Sultanizm, beş özellikle tanımlanmaktadır:
1. Kuvvetler ayrılığının çiğnenmesiyle ile hükümet ve devlet arasındaki farkların bulanıklaşması. İktidar partisinin hükümete ve devlete hâkim olmasıyla bir tür parti devletinin oluşması,
2. Kişiselliğin yönetim üslubuna egemen olması. Siyasal kararların tek kişinin şahsi takdirine bırakılması, kurumların yokluğu veya kıymet-i harbiyesinin olmaması, siyasal kurumların olmadığı bir yönetim biçiminin oluşması,
3. Anayasal takiyye. Mevcut anayasa, yasa ve genel olarak her kuralın seçici olarak uygulanması veya yönetimde hiç kaale alınmaması,
4. Rejimin toplumsal kökenlerinin zayıflayarak iktidarın merkezileştirilmesi, çoğulculuğun ortadan kaldırılarak devlet ve liderin sınırsız iktidarının kurulması. Siyasal vatandaşlığın sadece liderin başarılarını desteklemek, etkinliklerini desteklemek ve sahip çıkılmasına indirgenmesi,
5. Ekonominin kurallarının çarpıtılarak ahbap çavuş ekonomisi halinde işlemesi. Kapitalist bir ekonomi mevcutsa bile onun ahbap çavuş kapitalizmine dönüştürülmesi. Kısa dönemli kararlara dayanan, belirsizlik içinde çalışan bir iktisadi yapının ortaya çıkması.
Klasik sultanizm. 1878 de, II. Abdülhamit döneminde geçici olarak tatil edilen Meclis 30 yıl kapalı kalmıştır. Oysa, 1876 Anayasasında Meclis vardır ve hükümetin bir parçasıdır.
Uygulamada Meclis hemen hemen hiç olmamış merkeziyetçi, gelenekçi, kişisel siyasal karar alıp uygulamalara devam edilmiştir.
Yeni sultanizm. Gerçek siyasal karar alma ve uygulamayı teki kişi yaparken, ülkeyi tek kişi yönetirken, çağdaş/modern yapıların varlığının vitrinde sergilendiği bir yönetim şeklidir.
Yasama, yürütme ve yargı ayrı olarak anayasada vardır. Ancak yasama ve yargı emir kuluna dönüştürülüp Cumhurbaşkanının, yani yürütmenin emrine girmiştir.
Basın, medya ve sivil toplum kuruluşları, dernek ve vakıflar mevcuttur. Siyasal partiler mevcuttur. Seçimler de yapılabilir. Ancak demokratik bir ortamda, adil ve serbest olarak yapılabildi mi?
Koca ülkede karar alma ve uygulama, yani ülke yönetimi, monarşi benzeri iktidardaki bir kişinin, cumhurbaşkanının yakın akrabaları ve arkadaşlarınca sürdürülen bir faaliyet olmuştur.
2000 li yıllarda merkezin istilasını tamamlayan taşra, demokrasiyi araç olarak kullanıp ülke iktidarını da ele geçirmiş, o günden buyana her türlü yolu deneyerek iktidarı elinde tutmakta, kendi kültürü ve yaşam tarzını Cumhuriyete dayatmaktadır.
Ancak problem büyüktür. 21. Yüzyılın modern ve çağdaş dünyasında böylesi bir yönetim tarzı, iç ve dış politikada, ülkenin bağımsızlığı bağlamında felaketin habercisidir.
10 Ocak 2026.
Mahmut TEBERİK