İZAN / DİĞERKÂM OLMA MESULİYETİ

"Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar." - Gazi Mustafa Kemal Atatürk

"Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar." - Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Değerli okurlar,
Dostoyevski, 'Budala' adlı eserinde diyor ki;
"Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. İnsanları birbirine bağlayan ülkü tamamen bitmiş, herkes kendini düşünüyor ve geride kalanlar vız geliyor...”(*)

Bilginin kirlendiği, kirletildiği DijiÇağ'da ahlakî ve vicdani sorumluluk sahibi olabilmek ve taşıyabilmek zor olsa da, farklı bakış açılarının meseleleri çok daha kapsamlı görmemizi sağlayacağı kuşkusuzdur.

Ne yazık ki yıllardır 'öküzün trene baktığı gibi' anlamadan, kavramadan, merak etmeden çürümeyi kanıksadık ve adeta uçurumun kenarında yaşarken dahi en büyük felaketin geleceğimizin hapsedildiği,  toplumsal cinnetin alevlerini gör(e)medik. Uyuşmuş bir zihinle bakıyor ve izliyor olmak ne menem şeydir, bilen varsa açıklayabilir mi?

İşte, bir tarafta Mars’a gitmeyi, çiplerle süper insan yaratmayı konuşan Dünya; diğer tarafta menfaati söz konusu olduğunda "iki kere iki beş" diyenlere alkış tutan, kendi bahçesini kurtarmak için ormanların yanışına, sokakta kol gezen şiddete, cehaletin kürsüden haykırışına ve bilimin yerini alan o safsatalara suskun kalanlar...

"Dünyanın en bereketli toprakları üzerinde yarı tok yarı aç yaşamamız; üretimden yoksun, sadece tüketen bir yığın haline gelmemiz; yediğimizden giydiğimize, kullandığımız ilaçtan bindiğimiz araca kadar ne varsa bizim icadımız olmamasını ya da, çürüyen adalet, can çekişen liyakat...saymakla bitmeyen dertlere 'teknolojik bağımlı' yani bir köle olarak  "bakan"  ama  "görmeyen"ler...

Allah akıl vermiş, fikir vermiş; neden kullanmıyoruz?  Aklımız erdiğinden beri zihnimizi masallarla, hurafelerle doldurulduğu için dört tarafımız ateş olmuş ve sanki bir kan gölünün tam ortasındayız." (*)

Bu arada;
"O zihniyetin dışarısı da var.
Pakistan’da baba oğul hacca gidiyor.
Oğul, babayı boğazlayarak öldürme teşebbüsünde bulunuyor. Sebebi sorulunca, 'Hacda ölenler cennete gidiyormuş, onu cennete göndermek istedim' diyor…
Hani derler ya, 'Yaradan her şeyin hayırlısını versin' diye..."¹

Artık, insanlığı yok etmeye çalışan yeni delilerimiz de var ama "Yeter!" diyerek yobazın, sadece güç ve para peşinde koşanların peşinden gitmeyi bırakmak ve geldiğimiz yeri görme vaktidir. Kierkegaard’ın² dediği gibi; "İnsanların çoğu, 'hayatın sahnesinde' ne olduğunu anlamadan sadece birer 'seyirci' olarak kalır." Oysa o sessizlik, rızanın değil, iradenin iflasıdır.

Gerçekten, bakmak bedava ve menfaati de koruyor olabilir ancak görmek ve  yüzleşmek bir sorumluluktur ki, doğru cevaplamamız gereken soru ise "Neden bu haldeyiz?"

Önceki yazılarımızda,
Bilginin sadece bir veri değil, karakteri inşa eden bir maya olduğunu, "Oku!" emrinin kâinatı ve kendini çözmekten geçtiğini,  Kant’ın³ "Aklını kullanma cesaretini göster!" çağrısını reddeden toplumların başkalarının gölgesi olabileceğini,  bizi insan kılan asıl cevherin "umursamak olduğunu söyledik. Hatta başkasının acısına sessiz kalmanın suç ortaklığı, uyanmanın ise etik bir sorumluluk olduğunu da... Özetle oku, düşün, umursa ve sorumluluğunu bil dedik.(**)

Hayat dediğimiz, insanoğlunun yeryüzündeki serüveni, biyolojik bir varlık olmaktan çıkıp ahlaki bir özneye dönüşmesinin hikâyesidir ve  kırılma noktası da göz kapaklarımızın ardında gizlidir: Bakmak ve Görmek...

Nurullah Ataç⁴, "bakmak bir alışkanlık, görmek ise bir gayret" diyor ki, bugün içine sürüklendiğimiz toplumsal cinnet bu gayretin terk edildiği noktada başlamıştır. Bilginin değersizleşmesiyle, cehalet artık bir eksiklik değil de bir "silah" ve "konfor alanı" olarak kullanılıyor. Belki de asıl Truva Atı sadece teknoloji değil, içimizdeki "boşvermişlik" ve "düşünme tembelliği"dir. Ne dersiniz?

Doğru karar verebilme noktasında, öncelikle 
hatırlatalım ki;
Geleceği anlamanın ve hayatı dolu dolu yaşayabilmenin yolu yaşamı sorgulayıp doğru kararlar verilmesini gerektirir. Bu nedenle 
aklınızı zihninizi çalıştırıp dünyanızı keşfetmek ve harika şeyler yaratabilmek elinizdedir.
Bilgi almak, öğrenmek için kitap okumalıyız. Bu, felsefi bir derinlik gerektirir, başkalarının hatalarından ders alma ve farklı perspektifleri tartma yetisi de kazandırır.

"Farklı Dünyaların Görüş Penceresi"nde de "bakmakla" yetinenler ve  "görmeyi" seçenlerin  kavgasını görüyoruz;

Platon’un⁵ mağarasındaki mahkûmlar gibi duvara yansıyan gölgeleri hakikat sanıp güvenli karanlığımıza sığındık oysa o, mağaradan çıkıp Güneş’e yani hakikate yürümeyi; Aristo⁶, nesnenin özünü kavramayı; Merleau-Ponty⁷ ise görmenin kalp ve tenle bütünleşen bir "vücut bulma" eylemi olduğunu anlatıyor.

Saint-Exupéry’nin⁸ Küçük Prens’i, insanın ancak yüreğiyle baktığında doğruyu görebileceğini hatırlatırken; Saramago’nun⁹ "bakabiliyorsan gör" teşhisiyle de farkındalığı gördük.

Mevlana¹⁰, bakışı bir kılıca görüşü ise o kılıcı tutan ele benzetirken; İmam Gazali¹¹ ise hakiki görüşün ancak "Akıl Gözü" ile mümkün olduğunu söylüyordu.

Seneca’nın¹² asırlar önceden dediği gibi; "akıllı insanlar birbirini tamamlarken, ahmaklar birbirini bitirirmiş" ki, biz de birbirimizi tamamlamayı yani izanı bırakmış haldeyiz.

Menfaatimiz, ufkumuzu karartmış olmalı ki bugün bir "ışık körlüğü" yaşıyoruz. Herkesin kendini düşündüğü o Dostoyevski "han"ında, gözleri görenler teknoloji ışığında! körleşirken; Cemil Meriç¹³ gibiler, gözleri görmediği halde karanlığın içinden "kitaplar, bakmayı bırakanların görmeye başladığı yerdir" diyerek haykırıyorlar.

Cumhuriyetin üretim vizyonundan; sadece link paylaşan, sadece tüketen "köşeyi dönme" hayali kuran bir topluma evrilişimiz en büyük cinnetimiz olmalı. Zira, cinnet "bana ne" demektir ve diyoruz da... Oysa önemli olan "ben buradayım" diyebilmektir. Hakikati cesaretle görebilenlerin bu dünyada kuracağı adalet ve liyakat yurdu cennet değil midir?

İşte bu sarmaldan çıkışın anahtarı Diğerkâmlık,  kendi huzurunu başkasının huzuruna endeksleme sanatıdır. "Gam-ı Diğer" diyebilen ruh, insanlık ailesinin asil bir üyesidir. Prof. Dr. Zafer Karaer’in¹⁴ dediği gibi; herkes Mehmet Akif gibi bir şair olamaz ama herkes Mehmet Akif gibi diğerkâm bir insan olabilir.

Talip Apaydın’ın¹⁵ o meşhur kazması sadece toprağa değil, cehaletin ve liyakatsizliğin duvarına vurulmuştu. Köy Enstitüsü ruhu, diğerkâmlığın bu topraklardaki en şerefli imzasıdır. Onlar bozkırın tozuna bakıp geçmediler; o toprağın altında yatan aydınlanma cennetini gördüler. Alicenaplık, cömertlik, kadirşinaslık ve vicdan gibi insanı insan yapan tüm sıfatlar o mayada gizlidir. Peki, günümüzde gerçekten diğerkâm insanlar kaldı mı? Esas mesele budur.

Bilmelisiniz ki, nereden geldiğini unutanlar, nereye sürüklendiklerini fark edemezler. Gelecek, geçmişin külleri değil altındaki kordur. Fatih’ten Atatürk’e, o kadim sorumluluk bilincini bugünün  dünyasına ayna gibi tutmak, "Varım!" diyebilmek en kararlı adımdır; zira cinnet bireysel bir uyuşukluksa, cennet ancak toplumsal bir uyanıştır.

Her vicdan, artık yoksullaşan sofraları, çürüyen adaleti görmeli, büyük kurtarıcılar beklemeyi bırakıp liyakati kendi evinde, işinde, sokakta adeta bir imeceye dönüştür(ebil)melidir; Mesela, menfaatine dokunsa bile yanlışa "yanlış" diyebilme haysiyetini kuşanmalı; başkasının hakkını savunmayı da kendi hakkından üstün tutan diğerkâmlığa bürünmelidir.

Değerli okurlar,
Bakıyor unutmak istiyoruz ama görmüyoruz ve  sorumluluktan korkuyoruz! Sadece "hayatta kalmaya" ki, tesadüfen yaşamaya çalışıyoruz ama bu memleket, şikâyet edenlerin değil elindeki kazmayı umutla toprağa vuranların omuzlarında, başkasının gamını kutsal bir emanet gibi taşıyan ruhlardadır

İyi olmaya adanmak", sadece fiziken hayatta kalma mücadelesi değil bir anlam mücadelesi ve cennet de bunu seçenlerin ödülüdür ama onu hep 'başka bir yerde' veya 'başka bir zamanda' arayınca da cinnet geçirmeye başladık ve o cenneti kendi ellerimizle yıktığımızı dahi fark edemedik.

Bir anekdot;
"Köyde bir horoz vardı, her sabah bağırırdı. Bir gün sesi kesildi. Sahibine sordum, 'Cemaat şikayet etti, bizi uyandırıyor, bırakmıyor uyuyalım dedi, ben de kafasını kestim!' dedi. O gün anladım ki halkı uyandırmak isteyenlerin başını kesiyorlar."

Uyanmak istemeyenler horozu kesse de sabahın gelişi engellenemez. Önemli olan o şafak sökerken nerede durduğunuz değil midir?

Şu cehalet dedikleri, ne menem şeymiş!
"Dünya bir sahne: Kötüler sahnede, iyiler izleyici koltuğuna zincirlenmiş. Hepsi bu kadar."¹⁶

Değerli okurlar,
​Yalnızca bir 'vicdan' meselesi;
Ya toplumsal cinnetin içinde sıradan bir 'böcek' olacağız ya da 'enstitü urbamızı' giyip, elimizdeki kazmayla cinnetten cennete uzanan bir yol inşa edeceğiz. Giordano Bruno, 'Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlarsa kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar'¹⁷ diyor.
​O halde,
Artık bakmayı bırak, hakikati gör!
İyi insan ol, Diğerkâm ol!
İzan, vicdanın eylem halidir."


Suat Umutlu  / 11 Şubat 2026

​NOTLAR;
​(*) Fyodor Dostoyevski: Budala romanında modern insanın ruhsal çürümesini ve bencilliğini sarsıcı bir dille eleştiren Rus edebiyat devi.
(**) Suat Umutlu: 1959 Denizli. Avukat.
İzan 1,2,3,4 yazıları için;
https://adanaulus.com/
(*) Facebook'tan alıntı (İlber Ortaylı yazısı)
https://www.facebook.com/share/1BGdZ71AoX/

DİPNOTLAR;
¹ İsmet Orhan. Gazeteci, yazar.
https://www.egesaati.com.tr/eski-deliler-yeni-deliler
² Søren Kierkegaard: Varoluşçu filozof. Toplumun sürü psikolojisini ve bireyin "seyirci" kalma halini eleştirir.
³ Immanuel Kant (1724-1804): Alman filozof. Alman klasik felsefesinin kurucusu kabul edilir.
⁴ Nurullah Ataç: Türk eleştirmen. Estetik ve etik bir eylem olarak "Görmek" gayretini savunur.
⁵ Platon: "Mağara Alegorisi" ile gölgelerden hakikate (ışığa) giden yolu tarif eden filozof.
⁶ Aristoteles: Nesnelerin görünenin ötesindeki özünü (ousia) kavramayı hedefleyen düşünür.
⁷ Maurice Merleau-Ponty: Fenomenolojinin temsilcisi; görmenin bedensel ve ruhsal bir bütünlük olduğunu savunur.
⁸ Antoine de Saint-Exupéry: Küçük Prens'in yazarı. Hakikatin gözle değil, kalp gözüyle görüleceğini vurgular.
⁹ José Saramago: Körlük romanıyla toplumsal duyarsızlığı ve etik çöküşü anlatan Nobel ödüllü yazar.
¹⁰ Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Basiret (gönül gözü) ile manayı okumayı öğütleyen mutasavvıf.
¹¹ İmam Gazali: Akıl ve kalp bütünlüğünü "akıl gözü" kavramıyla açıklayan düşünür.
¹² Seneca (M.Ö. 4 - M.S. 65): Romalı stoacı filozof. Akıllı insanların birbirini tamamlayarak "insanlık binasını" ayakta tutması gerektiğini savunmuştur
¹³ Cemil Meriç: Gözlerini kaybetmesine rağmen düşünce dünyamıza ışık tutan dev isim; kitapları birer görüş aracı olarak görür.
¹⁴ Prof. Dr. Zafer Karaer: Isparta 1950 d.lu. Akademisyen.AÜ Veteriner Fakültesi öğretim üyeliği, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü. 
https://www.ozyalvac.com/prof-dr-zafer-karaer-yazdi-digerkamlik.html
¹⁵ Talip Apaydın: Köy Enstitüsü ruhunu, emeği ve toprakla kurulan aydınlanma bağını simgeleyen toplumcu yazar.
¹⁶ Neval Savak: Şair, yazar.
https://www.tarafsizses.com/yazarlar/neval-savak/mesele/1239/
¹⁷ Giordano Bruno (1548 - 1600): İtalyan filozof ve gökbilimci. Evrenin sonsuzluğunu savunduğu ve kilisenin dogmalarına karşı çıktığı için engizisyon tarafından diri diri yakılarak idam edilmiştir. Düşünce özgürlüğünün en büyük simgelerinden biridir.


SUAT UMUTLU

11.02.2026 08:45:00

YAZARLAR


ADALET VE İÇİŞLERİ BAKANLARI DEĞİŞTİ

BEKİR SÜTCÜ, SANAYİCİLERDEN GÜVENOYU ALDI

ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ’NE 250 YATAKLI ÇOCUK HASTANESİ

ZEYDAN KARALAR CHP İL BİNASINDA

SÜTÇÜ GÜVEN TAZELEDİ

BULUT: MİLYONLARCA VATANDAŞ BORÇ İÇİNDE

ÇUKUROVA’DA 2 KENT LOKANTASI

HIZLI TREN 2028’E ÖTELENDİ

ADANA VE MERSİN’E 33,5 MİLYON SEL YARDIMI

ADANA’DA ÇOCUK İŞÇİLİĞİ PANELİ

Şahin ESENDEMİR Yazdı/ BEHÇET KURTİÇ İLE ADANA NOSTALJİSİ NASIL YAŞANIR?

KASIM GÜLEK’ KÖPRÜSÜ'NDE YIKIM BAŞLADI

ADANA NÜFUSU 2 MİLYON 283 BİN 609

ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİNDE SEÇİM GÜNÜ: SÜTÇÜ MÜ, UÇURUM MU?

“KAZANANA KADAR CHP’Lİ, SONRA ROZETİ ÇIKAR!

Oktay EROL Yadı/ KARALAR, ADANA’DA ÖYKÜ YAZDI…

ÖZDAĞ’DAN ADANA ZİYARETİ