KANT VE MARX: İŞGAL VE SAVAŞ ‘ŞİDDET’ BAKIMINDAN AYNI MI, ÇÖZÜM NE?
20. yüzyılda savaşlardan kaynaklanan ölüm sayısı 187 milyon ve muhtemelen daha da yüksek. Dünyadaki silahlı çatışmaların sayısı 1946’dan beri istikrarlı bir şekilde artmış ve şu anda herhangi bir yılda 50 veya daha fazla çatışmaya ulaşmıştır
E. Hobsbawm 20.yüzyılı “savaş yüzyılı” olarak niteliyordu. En güncel haliyle Avustralyalı Araştırmacı Joseph A. Camilleri 1946 sonrasını “endemik şiddet” çağı olarak özetlemiş: “Son yüzyılın en belirgin özelliği olan yaygın/endemik şiddet, azalma belirtisi göstermiyor. 20. yüzyılda savaşlardan kaynaklanan ölüm sayısı 187 milyon ve muhtemelen daha da yüksek. Dünyadaki silahlı çatışmaların sayısı 1946’dan beri istikrarlı bir şekilde artmış ve şu anda herhangi bir yılda 50 veya daha fazla çatışmaya ulaşmıştır. Her durumda, savunulamaz olanı savunmak için ‘haklı savaş’ söylemi kullanılmıştır. Düşüncemizi ve kamuoyundaki söylemimizi ‘haklı savaştan’ ‘haklı barışa’ kaydırmanın zamanı geldi.”
Dünya bir daha altüst oluyor, bir daha harmanlanıyor, her birimiz de bölgede ABD-İsrail işgalini, İran’ın durumunu, bu yaşananları anlamaya, nasıl aşılabileceğine dair bazı fikirler yollar bulmaya uğraşıyoruz. Bireysel düzeyde tek başımıza çözeceğimiz bir sorun değil, bireysel düzeyde fena halde sıkışıyoruz, toptan bireysel bir problem değil ki bireysel olarak tümden çözebilelim. Birey olarak her birimize düşen ise doğru anlayabilmek ve doğru tavır geliştirebilmek, bu düzeyde hepimize yükümlülük sorumluluk düşüyor.
Problemi saptayabilmek bireysel düzeyde de diğer düzeylerde de doğru bir başlangıcın en önemli adımı, ilkesi sayılabilir. Eğer bir işgal veya kötülük varsa, bu kötülüğün sebepleri nelerdir? Birkaç soruyla başlanabilir:
Kötülük insan istenç ve gücünün dışında bir kaynaktan mı kaynaklanıyor? Madde enerji kanunu mu, doğal mı?
Veya kötülük tanrıları var da kötülük tanrıları mı karar veriyor, tanrısal mı?
Kötülük doğal veya tanrısal değilse, insan genetiğinden, insan hormonlarından, genetik hormonal itki ve dürtülerden mi kaynaklanıyor, biyofizyolojik bir işlev mi?
Veya psişik mi, güdüsel duygusal algısal mı, psişik itkilerden mi kaynaklanıyor?
İşgal sosyal mi, insanın sosyal karakteristiklerinden mi kaynaklanıyor?
Yapısal mı, sosyoekonomik yapılanmalardan mı kaynaklanıyor?
Kötülük tinsel mi, akıl, kültür ve düşüncelerden mi kaynaklanıyor?
Siyasal mı, gayelerden mi kaynaklanıyor?
Veya daha başka bir şey mi?
Bazılarının veya tümünün bileşkesi veya karışımı mı?
İşgalin normatif veya reel teorisinden öte paradigması olur
Tarihten dersler çıkarılsa da insani toplumsal olgu ve olaylar aynı zamanda “siyasi” bir boyut taşıyorsa, yani insani toplumsal eylemlerde bir “gaye/amaç/tercih” boyutu varsa bunun teorisi değil paradigması olur.
Augustinus’a, Cicero’ya, Thomas’a kadar “haklı işgal/güncel deyimle önleyici işgal” veya “haklı savunma/savaş” (moral ahlaki olarak meşru olan) nedir, bunlar normatif teoriye mi giriyor, jus ad bellum ve in bello ilkeleri mi var? Realist olunca, kaçınılmaz veya yapısal işgallerin ilkeleri mi ortaya koyulacak?
İnsani toplumsal eylemlerde teorilerden daha çok paradigmalardan söz edilebilir. Olayları betimlemek ve betimsel çıkarımlardan öte “amaçları/niyetleri/yönelimleri” de dikkate almak gerekmektedir. İşgale yol açan amaçlar nelerdir? Bunların sınıf, zümre, fırka bakımından, yapısal bakımdan da reel analizi önemlidir ancak “gaye/telos/varılmak istenen hedef” ile birlikte değerlendirilmelidir.
İşgal nedir, şiddet nedir, aradaki bağ nedir?
Bir kişi, grup, devlet, ülke, sınıf, zümre, fırkanın bir diğerine onun İSTEMEDİĞİ veya istese bile “içeriksel” olarak ZARARLI her tür eylemini içermektedir. En şiddetli şiddet işgaldir.
Derecesi bireyselden organizeye, organizeden yapısala/kurumsala doğru, aletsizden aletliye doğru artar.
En organize şiddet yayılmacılık/işgaldir.
En yapısal/kurumsal şiddet yayılmacılık/işgaldir.
En aletli şiddet; yayılmacılık/işgaldir.
Bunları söylemiş olmakla sadece yayılmacılığın/işgalin ortaya koyuluş/nesnelleşme şeklinden söz ettik. Ne sebepleri ne de sonuçları üzerinde durmadık. Bunun çelişiğinin karşıtının ne olduğundan da konuşmadık.
İşgale/yayılmacılığa karşı savaş/savunma da şiddet mi?
Eşitsizliğin, emperyalizmin ortaya çıkma/nesnelleşme biçimi yayılmacılık işgal ise, buna karşı mücadelenin ortaya çıkma biçimlerinden/mücadelenin nesnelleşme biçimlerinden biri de savunma savaştır.
İşgal ve savaş hiçbir şekilde karıştırılmamalıdır, işgal olduğu sürece savaş türü karşı mücadeleler olacaktır. Yine de savaş bir sebep değildir, sadece bir yansıma biçimidir, nesnelleşme biçimidir, yol tekniktir, sebebin kaynağın kendisi değildir.
İşgal ile savaş sebepleri bakımından tümden başka şeyler olsa da gerçekleşmeleri bakımından maalesef aynılar. İşgale karşı yapılan savaş da maalesef şiddetten oluşuyor. Yayılmacılık/işgal şiddetine karşı şiddetle karşı durmak. O halde, esas problem yol yöntemde değil sebeplerde.
İşgal de savaş da sebep değil araç, sebepleri neler?
İşgal, yayılmacılık bir gerçekleşme/nesnelleşme/ortaya çıkma biçimi ise işgalle ne ortaya çıkıyor, gerçekleşen nedir?
Bireysel şiddet ile diğer şiddetleri ağırlığına göre dikkate alırsak işgal gibi, savaş gibi kurumsal yapısal tinsel siyasi boyutu olan şiddetlerin sebepleri de bireysel olarak anlaşılamaz. M. Weber, çeşitli zümre ve sınıflar için, subaylar için, tüccarlar için, bürokratlar için, yöneticiler için, erler için çok çeşitli sebepler ve sonuçlar saymakla beraber, büyük ülkelerin bir hegemonya, hatta prestiji bile olduğunu sayarken bile daha çok işin “materyal” boyutuna, özellikle de bankerler, burjuvazi boyutuna dikkat çekmektedir. Marx ve Marksist paradigma, eşitsizlikleri, Wallerstein eşitsiz ve hiyerarşik bir dünya düzenini, kapitalizm ve kapitalizmin ayrılmaz parçası olan emperyalizmi ana sebep olarak analiz etmeye çalışmaktadır.
İşgal de savaş da çözüm değil araç, çözümleri neler?
İşgalin yayılmacılığın ortaya koyuluş/nesnelleşme biçimlerine karşı da savunma savaş mücadele yapılacak ama bu araca karşı araçsal kalmaktadır. İşgal ile savaşlar araçsal bakımdan maalesef benzeşmekte, hatta örtüşmektedir.
Sebepler ortadan kaldırılmadan işgal de işgale karşı savaşlar da ortadan kaldırılamaz. Yani işgallere savaşlara karşı çözüm işgallerin sebeplerinin aşılmasında yatmaktadır.
Bir sebep değil ama daha öne çıkan ana sebep olarak eşitsizliklerin, hiyerarşinin, bunun güncel mekanizmalarından kapitalizmin, emperyalizmin aşılması birincil öncelik olmak durumundadır.
Emperyalizm ve kapitalizme meşruiyet sağlayıcı her tür siyonist, evangelist, fetihçi, haçlıcı, turancı, üstünlükçü, hakimiyetçi idelerle/ideolojilerle de yüzleşmek gerekmektedir.
Aristotelesçi Kantçı bir yorumla ‘Kendinde amaç’
Daha genel bir ilke Aristoteles veya Kant üzerinden “kendinde-amaç” yani herhangi bir gerekçeye gerek duyulmaksızın, başka bir mantığa başvurmaya gerek kalmaksızın kendiliğinden amaç olabilecek, kendiliğinden kişi, toplum, doğa için iyi güzel olabilecek şey/gaye nelerdir formülüdür. Her canlının onurlu yaşam hakkı, her kişinin özgürlüğü, her topluluğun özerkliği ve bağımsızlığı birer kendinde amaç mıdır? Kapitalizm, emperyalizm, üstünlük kurma, hegemonya kendinde bir amaç olabilir mi? Çıkarcılık kendinde bir amaç olabilir mi? İşgal kendinde amaç olabilir mi?
En kritik soru kendinde-amaçlar neler olabilir? Kendinde-amaçlar tanımlanabilirse, Aristoteles’in değerlendirmesiyle, buna yönelik yol yöntem araçlar da iyi sayılır.
Adnan Gümüş
26.03.2026 00:31:00
-
1
CHP’Lİ ŞEVKİN ve 200 LİRA!
-
2
VALİ YAVUZ KARATAŞ PAZARINDA
-
3
YAVUZ: ADANA’NIN MARKA DEĞERİNİ YÜKSELTECEĞİZ
-
4
“MUTLULUK ORANI YÜZDE 75’LERİN ÜZERİNE ÇIKMALI
-
5
KATARAKT YAŞ SINIRI TANIMIYOR
-
6
Tuncay DAĞLI yazdı/ TERE....
-
7
ZEYDAN KARALAR DA “OYA TEKİN’E ADALET" İSTEDİ
-
8
MHP İL BAŞKANI KANLI’DAN BÜYÜKŞEHİR’E ÇAĞRI
-
9
TBMM GENEL KURULU TOPLANDI
-
10
SOSYALİST ENTERNASYONAL GENÇLİK ÖRGÜTÜ'NDEN SİLİVRİ’YE DAYANIŞMA ZİYARETİ
-
11
DEFTERDAR BALIKCI’DAN ÇGC'YE ZİYARET
-
12
ADANA’DA "SU KRİZİNİN EŞİĞİNDE TÜRKİYE VE DÜNYA" PANELİ

