bir yıl için özel okullara ödeniyor? Dünya ergilerinden her türlü yararlanmalarına karşın neden onca ödeme yapmaktan kaçınmıyorlar? Ayrıca her akşam televizyonda lüks yaşamı izleyip sabah pazar artığı toplayan bir babanın, çocuğuna "tutumlu ol" demesi yaşamın neresinde yer bulur? Sokaktaki şiddeti ailenin çözeceğini söyleyenler; işsizliğin, geleceksizliğin, ev içindeki erincin nasıl bir cinnet eşiğine getirdiğini neden görmezden geliyor?
***
Bu can yakıcı tablodan çıkacak sonuç şudur: Aileden beklentisi olanlar, önce ailenin çalınan geleceğini geri vermeli... Karnı aç bir babadan toplumsal barışın elçisi, çocuğunun harçlığıyla kira bedeli arasında sıkışan bir anadan pedagoji uzmanı yapamazsınız! Sistem, kendinden kaynaklı çıkmazların faturasını aileye keserek sorumluluktan kurtulmaya, araştırma firmaları da bundan pay almaya çalışıyor her zaman olduğu gibi...
Çözüm mü? Aileyi "günah keçisi" göstererek olmaz bunlar… Eğitimin ticari, sağlığın ayrıcalık olmaktan çıkmasıyla başlanabilir örneğin... Ayrıca insanca bir ücret, güvenceli bir gelecek, eşit bir bölüşüm sağlanmadığı sürece, hepsi koca bir yalan olacaktır. Aile; boş nutukların sığınağı değil, emeğin onuruyla kurulacak toplumun sarsılmaz basamağı olmalıdır…
Oktay EROL
26.03.2026 19:17:00
-
1
CHP'Lİ GÜRER'İN “KIRMIZI MAZOT UYGULAMASINA ACİLEN GEÇİLMELİDİR”
-
2
SELÇUK ARTUT’UN “OTONOMİ: AKIŞKAN GEOMETRİ” ADLI SERGİSİ AÇILDI
-
3
İLKOKUL ÖĞRENCİLERİNDEN “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” GÖSTERİSİ
-
4
CHP’Lİ ŞEVKİN ve 200 LİRA!
-
5
VALİ YAVUZ KARATAŞ PAZARINDA
-
6
YAVUZ: ADANA’NIN MARKA DEĞERİNİ YÜKSELTECEĞİZ
-
7
“MUTLULUK ORANI YÜZDE 75’LERİN ÜZERİNE ÇIKMALI
-
8
KATARAKT YAŞ SINIRI TANIMIYOR
-
9
Tuncay DAĞLI yazdı/ TERE....
-
10
ZEYDAN KARALAR DA “OYA TEKİN’E ADALET" İSTEDİ
-
11
MHP İL BAŞKANI KANLI’DAN BÜYÜKŞEHİR’E ÇAĞRI
-
12
TBMM GENEL KURULU TOPLANDI

