BAYRAM ŞEKERİ/ KAPİTALİZM ŞEKER SEVMEZ!

“Bayram şekeri” denildiğinde kuşaklar arası yanıtı belirsiz bir anlam karmaşası yaşandığını biliyorum… “Bayram” konusunda değil/ “şeker” konusunda değil, ancak konu “bayram şekeri” denildiğinde durum başka…

“Bayram şekeri” denildiğinde kuşaklar arası yanıtı belirsiz bir anlam karmaşası yaşandığını biliyorum… “Bayram” konusunda değil/ “şeker” konusunda değil, ancak konu “bayram şekeri” denildiğinde durum başka… Bir yanda yaşamında büyük izler bırakanlar, diğer yanda hiç hiçbir anlam veremeyenler… Her şeyden önce “şeker şekerdir”, “şekerin bayramı” ya da “şekerin düğünü” konusu belleği tırmalayıcı olarak düşünülebilir…

Öyle çok öncesine gitmeyelim; milenyum öncesi ile sonrası kuşaklar arasında bile belki anlamı bilinen, bilinmesine karşın susulan, ya da üzerinde düşünmeye gerek duyulmayan, kuşakları “inceldiği yerden kopması” için ulu/ orta alana salıveren bir süreç içinden geçiyoruz belki de değil mi? Kuşaklar arasında oluşan uçurumu anlıyormuş gibi yapıp, aslında “anlamamayı” içselleştiren bir umursamazlık bu! 

***

Teknolojinin gelişmesinden değil, gelişmenin “kölesi” olmak korkutucu… Elbette istediğinin nerede olduğunu bilmek, aradığında sesini duymak, yüzünün rengini binlerce kilometre uzaktan görebilmek güzel de; bu denli teknolojiye zaman ayırmak, bu denli teknoloji olmadan yaşamı yok bilmek, bu denli teknolojiyi yastık yanına taşımak doğru mudur? Teknolojiden iki dakika uzak durmayı bilmemek, telefonun şarjı bitti diye dellenmek, yan odayla sanal iletişim kurarak yaşamak doğru mu gerçekten? 

Ne oluyor biliyor musunuz? Teknoloji, kuşaklar arasındaki o görünmez duvar örmekle kalmadı, onu bir tür 'toplumsal yabancılaşma' laboratuvarına dönüştürdü, bayram şekerini unutturdu, çocukların kapı çalınmasını birçokları bilmiyor! Çocukların da büyüklerin de bayram şekerleri vardı, ancak yalnız “bayram şekeri” değildi bu; sosyalleşmenin, toplumun bireyi olmanın, birlikte yürüyebilmenin, birlikte gülebilmenin “tatlı' bir gerekçesiydi tüm bu yaşananlar…

***

Yeni elde edilen bir ürünün “nasıl” kullanılacağı anlatılır değil mi? Aracın nasıl sürüleceği, ilk kez alınan bir teknolojik ürünün nasıl kullanılacağı öğrenilir/ öğretilir değil mi; ama nedense işin başında “teknoloji” konusunda bilinçlendirici/ öğretici/ eğitici bilgiler vermek yerine içine uçurucu gaz doldurulmuş balon gibi toplum önüne bırakıldı! Aynısı tüm elektronik ürünler için de yapılsaydı, “al istediğin gibi kullan” denilseydi ne olurdu acaba? 

Bayram ya da diğer özel günler milenyum sonrası kuşak için “emoji” bırakmanın dışında anlamı var mıdır acaba?  Öyle demeyin, “emeksiz, çaba harcamadan, dokunmadan, gülüşünün sesini duymadan” kurulan iletişim ağından söz ediyorum… Biliyor musunuz, artık şekerin kağıdını hışırdatarak kurulan o uzun söyleşiler yok! Emek vermeden yol almanın kutsandığı bu yeni dünyada “şeker” yine bayram şekeri, ancak o şekeri anlamlı kılan “toplumsal bağ” artık köleliğin zincirine bağlı…

***

Yaşadıklarımız, avcumuza hapsedilmiş "dijital kölelik" durumu... Toplumun “özgürleştirildiği” ileri sürülerek köleleştirilmesinden başka bir şey değil bu! Bu yaşanan zamanımızı çalmakla kalmıyor; insanları birbirine, komşusuna, aynı sofrada oturduğu ailene bile yabancılaştırıyor!  Toplumsal yabancılaşma, bayram şekerinin uzatıldığı elin sıcaklığını yaşamak yerine, sanal akışı yeğlemek başlıyor!

Toplumun harcı olan ortak sevinçlerin yerini bireysel gösterişler, ardından gelen derin ıssızlık… Şekerin tadını değil, fotoğrafının kaç beğeni alacağını düşünen bir kuşak köleliğinin zincirlerini "beğeni" butonlarında yaşıyor.

***

Suçlu kim; kuşaklar mı? Yapmayın! Perşembenin getireceğini çarşambadan öngöremeyen/ sorgulamayan tüm etkin yapıların/ kurumların/ örgütlerin hiç mi suçu yok?  Yeni kuşakların “bayram şekerini” unutması onların seçeneği değildi; onları bu unutuluşa sürükleyen, teknolojiyi nasıl kullanacağını öğretmeyen, kapitalizmin parıltılı tuzaklarını görmezden gelenlerin öngörüsüzlüğü değil mi?

Şunu çok iyi bilelim… Kapitalizm kendini” en iyi” yaptığı işte gösteriyor, teknolojiyi istediği gibi kullanarak yabancılaşmayı, köleleşmeyi, belleği törpülemeyi, toplumsal kaygıları umursamamayı çok iyi içselleştiriyor… Bayram şekeri kapitalizmin umurunda değil; paketinin albenisiyle, o paketi kaç kişinin “beğendiğiyle” ilgilenir oldum olası! Toplumun bağlayıcı harcı olmaktan öte köleleşmesi/ yalnızlaşması/ umursamazlığı kapitalizmin işine daha iyi yarıyor! Bayram şekerini yalnızca tatlı bir nesne olarak değil; belleği, dokunmayı, birlikte gülmeyi anımsatan bir simge olarak düşünmek mi; zor, ancak umut hep var… 

 


Oktay EROL

19.03.2026 21:45:00

YAZARLAR


VALİ BAYRAM ÖNLEMLERİNİ DENETLEDİ

İbrahim ORTAŞ yazdı / SAVAŞIN GÖLGESİNDE NEVRUZ VE RAMAZAN BAYRAMI

OYA TEKİN’E ÖZGÜRLÜK İSTEDİLER

Nazım ALPMAN Yazdı/ MUHALEFETİN KIYMETİNİ BİLİN!

ÇAĞ ÜNİVERSİTESİ’NDE DOĞU AKDENİZ VE KIBRIS KONFERANSI

SEYHAN’DA BAYRAM ÖNCESİ GIDA DENETİMİ

HORLAMA 20’Lİ YAŞLARDA ARTIYOR!

EVLENMELERDE AZALMA, BOŞANMALARDA ARTIŞ VAR

ZEYDAN KARALAR, SAYGI ÖZTÜRK’E KONUŞTU

35 YIL SONRA ADANA YENİDEN PATROİT İLE TANIŞTI

Mahmut TEBERİK yazdı /RAMAZAN DAVULCULARI

İNCİRLİK’E YENİ BİR “PATRİOT” KURUYOR

ŞERİF KAYA’DAN “MOR TEPELERDEKİ ÇOCUKLUĞUM” ROMANI

VALİ YAVUZ’DAN ŞEHİTLER VE ÇANAKKALE MESAJI

SEYHAN’DA ZAM ORANI AÇIKLANMADI

AOSB’DEN YENİ PROJELER

ŞEVKİN: 20 BİN DİŞ HEKİMİ İŞSİZ!