“Dünya üzerinde vicdanımdan başka kimseden korkmayacağım.”Gandhi (1)
*
Değerli okurlar,
Daha önce "Oku" (2) emriyle bilgiye sarıldık, sonra "Düşün" (3) uyarısıyla o bilgiyi akıl süzgecinden geçirdik ve gördük ki; okumak sadece malumat sahibi, düşünmekse akıllı yapıyor. Yani, zihni açan okumak, yolu gösteren düşünmektir; fakat bizi insan kılan vicdandır ki, bilgili ve akıllı olmak "insan" olmaya yetiyor mu?
"Vicdanı, insanın içindeki en yüksek mahkeme olarak kabul etmek; gücü oradan almak ve hayatını buna göre şekillendirmek… İşte gerçek cesaret belki de tam olarak budur." (4) Bildiği halde susan, umursamayan bir ruhun ağırlığı
dünyanın en ağır yükü değil midir?
Gerçekten cehaleti okuyarak, düşüncesizliği aklederek yenebiliriz ama "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyen bencilliğe ne diyebiliriz? Bir insan, bildiği ve yanlış olduğunu gördüğü bir şeye neden müdahale etmez? İşte, Elie Wiesel’in (5) o sarsıcı uyarısı bugün de kulaklarımızda çınlamalı: "Sevginin zıttı nefret değil, kayıtsızlıktır" ve kötülüğe verilmiş sessiz bir onaydır. Dante (6), "Cehennemin en karanlık yerleri, ahlaki kriz zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır." derken haksız olabilir mi?
Düşünmek bir isyan ama umursamak onun eyleme dönüşmüş halidir. Mesela, bir haksızlık karşısında bildiğimiz halde susuyorsak bir "vicdan sızıntısı" var demektir ve izanın zirvesi, başkasının acısını kendi kalbinde hissedebilme cesaretidir ki, Kant (7), "Sapere Aude! (Bilmeye cesaret et!)" diyor.
Günümüzde, özellikle az gelişmiş ülkelerde yaşanan asıl trajedi; "bilgili ama ilgisizlerin" inzivaya çekilmesi, "bilgisiz ama cesurların" ise etkili ve yetkili olmalarıdır. Julien Benda’nın (8) "Entelektüellerin İhaneti" dediği tam da budur: Aydınların evrensel değerleri savunmayı bırakıp konforu tercih etmesi, toplumu "cahil cesaretinin" insafına terk eder.
Platon’un (9) binlerce yıl önceki uyarısı da geçerliliğini koruyor: "Siyasetle ilgilenmemenin cezası, sizden daha cahil kişiler tarafından yönetilmektir." Sefaletin ve yoksulluğun faili sadece onu yapanlar değildir; onu görüp de "bana ne" diyerek susan "bilgililerdir" de... Hannah Arendt’in (10) dediği gibi; kötülük, bilgili insanların "bu beni ilgilendirmez" demesiyle kurumsallaşır.
Bir toplumda "bilmek" bir suç, "biat etmek" ise bir ödül haline getirilebilir mi?
Üniversite koridorlarının bilimle değil sessizlikle yankılandığı, liyakatin yerini sadakate bıraktığı bir düzende; bilgisizliğin fütursuz cesareti sofralara yoksulluk, adalete yasak olarak döner. Çözüm yine eğitimde; ama sadece kafa dolduran değil, o kafanın içine bir de "dert" yerleştiren bir eğitimdedir.
Bakınız!
Bizden bir örnek;
Köy Enstitüleri’nde yetişen bir öğretmen, sadece okuma-yazma öğretmez; köyün suyunun neden akmadığını, hakkının neden yendiğini de köylüye anlatırdı yani umursardı. Bugünün sistemi ise işsizlik korkusuyla "umursama yetisi elinden alınmış" diplomalı işsizler ordusu yaratıyor.
Netice itibarıyla;
"Gandhi, “Dünya bir ailedir” demiş. Yalın, kapsayıcı, ve insanî…
Ama bugün ailelerin bile geçinemediği bir çağda yaşıyoruz. Ne yazık ki insanlar, birbirlerinin topraklarını işgal etmek için acımasızca saldırıyor; bu sözde “aile”nin bireyleri, yine bu ailenin çocuklarını, kadınlarını, masumlarını katlediyor." (4)
" Dünya Küresini gözünüzün önüne getirin ve düşünün; bir tarafta bilgi, teknoloji, buluş, çağdaş eğitim gibi kavramları yaşayan, diğer tarafta bunların düşünülmesinin bile ‘İslama Hakaret’ kabul edildiği ülkeler...
Iraklı rejimden kaçıyor, Avrupa’ya kapağı atmanın telaşında. Suriyeli rejimden kaçıyor, Türkiye’yi durak, çağdaş dünyayı ise nihai erişim noktası olarak görüyor. Afgan, Pakistanlı, Nijerli, Gabonlu, Sudanlı, aynı hedefi bir yaşama gayesi haline getirmiş.
Ama,
Hiç biri, kendi ülkelerinde yönetici olarak gelmiş insanların kanlarını akıttığını, inançlarını sömürdüğünü düşünemiyor bile. Zira bu tür ülkelerde hakim olan kültür, ülke insanlarının beyinlerindeki ‘sorgulama’ odacığını silmiş halde...
Bu tür ülkelerde insanlar ‘düşünmüyor’ sadece ‘inanıyor' zira düşünen, düşündüğünü sorgulamaya dönüştüren insanlar için o tür ülkelerde, bol miktarda ‘Hain’ ve ‘Kafir’ etiketi hazırlar iktidarlar.
İçlerinden beğendiğini onun altına yapıştırıverir.
Buna rağmen ıslah olmayan, sormaya, sorgulamaya devam edenler için de o ülkelerde cezaevleri, zindanlar ve asılarak idam gibi yöntemler uygulanır.
Toplumu yönlendirmek, inançlarını, kanaatlerini istediğiniz noktaya odaklamanın olmazsa olmazı cehaleti kurumsallaştırmaktır ki, her söylenene önyargısız, incelemeden inanan bir toplum yaratmanın yolu da, dini motifleri son noktasına kadar kullanıp posasını çıkarmakla mümkündür.
Neticede yaptığınız her şeyin altında, söylediğiniz her saçma sözün arkasında ‘keramet’ arayan 'cahil' bir toplum da sizi alkışlamaya hazırdır" (11) diyebiliriz.
Düşünmeyen, sadece inandırılan toplumlar için iktidarların elinde her zaman hazır bir 'hain' etiketi vardır. Sorgulamanın yerini alkışın, bilginin yerini ezberin aldığı yerde; adalet zindanlarda, cehalet ise kürsülerdedir.
Zira, cehaletin en tehlikeli hali, bilmemek değil; bilmediğini bilmeyecek kadar 'inandırılmış' olmaktır.
Nasıl mı?
"Eski Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ı yaptığı suikast sonucunda öldüren adama hakim sorar: Sedat'ı neden öldürdün
Katil: Çünkü laikti"
Hakim: Laik ne demek ?
Katil: Bilmiyorum!" (11)
İşte,
Okumadığı kitaba düşman, tanımadığı kavrama katil!"
"Cehaletin Fotoğrafı" bu olmalı…
Değerli okurlar,
Vicdanı merkeze alan bir dünya hayali. Korkunun değil, ahlakın yön verdiği bir düzen ki, “Dünya bir ailedir” diyebilmek için önce vicdanımızla barışmamız gerekir." (4)
Okumanın ışığını, düşünmenin gücünü konuştuk. Ancak bizi "millet" yapacak olan tek şey; bildiğimiz hakikatleri umursama cesaretidir. İzanın son kalesi vicdandır.
Unutulmamalıdır ki; bilgililerin umursamadığı bir ülkede, bilgisizlerin adaleti sadece zulüm üretir. İşte, cehalet sonucu her alanda hızla gerileme olur; bir tarafta üretimsiz, gelirsiz bırakılan insanlar sefalet içinde iken diğer tarafta artan sömürgecilik ruhu ve saraylarında lüks yaşam sürenler...
Ama, fakat, lakin...
Anlaşıl(a)mayan şey, tüm iç isyana rağmen yine onları seçmek ve alkışlamak! ise azgelişmişliğin sosyolojisi içinde olmalı...
Zira, umursamıyorsa başka nasıl izah edilebilir ki...
Alkışladığımız her yanlış, kendi karanlığımıza çaktığımız bir çividir.
Eğer,
Zihnimizin efendisi olursak vicdanımızın da işçisi olmalıyız. Umursamak bir seçim değil, bir mecburiyettir. Zira bugün umursamadığımız her yanlış, yarın çocuklarımızın önüne mesela bir "yoksulluk" olarak gelecektir.
Şimdi kendimize soralım: Biliyor ama umursamıyor muyuz? Belki de, "Dünyayı daha iyi anlamak için, yazılanları değil, yaşananları okumak gerekiyor." (12)
Suat Umutlu
02 Şubat 2026
Dipnotlar;
(1) Gandhi
(2) Suat Umutlu.
https://adanaulus.com/kose-yazilari/izan_1_okumuyoruz-164118.html
(3) Suat Umutlu.
https://www.turk360.tr/yazar/suat-umutlu/izan-2-dusunmuyoruz-356-kose-yazisi
(4) Haluk Narbay. Gazeteci, yazar.
https://www.dokuzeylul.com/gandhi
(5) Elie Wiesel (1928-2016): Nobel Barış Ödülü sahibi, Holokost kurtulanı yazar. İnsan hakları savunucusu olan Wiesel, kötülükten ziyade "kayıtsızlığın" insanlık için en büyük tehdit olduğunu savunmuştur.
(6) Dante Alighieri (1265-1321): İtalyan ozan ve politikacı. En ünlü eseri İlahi Komedya'da, büyük kriz anlarında tarafsız kalanları cehennemin en alt katmanlarına layık görerek ahlaki sorumluluğa vurgu yapmıştır.
(7) Immanuel Kant (1724-1804): Modern felsefenin öncü isimlerinden Alman filozoftur. Aydınlanmayı insanın kendi aklını kullanma cesareti olarak tanımlamıştır.
(8) Julien Benda...1867-1956): Fransız filozof ve romancı. Entelektüellerin İhaneti (La Trahison des clercs) adlı eserinde, aydınların hakikat ve adalet gibi evrensel değerleri bırakıp siyasi ve kişisel çıkarlara hizmet etmesini sertçe eleştirmiştir
(9) Platon (M.Ö. 427-347): Batı felsefesinin temellerini atan Yunan filozofudur. Mağara Alegorisi ile algılar ve gerçeklik arasındaki ayrımı anlatır.
(10) Hannah Arendt (1906-1975): 20. yüzyılın en etkili siyaset bilimcilerinden biridir. Kötülüğün düşüncesizlik ortamında nasıl sıradanlaştığını kanıtlamıştır.
(11) Ahmet Zorlu. Araştırmacı, gazeteci, yazar.
https://www.facebook.com/share/p/1DjG7HHNiF/
(12) Kenan Özek. Araştırmacı, yazar.
https://www.facebook.com/share/p/1KZF4ivcSd/