ANNEMİM GÖZÜNDEN BEN

Derler ki anneliği atmışlar yırtıcı hayvanların önüne, hiç biri dokunmamış. Boşuna değil işte bu söz. 

Benim nasıl bir anne olduğumu kızımın bana verdiği olağan üstü hizmetten anlıyorum. Ayağımı yere bastırmadı hiç. Elinden gelse bu devasa bedenimi alıp sırtında gezdirecek hep. Beni hastaneye götürüyor yapılacak tüm işlemleri o bana yapıyor. Kimseye dokundurtmuyor. Açıkçası ben de ondan başka kimsenin damarıma girmesine serum takmasına izin vermiyorum. Sanki ben onun annesi değilim o benim annem. Zaten zaman zaman aklım karışıyor ona anne diyesim geliyor. Gece yanımdaki odadan sık sık kalkıp nefes alışverişlerimi dinlediği oluyor. Benim gözüm kapalı ama onun sessiz gelişlerini duyuyorum. Akşamları iş dönüşü eve girip ışıkları açtığında sanki üzerime güneş doğuyor. O benim gece ay ışığım, gündüz güneşim her halükarda. İşten biraz geç gelse yüreğim göğüs kafesimden çıkacak gibi oluyor. Üzerime zifiri bir karanlık çöküyor. Ellerim havada bin bir dualar ediyorum. Sanki gün ortasında birden güneş tutulması olmuş ve dünya karanlık bir çağa girmiş gibi oluyor. O benim gözümdeki ışık ve ruhumdaki aydınlık. Yaşama hevesim sığındığım barınağım. O işteyken başucumda onun bebekleri var, onlarla konuşuyor teselli buluyorum. Ben yıllarca çocuklarımı gözlemledim “acaba hangisi benim gibi bebeklerle oynayacak diye.” Baktım ki bir tek o, bebeklerle oynuyor. O kendi karakteriyle doğdu. Öyle bir bereketle doğdu ki o, bir tekne hamur pişirdikten sonra, hemen ocağın önünde ağrısız sancısız doğdu. Onun kafasının değdiği o ocağın önü yıllarca bereketin bolluğun tek yeri oldu. O sene koyunlar inekler çifter çifter doğurdu. Sütler sığmadı kazanlara taştı ‘O’ ocaktan. O yıl Hızır aleyhi selamın eli değdi hanemize sanki. Peynirler çökelekler postlara sığmadı o yıl konu komşuya, gelene gidine dağıttık hep. O erkek çocuğu olsaydı babası belki çifter kurban keserdi ancak onun gelişinin bereketi tüm hanemizi huzurla sarmıştı. Ondan önce tam 10 çocuk doğurmuştum ama sanki şimdiye kadar sadece onu bekliyormuşuz gibi bir sevinç vardı ailenin üzerinde. Gerçi abisi hemen sormuştu kendine erkek kardeş gelmiş mi diye ve hayal kırıklığı yaşamıştı bir müddet. Babası her zamanki gibi ocağım yine kör olacak diyerek yorganını alıp Çukurova’nın yoluna düşmüştü yine. Ama ben onun kara üzüm gözlerine ve simsiyah uzun saçlarına baktığımda içime bambaşka bir duygu işlemişti. Hiç kimsenin kucağına vermedim. Üzerinde bir bulut geçsin istemedim. Ayrıca tüm kardeşlerin sevgilisi olmuştu kısa zamanda. Öyle anlamlı bakıyordu ki sanki ben sizin ne dediğiniz biliyorum der gibiydi. Gülmek için de fırsat arıyordu sanki. Onunla beraber hepimiz kahkahalara boğuluyorduk. Bu duyguyu hiçbir çocuğumda yaşamadım daha önce. Belki de fark etmedim. Onun attığı ilk adımlar sanki hepimiz yeniden yürüyormuşuz gibiydik. Ayrıca o yürüyene kadar nerdeyse hepimiz emekliyorduk ve onunla beraber ayağa kalktık. Maceramız henüz başlıyordu. Herkesin elinde süt bardağı onun peşinden koşturuyorduk. En özel yiyecekler onun için pişiriliyordu. Yoğurdun kaymağı onun için ayrılırdı. Yaşama bakış açımız değişmişti, önceliğimizdi o. Şimdiye kadar yaşamadığım tüm anneliğimi ona yönlendirmiştim. Ben dâhil tüm ablaları da ona annelik yapıyordu. Zaman zaman şehre, diğer aile üyelerinin yanına gidip kaldığımda ablaları da beni hiç aratmıyordu. Ancak bir gün şehirdeyim, içimi bir sızı kapladı. Ona bir şey olacağını hissettim. Daralmış yüreğim hemen köye gitmemi istedi. Gece yarısı bir araç buldum köye geldim hızla eve koştum. Kapıyı kırarcasına çaldım ve büyük kız bağırtıyla kapıyı açtı. Hemen beşiğe koştum. Beşiğin ipi boynuna dolanmış kurtulmak için çırpınıyor, neredeyse boğuluyordu. O gün benim için çok büyük bir sınav oldu bir daha onu kucağımdan indirmedim. Fakat handikabın en büyüğünü daha yeni yürümeye başlarken yaşadım. Bir gün Ceyhan nehrinin kenarında oynuyordu birden dikkatimizden kaçmış olmalı ki gözden kayboldu. Uzaktan simsiyah saçlarını suya batıp çıkarken gördüğümde hemen bayılmışım. Kardeşimin eşi nehre atlayıp onu kurtarmış. Ben çok sonradan uyandım. Sanki öbür dünyaya gidip geldim onunla beraber. Ben şimdi öyle çok korkuyorum ki onun için havadan sudan rüzgârdan fırtınadan. Sanki her doğa olayı onu benden alacakmış gibi. O benim bedenimin bir parçası. Ruhumun diğer yarısı. Caddelerde karşıdan karşıya geçtiğini düşündüğümde, acaba bir olay başına gelir mi diye yüreğim daralıyor. Semt pazarına giderken, o gelene kadar elimde tespih dilimde dua onu bekliyorum kapının arkasında. Hatta çıkardığı terliklerin yönünü evin içine doğru çevirerek bir an önce sağ salim eve dönmesini istiyorum. Ona karşı o kadar bir hasret içinde oluyorum ki bazen, dizilerde filmlerde ona benzeyen varsa izliyorum. Bir gün dedi ki bana, anne neden hep bu diziyi izliyorsun? Başrol oyuncusu sana benzediği için izliyorum dedim. İlk anne dediği günden beridir ne zaman anne dese kalbim göğüs kafesimden çıkacak gibi oluyor. Küçükken ateşlendiği zamanlardaki uykusuz gecelerim hiç değişmedi şimdi tırnağı acısa benin yüreğim tutuşuyor. Onun bana anlatmadığı sıkıntılarını hissederim hep. Onun hücrelerinde benim hücrelerim var. Elleri benim kopyam. Zekâsını kesin benden almış. 

Derler ki anneliği atmışlar yırtıcı hayvanların önüne, hiç biri dokunmamış. Boşuna değil işte bu söz.               

Kişisel zekâsı öngörüsü tamamen benimle aynı. Hele o merhameti vicdanı, benimle yarışır. Ben ona o kadar referans oluyorum ki, herkese en iyi evladın o olduğunu kesinlikle söylerim hep. Biri zorda olsa, onun bir melek gibi yardımcı olacağını biliyorum. O benim hala kalbimde büyütemediğim küçüğüm benim. 

O yürüyene kadar kucağımda idi yürüdükten sonra onun ellerini hiç bırakmadım. Şimdide o benim ellerimi hiç bırakmıyor. Ben onu her zaman yanımda ne kadar gururla taşıdıysam o da şimdi daha fazlasını bana yapıyor. O beni o kadar çok gururlandırdı ki saymakla bitiremem. Onun eğitiminde ve mesleğindeki başarısı hep gurur kaynağım oldu. Benim beklentilerimi öyle bir karşıladı ki her zaman hayallerimin ötesine geçti. O birinci üniversiteyi bitirince, ben etrafımdakilere benim kızım 4 üniversite mezunu dedim. Çünkü onun azmini ve kapasitesini çok iyi biliyordum. Ve kısa süre içerisinde dördüncü üniversiteyi de bitirdi. O her sınava gittiğinde benim midemde kelebekler uçuşurdu sanki sınava ben giriyormuşum gibi. Sırtını sıvazlar dualarla sınava yollardım. Geldiğinde yine kapıda karşılardım. Nasıl geçti diye heyecanla sorardım. Sınav sonuçlarının açıklanmasını ben daha çok heyecanla beklerdim. O ders çalışırken televizyonun sesini asla açmazdım sadece görüntü ile yetinirdim. Her türlü sınava beraber hazırlandık ve adeta beraber girdik. Çünkü ben dualarımla hep onun yanındaydım. O benim dilimdeki duamdı her an. Hatta bazen rüyamda bile ona dua ederken uyanırdım. İşte o benim en kıymetlim sesim ve nefesimdi. Ayrıca ben ona şifalı ellerimin enerjisini de aktardım. Sadece ona canımdan can vermedim. Ona tüm genetik mirasımı bıraktım. O her ne kadar mesleki olarak bilgi görgüsünün ışığında insanlığa hizmet etse de şifalı elleri de benim eserimdir. O dokunduğu kalpleri ve ruhları iyileştirir. Dokunduğu hayatları değiştirir. Ayrıca fiziki olarak bir insana dokunduğunda ellerindeki tüm şifasını aktarır. Torunlar çok ısrar ettiler onlara el vermem için. Ama ben daha 5 yaşındayken ona verdim bu şifalı ellerimi. Çünkü onun şifa dağıtan bir meslek sahibi olacağını biliyordum. Ayrıca onun parmakları ve tırnakları da benim kopyam. Hastaları bunu fark etmişler. Ellerinde büyü var demişler senin. Ben başta ak sütüm olmak üzere canımdan verdiğim her bir hücre için binlerce kez hakkımı helal ettim ona son nefesime kadar. Zaten son nefesimi onun kucağında verdim. Her gün tespih çeker Allaha dualar ederdim hayırlı bir son için. Yatağımda sevdiklerimin kucağında elden ayaktan düşürmeden aklım başımdayken son nefesimi vermek için. Ben ona hep söylerdim bir gün öleceğimi. Sakın korkma demiştim. Hastanede yoğun bakımdaydım. Beni eve götür evde yatağımda ölmek istediğimi söyledim. O beni eve getirdi. Kendisi akşam vardiyasında işe gitti. Odamı bir yoğun bakıma çevirdi adeta. Oksijen tüpü her türlü tıbbi malzemeler hangi saatte hangi ilacın verileceğine dair upuzun bir liste ve başıma vardiyalı yardımcılar koydu. Ama ben acele ediyordum her dakika yardımcıya aratıyordum ne zaman gelecek diye. O gelmeden gitmek istemiyordum. Ve her zamanki gibi geldi hemen yanıma koştu. Sabahtan beri hiçbir şey yememiştim. Bir bardak süt içirmek çok ısrar etti ama içemedim. Ve tam o sırada başım onun kollarına düştü ve son nefesimi bu şekilde onun kollarında verdim. Cenazemi onun yıkaması için vasiyet etmiştim. Çünkü ben sadece onun nazik ve şifalı elleriyle son defa bedenimi arındırmasını istedim.         

 

Hilal Uludağ

 21.03.2026

19.35-02.02       

 


Hilal ULUDAĞ

22.03.2026 09:47:00

YAZARLAR


ŞEKERİN VÜCUDA BU 6 ZARARINI BİR BİLSENİZ!

TAMER DAĞLI’NIN ANNESİ VEFAT ETTİ

60 GÜNDE BİN ŞİRKETTEN KONKORDATO BAŞVURUSU

“KARATAŞ VE YUMURTALIK NEDEN TEŞVİK KAPSAMINDAN ÇIKARILDI?”

“KÜRESEL SU KRİZİ TARIMI VE GIDA GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR”

CHP ADANA İL’DE BAYRAMLAŞMA

Düzgün COŞKUN Yazdı/ HAYAT SİZE GÜLMÜYORSA SİZ HAYATA GÜLÜP GEÇİN

Hilal ULUDAĞ Yazdı/ SEN DE BEKLEYECEKSİN BİR GÜN BENİ

GÜNÜN FOTOĞRAFI

ZEYDAN KARALAR SAHALARA İNDİ

ÇUKUROVA’DA NAZIM KATI VETERİNER MÜDÜRÜ OLDU

VALİ YAVUZ’DAN RAMAZAN BAYRAMI MESAJI

‘MUTLU BİR AĞIZ, MUTLU BİR HAYAT’ AĞIZ SAĞLIĞI HER YAŞTA ÖNEMLİ!

ŞEKER SAĞLIĞINIZI TEHDİTEDEBİLİR

PİR SULTAN ABDAL YÜREĞİR’DE SAHNELENECEK

VALİ BAYRAM ÖNLEMLERİNİ DENETLEDİ

İbrahim ORTAŞ yazdı / SAVAŞIN GÖLGESİNDE NEVRUZ VE RAMAZAN BAYRAMI