BİZİM SOKAK

Oturduğumuz sokak şehrin kenar mahallelerinden birindeydi. Evler genellikle tek ya da iki katlı, sokaklar dar ve asfaltsızdı.

BİZİM SOKAK (öykü)

Oturduğumuz sokak şehrin kenar mahallelerinden birindeydi. Evler genellikle tek ya da iki katlı, sokaklar dar ve asfaltsızdı.

Evimizin bulunduğu mahalleye yukarıdan bakıldığında evler dümdüz, tabak gibi görünüyordu.

Mahallede genelde herkes birbirini tanırdı. Hele sokaktakiler birbiriyle akraba gibi kaynaşmıştı. Evlerin kapıları sokağa açılırdı. Bir iki basamak merdivenlerle çıkılan evlerde oturanlar, karşıdan karşıya rahatça sohbet edebilirlerdi. Evinizin içindeki sohbete, karşı evde oturanın kulak misafiri olması çok kolaydı. Sabah kalkınca komşular karşılıklı günaydınlaşır, bir şey gerektiğinde hemen yan taraftaki ya da karşı taraftakine seslenilirdi.

Okulum bir sokak ilerideydi. Gidip gelmede pek zorlanmıyordum. Bazen karnım acıktığında ya da bir şey gerektiğinde teneffüs sırasında duvardan atlar eve gelirdim.

Oyun oynamak her çocuk gibi benim de vazgeçilmez tutkumdu.

Aynı sokakta beş, altı arkadaş vardık. Okuldan arta kalan zamanlarda bazen öteki sokaklara da gider, oradaki arkadaşlarla misket oynardık.

Oyun sırasında kazandığımız misketleri eve götürmeye korkardık. Ben hiç getirmez, arkadaşlarıma emanet ederdim. Veya gizlice getirir, kimsenin bulamayacağı bir yere saklardım. Çünkü annem veya ablam bulduğunda hiç gözümün yaşına bakmaz, çöpe atardı.

Oyun oynamayı geceleri de bırakmazdık. Büyükler evde oturup, dinlenirken ya da misafir ağırlarken, hava kararmış bile olsa sokağa çıkardık. Sokak lambalarının ışığında kovboyculuk, saklambaç oynardık.

Sokakta oturanlar her akşam bir evde toplanır, sohbet ederlerdi. Bazen de sandalyeler sokağa çıkarılır, açık havada oturulurdu. İnsanlar birbiriyle akraba gibi kaynaşmışlardı. En küçük bir şeyde hemen birbirlerinin yardımına koşar, her dertlerini paylaşırlardı.

Biz iki katlı bir evin alt katında oturuyorduk. Evimiz kiraydı. Ben ilkokula başlayınca bu evi tutmuştuk. Daha önce aynı mahallede birkaç sokak ötede oturuyorduk. Evi annemle ben bulmuştuk. Daha doğrusu annem kiralık ev ararken beni de yanında götürmüştü. İki oda bir mutfak. Mutfağın içinden geçip banyoya, banyodan tuvalete girilirdi. Her şey iç içeydi.

Sokağın iki yanındaki evler yan yana, boşluksuz dizili, arkalarında da sırtlarını dayadığı başka evler vardı. Bizim evle, arkadakinin duvarları arasında yarım metre kadar boşluk vardı.

İçinde sekiz kişi yaşadığımız evimizin karşısında çocukları olmayan bir aile vardı. Mehmet Amcayla eşi Nazife Teyze. Mehmet Amca otuz beş yaşlarındaydı. Eşi de ondan beş altı yaş küçüktü. İkisi de temiz yüzlü, aydın görünüşlü insanlardı. Sokakta oturan herkes onların birbirine bağlılığına hayrandı. Çifte kumrular gibiydiler. Ben Nazife Teyzeyi eşinden daha çok severdim. İyi yürekli, hanım hanımcık biriydi.

Mehmet Amca da kötü biri sayılmazdı aslında. Ama biz çocuklara çok sert davranırdı. Hepimiz ondan çok korkardık. Devlet memuruydu. Kimse onu takım elbisesiz, kravatsız göremezdi. Jilet gibi ütülü pantolonlar giyerdi. Üstü başı tertemizdi.

Bana kravat bağlamasını Mehmet Amca öğretti. En büyük ağabeyim lüks bir lokantada garsondu. Sık sık bir takım elbise giyip, kravat takardı. Ancak bağlamayı beceremezdi. Bu yüzden kravatını bağlaması için benimle Mehmet Amcaya gönderirdi.

Bu işten benim kadar Mehmet Amca da sıkılırdı.

“Söyle abine, kravatı çıkartırken, bozmasın..” diye çıkışırdı.

Sonunda bir gün dayanamayıp, “Gel, şu medeniyet yularını bağlamasını sana öğreteyim, sen buraya gelmekten kurtul, ben de kravatçıbaşı olmaktan”, dedi.

Kravat bağlamasını, birkaç denemede öğrendim. Artık onu bu iş için rahatsız etmiyordum.

Mehmet Amcanın bir huyu vardı. Kendisi evdeyken sokakta çocukların oyun oynamasını istemezdi.

Sabah işe erken gittiği için onu göremezdik. Ancak işten döndüğünü herkes fark ederdi. Çünkü daha sokağa adımını atar atmaz, oyun oynamakta olan çocuklara, “Paydooooos!”, diye bağırırdı.

Paydos, komutuyla sokakta tek çocuk kalmazdı. Herkes bir yere girer, kaybolurdu. Ta ki o, evinin kapısından içeri adımını atana kadar.

Eğer o “paydos” dediğinde ortadan yok olunmazsa ifade alınma seansları başlardı. Hemen ilk gördüğü çocuğun yanına gider, hazır ol pozisyonuna sokar, kulağını parmakları arasına alırdı. Kıvırır da kıvırırdı. Morarıncaya kadar. Çocuğun isterse hiç suçu olmasın.

Mahallede adı ‘Çocuk Terbiyecisi’ ne çıkmıştı. Anneler, babalar, çocuklarını korkutmak için, “Mehmet Amcana söyleyeyim de, gör halini”, derlerdi.

Ben, herhangi bir suç işlemediğim ve yaramazlık yapmadığım için ondan korkmama gerek olmadığına inanırdım. Bu yüzden de sokağa girince kaçmak için bir girişimde bulunmazdım. “Paydooos!” diye bağırdığında, bir duvar kenarına çekilir, onun önümden geçmesini beklerdim. Ancak o azarlayacak çocuk bulamayınca, gelir, benim önümde durur, “Söyle bakalım, bugün ne haltlar yedin?” diyerek azarlamaya başlardı.

Yüzüm kıpkırmızı olurdu. Hiç sesim çıkmazdı. Sustuğum için beni suçlu zannederdi hep. Ellerime vururdu. Kulağımı çekerdi. Başım önümde hiç karşılık vermezdim. On, on beş dakika kadar süren azar ve nasihat faslından sonra çeker giderdi. Bu yüzden içimden ona çok kızardım. Haksızlık yaptığı için..

Mehmet Amcayla beş yıl aynı sokakta, karşı karşıya evlerde yaşadık. İlkokul çağını onun disiplin anlayışıyla yaşayarak geçirdim. Aynı sokakta oturan ailelerin, benim yaştaki çocukları da tanıdı Mehmet Amcayı. Otoriter sesi belleklerimize işledi.

Bizden iki yıl sonra da Mehmet Amca ayrıldı mahalleden. Çalıştığı kurumdan lojman vermişlerdi. Oraya taşındı.

Aradan yıllar geçti. Başka şehirde yaşadığım için Mehmet Amca’yı uzun süre görmedim. Bir gün konuşurken ablam vefat ettiğini söyledi. Eşi Nazife Teyze ondan önce göçmüş bu dünyadan. Ne zaman sözü açılsa ‘medeniyet yuları’ dediği kravatı bağlamayı ondan öğrendiğim aklıma gelir. Baskıcı biri olsa da bana bir şey öğrettiği için minnet duyarım.

(T.D.)


Tuncay DAĞLI

3.01.2026 16:44:00

YAZARLAR


Mahmut TEBERİK yazdı / BEŞ ÇOCUK TALEBİ VE ASGARİ ÜCRET

Nurettin ÇELMEOĞLU Yazdı/ BİZ BEŞ OCAKLARI DOYA DOYA YAŞAMIŞ KUŞAĞIZ

Suat UMUTLU Yazdı / ​MİZAN / ABD: "AMA!" BİLE DİYEMEMEK...

Aydın SİHAY Yazdı / KOLAY MI BU ŞEHRİ BIRAKIP GİTMEK

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN 500 OKULA SPOR MALZEMESİ

ADANA 2025’TE İHRACATTA İSTİKRARINI KORUDU

Düzgün COŞKUN Yazdı/ BASIN MESLEK İLKELERİNİN YILMAZ SAVUNUCUSUYDU

ADANA’DAN YÜKSELEN BAĞIMSIZLIK ÇIĞLIĞI

"ADANA MİLLİ MÜCADELEYE BÜYÜK KATKI SAĞLAMIŞTIR"

5 OCAK’I ONUR VE GURURLA KUTLUYORUZ

SATRANÇ ŞAMPİYONASINA 320 SPORCU KATILIYOR

KIRSALI KALKINDIRAN PROJEDE 32 ÜRETİCİYE MAKİNE DESTEĞİ

LAHANA TURŞUSU TOK TUTUYOR!

“HİND RAJAB’IN SESİ” FİLMİNİN ADANA GÖSTERİMİ

ZAYIFLIK TAKINTISI HAYATI TEHDİT EDİYOR!

ERDOĞAN VAROL SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI

FERDİ TAYFUR, SARICAM’DA ANILDI