Oktay EROL

Tarih: 26.03.2025 13:55

GENÇLER “NE” İSTİYOR?

Facebook Twitter Linked-in

Kırmak, dökmek, yararsızlaştırmak hoş değil! “Aydın” olmanın tanımı yapılırken bile “doğayı bozmadan yararlanmak” öznesi öne çıkar! Gülen gözleri söndürmek, kıpır kıpır kaynayan yürekleri mutsuzlaştırmak, doğan günün aydınlığına aldırmadan karartmak yarar sağlamaktan öte, zarar vericidir! Yaşamı daha köreltir, duygudaşlığı yok eder, gülüşleri/ sevişleri/ umutları ezer geçer!

Gençlik, diyoruz ya; ne yapıyor bu gençler? Ne yapıyorlar ki; bir şeyler yapamadıkları, yapamadıkları için kızgınlar! Şimdi sokaklar gençlerle kaynıyor! Çok bilmişler “ne işiniz var” diye kızıyor! Öyle, “işleri yok” işte! Okullu olmuşlar, yıllarını okullara vermişler, tam yararlı olmak için yola çıktıklarında durdurulmuşlar! Hiçleştirilmişler, umursanmamışlar, “aileye yük” oluşlarına kızmışlar!

***

Şimdi yurdun dörtbir yanında Ekrem İmamoğlu protestolarından söz ediliyor! İmamoğlu’nun diplomasından, adının karıştığı yolsuzluklardan… Kim yolsuzluk/ haksızlık yaptıysa, kim hakkı olmayanı aldıysa, kim emekçilerin “açlık sınırı” altında yaşamasında etmense, kim halkın enflasyon altında ezilmesine neden olmuşsa, kim gençlerin önünü kesmişse bedelini ödesin! Sokaklarda “ses” yükseltenlerin “tek” amacı da bu; insanlara bu yoksulluğu yaşatanlar bulunsun, cezalandırılsın!

Yer bilimci, akademisyen Ali Mehmet Celâl Şengör’e, “enflasyon nasıl çözülür” diye sormuşlar. Şengör’ün yanıtı oldukça kısa olmuş, “haksız kazanç sağlayanlar aldıklarını yerine koysun, ülkede enflasyon diye bir şey kalmaz” demiş! Gençler, başta bunu istiyor! Adı kimin yolsuzluğa/ haksızlığa karışmışsa, herkesin görebileceği/ anlayabileceği/ konuşabileceği bir biçimde ortaya çıkmasını istiyor; hiçbir şeyin kalın duvarların arkasında kalmasını, suçlunun “hakkı var” gibi dolaşmasını istemiyor!

***

Sokakta gençlerin, özellikle üniversite gençliğinin sesleri yükselirken yaşadığı zorluklar görmezlikten geliniyor! Örneğin, gençlerin “yaşam hoşnutsuzluğunun” her geçen gün daha da büyüdüğü unutuluyor! İşsizlik, ekonomik belirsizlik, gelecek kaygısı, eğitimle iş olanaklarının erişiminde yaşadıkları gözden kaçırılıyor! Ancak soru kısa; neden kızgınlar?

Çeşitli çevrelerden, özellikle de ekranların “iktidar” yanlısı “tiran” özentili isimlerinden sıkça duyuluyor! Annelere, babalara “gençleri sokağa göndermeyin, sonu iyi olmaz” çağrıları yapılıyor! Aslında “korkun” deniliyor! Gençlerin kendilerini “özgürce” anlatması korku salıyor olmalı! Gençlik “ne istiyor” diye soruyorlar ya… Düşündüklerini özgürce söylemek, fırsat eşitliğinden yararlanmak, ekonomik bağımsızlığını sağlamak, nitelikli bir eğitim görmek, iş olanaklarına erişmek, sosyal adalet, daha iyi yaşam koşulları… Gençler bunların büyük bölümüne erişmekte zorluk yaşayınca, ekonomik/ sosyal güvensizlik de bunlara eklenince kendi yurdundan yurtdışına çıkmak istiyor; bu iyi mi?

***

“Bu memleket, bu cennet, bu hasret bizim” olduğunca, bu gençler de bizim… Susanıyla, konuşanıyla bizim… Kırmadan, dökmeden, üzmeden, anlayarak… Herkes sürecin karmaşıklığından söz ediyor; katılmıyorum, duyarlılık gerekiyor, duygudaş olunması gerekiyor o kadar! Bırakın seslerini duyursun gençler, bırakın öfkelerini ortaya koysunlar; ses/ öfke değil, bunların olmaması daha büyük tehlikedir… Geleceğin bireylerini başka biçimde anlamanın yolu yok! Özgürlüklerini/ örgütlenme haklarını kısıtlayarak, umutlarını edilgenleştirerek sorun çözülmez ki… Barışçıl yollarla hak arayışını sürdürmelerini, dayanışmalarını görmeden olmaz!

Hiç kırmak ya da parçalamak yanlısı olmadım; bunları yapanla da yan yana durmayı düşümde bile görmeyi istemedim! Geçmez gece boyları uzak olsunlar benden! Gençlik gelecekse; gelecek gülebilmeli, sevebilmeli, coşkusunu/ tepkisini gösterebilmeli… Başka türlü yaşadığını, var olduğunu kanıksayamaz ki… 

 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —