"Ben insanlara sadece gözlerimle bakmam, yüreğimle de bakarım. Gazeteciye de özellikle sağ gözümle bakarım. Sen sormadan ben söyleyeyim: Sol gözüm şaşı da ondan(gülüyor) rahat göremeyebilirim ama yüreğim beni yanıltmaz. Ahlaka değer veririm.
Ahlaklı insanı severim. Her mesleğin bir ahlakı var. Ben akademisyenim, hipokrat andı içtim. Sen gazetecisin. Gazetecilikte "meslek ettiği" diye bir kural var, uymak ya da uymamak senin elinde, uyarsan toplum sana saygı duyar, yazdıklarına inanır. Sana dertlerini anlatır, yazdığın haber okunur.
-Görevim Hastaları İyileştirmek-
Ben hekimim, görevim hastaları iyileştirmek. Bana umutla bakan gözlere yüreğimle bakmak. Senin işin ise olayları haberleştirmek.
Doğruları yazmak gazeteciliğin gereğidir. İnsanlara nasıl baktığın da önemli. Ya yazdıklarınla toplumun gönlünde taht kurarsın, ya da kısa sürede yalnız kalır bitersin. Ama sana umutla bakan gözlere yüreğinle bakarsan, hiç bir zaman kendini yalnız hissetmezsin".
-YÖK Akademisyenlere Şaşı Bakarsa-
Bu sözler, merhum Prof. Dr. Vedat Fuat Belli'ye ait. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi iken kendileri ile yaptığım bir söyleşide "Karşımdaki insana güven duymak isterim" diye söze başlamıştı. Bir anlamda karşısındaki kişiye "ayar" vermek istiyordu. İkinci tümcesi, "Söylediklerimi çarpıtmadan haber yaparsan, Prof. Dr. Vedat Fuat Belli'nin Odasının kapısı da yüreği de sana her zaman açık" oldu.
Yıl 1986 idi. Odasının kapısında doçent yazıyordu. Gazetecinin gözünden kaçar mı hiç, hemen soruyu yapıştırdım: "Hocam kapıdaki tabelada Doçent yazıyor, siz doçent misiniz yoksa profesör mü?
Bir kahkaha attı ki, koridorda duymayan kalmadı.
Sonra dedi ki, "Sen ce kariyerimi yüksek gösterecek bir sıfat var mı bende?
Hayır.. hayır unvanım Prof. Fakat YÖK sana şaşı bakarsa beklersin payen gelsin ya da yetim çocuklar gibi sesini keser köşeye kıvranır kalırsın, ya da, (beni unutmayın) diye sesini yükselirsin. Sesimi duyurmaya çalışmadığımı sanma. Ama Soyadı ile hitap etmişim meğer, "Baba" demeliy mişim. (Doğramacı) iki yıldır onay bekliyorum."
Anlamadığımı söyleyerek konuyu biraz açmasını istedim, yüz ifadesi de ses tonu da değişti, koltuğa yaslandı, dahili numaradan sekreteri çağırdı," Bize 2 kahve yaparmısın"dedi ve ağzından şu kelimeler döküldü :
"1981 yılında doçentlik tezim kabul edildi. 1986 yılında prof payesi aldım. Ama omuzlarıma yıldız takılmadı. Yükseköğretm Kurulu (YÖK) Başkanı İhsan Doğramacı'ya" Baba"diyen akademisyenler tabelayı 4-5 yılda yeniledi. Ben diyemedim babam kızacak diye(gülüyor).
Prof. Dr. Vedat Fuat Belli ile yaptığım söyleşi Almanya' nın saygın haftalık dergisi Der Spiegel 'de kapak konusu olmuştu. Değerli bilim insanı daha önce Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi' neden mezun olup Almanyada kariyer yapan öğrencisi tarafından kendisine gönderilmişti.
Dergiyi gösterirken, "YÖK 2 yılımı heba etti, fakat bu dergi, seninle yaptığım söyleşiye geniş yer verdi. İlk kez bir Türk bilim insanının klinik araştırmalarını kaydadeğer haberi kapaktan dünyaya duyurdu. Bu da YÖK'e ve İhsan Doğramacı'ya kapak olsun".
Prof. Dr. Vedat Fuat Belli yaptığı 5 yıllık klinik araştırmasının sonuçlarını AA'ya değerlendirmişti.
"Türkiye'de 20-40 yaş arası her 100 erkekten 20'sinin cinsel iktidarsızlık yaşıyor"demişti.
Bu değerli bilim insanını 30 Ağustos 1998 yılında kaybettik. Kendisini saygı ve özlemle anıyorum. Ruhu şad mekanı cennet olsun.