EĞİTİM ENSTİTÜTÜLERİNDE YATILILIK-III

Eğitim Enstitüleri yatılı okumak zorundaydı. Yatılılık, bilinçli bir pedagojik tercihti. Eğitim Enstitülerinin yatılı olması bir imkân meselesinden çok, iyi düşünülmüş bir devlet politikasıydı.

Eğitim Enstitüleri yatılı okumak zorundaydı. Yatılılık, bilinçli bir pedagojik tercihti. Eğitim Enstitülerinin yatılı olması bir imkân meselesinden çok, iyi düşünülmüş bir devlet politikasıydı.

Amaçlar şunlardı:

  • Öğretmen adayını sadece sınıfta aldığı bilgiyle değil, 24 saat bir arada aynı atmosferi teneffüs ederek eğitmek.   
  • Ortak bir meslek kültürü ve etik oluşturmak.
  • Farklı toplumsal kökenlerden ve bölgelerden gelen gençleri aynı kültürel potada buluşturmak.

Yani eğitim, yaşamın tamamına yayılmıştı.

Yatılı eğitim, öğretmenlik kimliğini erken dönemde kuruyordu. Öğrenci, daha ilk günden, düzenli yaşam, sorumluluk, kamusal duruş
içine giriyordu. Bu da öğretmenliği, sonradan öğrenilen bir iş değil, yaşanarak içselleştirilen bir kimlik haline getiriyordu.

 

Yatılı okullarda, öğretmenler sadece ders anlatmaz, etütlerde, yemekte, törenlerde hep öğrencilerle beraberdir. Yani öğretmen, öğrencinin zihninde “anlatan kişi” değil, yaşayan bir örnektir.  

 

Yatılılık genelde sert disiplinle anılır ama Eğitim Enstitülerinde asıl hedef, kör itaat değil, özdenetim kazandırmaktı. Bunu sağlayan da, günlük program, etüt saatleri, nöbet sistemi, ortak sorumluluklar, vs.dir. Böylece geleceğin öğretmeni ileride sınıf yönetiminde ihtiyaç duyacağı, zaman yönetimi, otorite kurma, adalet duygusu
ile donanmış olur.

Yatılı Eğitim Enstitüleri, sessiz ama güçlü bir toplumsal eşitleyiciydi. Köyden, kasabadan, yoksul ailelerden gelen öğrenciler, barınma, beslenme, kitap sorunu yaşamadan okuyabiliyordu.

Böylece öğretmenliğin kentli elit meslek olmasının önüne geçiliyor, sınıfsal farklar törpüleniyor, meslek dayanışması güçleniyordu. Yatılı yaşam, paylaşmayı, dayanışmayı, birlikte karar almayı öğretiyor, bu da, mezuniyet sonrası öğretmenler arasında güçlü bir meslek etiği, okullarda kurumsal sadakat yaratıyordu.

Bugün hâlâ “Eğitim Enstitülü öğretmen” dendiğinde akla, ciddiyet, görev bilinci, dayanıklılık gelir.

Yatılılık kalkınca, öğretmen yetiştirme parçalandı, meslek kültürü zayıfladı, öğretmenlik, bireysel bir kariyere indirgendi.

 

 

 


İfral TURGUT

11.02.2026 10:32:00

YAZARLAR


ADALET VE İÇİŞLERİ BAKANLARI DEĞİŞTİ

BEKİR SÜTCÜ, SANAYİCİLERDEN GÜVENOYU ALDI

ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ’NE 250 YATAKLI ÇOCUK HASTANESİ

ZEYDAN KARALAR CHP İL BİNASINDA

SÜTÇÜ GÜVEN TAZELEDİ

BULUT: MİLYONLARCA VATANDAŞ BORÇ İÇİNDE

ÇUKUROVA’DA 2 KENT LOKANTASI

HIZLI TREN 2028’E ÖTELENDİ

ADANA VE MERSİN’E 33,5 MİLYON SEL YARDIMI

ADANA’DA ÇOCUK İŞÇİLİĞİ PANELİ

Şahin ESENDEMİR Yazdı/ BEHÇET KURTİÇ İLE ADANA NOSTALJİSİ NASIL YAŞANIR?

KASIM GÜLEK’ KÖPRÜSÜ'NDE YIKIM BAŞLADI

ADANA NÜFUSU 2 MİLYON 283 BİN 609

ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİNDE SEÇİM GÜNÜ: SÜTÇÜ MÜ, UÇURUM MU?

“KAZANANA KADAR CHP’Lİ, SONRA ROZETİ ÇIKAR!

Oktay EROL Yadı/ KARALAR, ADANA’DA ÖYKÜ YAZDI…

ÖZDAĞ’DAN ADANA ZİYARETİ