“Geçim sıkıntısı” denilince ne anlıyoruz? Bu kavram, günümüzde anlam kaymasına uğratılarak toplumun her katmanının diline dolanmış bir yakınma durumunu aldı. Ancak bu çığlığın ardındaki gerçeklik, sofralar arasındaki uçurum kadar derin... Son dönemde yalnızca yaşamını çalışarak tüketmiş emekliler, emeğinin karşılığını bekleyen ücretli çalışanlar ya da sılada kısıtlı bursuyla eğitimini sürdürmeye çalışan öğrenciler “geçinemiyoruz” demiyor. Şatafatlı yaşamlarından ödün vermeyen, lüksün içinde yüzen “doymazlar” da kendi dünyalarındaki kısıtlamaları bir “sıkıntı” gibi kavram kargaşası yaşatıyor!
Emekçiler için geçim sıkıntısı; en çıplak, en yalın durumuyla insanın varlığını sürdürebilmesi için gereken barınma, beslenme, giyinme gibi temel gereksinimlerinden yoksun kalmasıdır. Bu, tarlasını süremeyen çiftçinin, kirasını ödeyemeyen işçinin, öğün atlayan gencin yaşamda kalma kavgası... Öte yandan, doymak bilmeyen azınlık için aynı sözcük; yalnızca bir gösteriş eksikliğini, masadaki eksik bir gurme tabağını ya da ertelenen lüks bir harcamayı simgeliyor.
***
Ülke nüfusunun büyük bir katmanının “geçim sıkıntısı” içinde olması, yalnız “sıkıntıyı” yaşayanları etkilemez, toplumda da geniş yaralar açılmasına neden olur! Bunların yaşanmaması için öncelikle hakça bir gelir dağılımı sağlamak, emeğin karşılığı gerçek değeri ödemek gerekir. Ücretlilerin, emeklilerin, öğrencilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için yeterli gelir güvencesi oluşturulması gerekir. Temel gereksinmeler olan barınmanın/ beslenmenin/ sağlığın/ eğitimin herkes için erişilebilir, karşılanabilir olması, sosyal devletin gereklerinin yerine getirilmesi gerekir. Bu nedenle kira denetimi, gıda fiyatlarının ulaşılırlığı, ücretsiz ya da düşük ödemeli eğitim/ sağlık hizmetleri, geçim sıkıntısının önlenmesinde etkili etmenler arasında yer alır…
***
Bugün açıklanacak aralık ayı enflasyon oranıyla birlikte belirleneceği söylenen “emekli aylıkları”, kiraların, faturaların, mutfak masraflarının karşısında nasıl sonuçlanacak göreceğiz. İktidarın pembe tablolar çizerek sunduğu rakamlar, pazar tezgahındaki gerçeklerle örtüşmüyor; emekliyi, işçiyi, dar gelirliyi derin bir yoksulluk çukuruna itiyor. Hakça bir bölüşüm yerine anaparadar “doymazları” gözeten bu tutum, çalışanların alım gücünü yok ederken, "geçinemiyoruz" seslerini bir çığlığa dönüştürüyor. Emeklinin sofrasından her geçen gün bir parça daha eksilirken, sosyal devlet ilkesinin ne denli ağır yara aldığını gözler önüne seriyor.
Öte yandan geçtiğimiz haftalarda açıklanan “asgari ücret”, yaşanan/ yaşanacak olan sıkıntının boyutunu zam selinde gösterdi! Belirlenen aylıklar temel gereksinimleri karşılayan bir alt sınır olmaktan çıktı, toplumun büyük çoğunluğunun hapsolduğu genel bir ücret durumuna geldi! Açlık sınırının bile altında kalan bu rakamlar, bir ailenin ay sonunu getirmesini sağlayacak durumda değil!
***
“İktidar”, yıllardır uyguladığı ekonomik adımların, öngörüsüz kararların, beceriksizliklerin oluşturduğu ağır bedeli, toplumun emekçilerine ödetmeyi bir yöntem durumuna getirdi. Bütçedeki büyük açıkları, savurganlıkları, yandaşlara aktarılan ayrıcalıklı kaynakları dengelemek adına asgari ücretli ile emekli aylıklarını “geçim sıkıntısı” oluşturacağı kaygısı yaşamadan gerçekleştirdi.
Enflasyonun suçlusu olarak dar gelirlinin mutfak harcamasını gören, temel istemleri kısmak gerekçesiyle milyonları açlık sınırının altında yaşamaya zorlayan bu anlayış; faturayı asıl sorumlulara değil, alın teri dökenlere kesti, kesmeyi sürdürmekte de ısrarlı! Halkın alım gücünü budayarak ekonomiyi düzelteceğini sanan sığ bakış açısı; emeği ucuzlatmakta, emeklinin hakkı olan gönenç payına el koymaktadır. “İktidar” kendi yönetimsel yanlışlarının üzerini örtmek için asgari ücreti bir "sadaka" düzeyine indirirken, emekli aylıklarını da yaşamsal gereksinimlerin uzağında bırakarak milyonlarca insanı “geçim sıkıntısının” karanlığına sürüklemektedir.
***
“Geçim sıkıntısı”, bütün toplumun ortak yarasıdır. “İktidarın” yıllardır süren yanlış politikalarının, öngörüsüz kararlarının, beceriksizliklerinin bedeli… Asgari ücret, bir alt sınır olmaktan çıkıp milyonların tek geçim kaynağına dönüştü; enflasyon karşısında eriyen maaşlar açlık sınırının bile altına düştü. Emekli aylıkları ise kök tutar oyunlarıyla düşük bırakıldı. Halkın alım gücü budanıp, savurganlığın faturası emekçiye kesilirken “doymazların” çığlığı yükseldi!
“Geçim sıkıntısı” bireysel bir sorun olarak düşünülmemeli, “doymazların” çığlığına da benzetilmemeli… Emeğin değeri, hakça bölüşüm insanın “temel gereksinimleri” anlamına geliyor, şatafatın değil! Emeği ucuzlatan değil, emeği yücelten; “doymazların” çıkarını değil, halkın sofrasını gözeten bir anlayış özlenen... İnsanın hak ettiği, istediği de bu!