​MİZAN / DİKKAT!: SİYAH BEYAZ HAKİKAT

​"Kuşlar uçtuklarında gökyüzünü mülk edindiklerini sanırlar; sömürgeci ise gökyüzünü kafese çevirip adına özgürlük der."

Tarihte, iktidar ve onun insan üzerindeki etkisi, en önemli felsefî ve ahlakî soru(n)lardan birisi olmuştur. Gerçekten bir imparatorluğun yükselişinde de, bir halkın insanlıktan çık(arıl)masında da "gizli" bir cevabı vardır: iktidar sahibi, başkalarının ufkunu kendi penceresinin boyutu yapar.

​Oysa, gücü elinde tutanların bilge ve erdemli olması gerektiği, hırs veya korkuyla yönetmenin bir yozlaşma ve tehlike olduğu¹;

Eğer, "güç" iradesi acımasız bir tahakküm arzusuna dönüşürse insanlıktan çıkan bir yapı, bir sistem doğuracağı²;

Yozlaşan sistemlerin "sıradan" insanlarının birer zalime dönüşebileceği³;

Bu sınırsız otoritenin, bireyin ve sistemlerin ahlakî sınırlarını aşındıracağı⁴ bilinen gerçeklerdi ama ne duyan oldu ne de umursayan...

​Neticede, 17. yüzyıldaki "Britanya Ruhu" evrimleşti ve küresel adaletsizliğin ve sömürgeci zihniyetin de adı olur: dünyaya hükmeden, toplumları kontrol eden ve sömürü alanı yaratan…

​Biliyor musunuz?

İnsanlıktan çıkmanın ilk adımı, "öteki"ni insan olarak görmemektir ki, "Britanya Ruhu"ndan "Kovboy Ruhu"na giden yolculukta; Amerika, İspanyollar ile yapılan savaş sonrası 1899 yılında Filipinler'i ilhak etmek istediğinde direnişle karşılaşınca,  İngiliz şair Rudyard Kipling⁵, "Beyaz Adamın Yükü"⁶ adlı şiiriyle Amerikan halkına ve yönetimine "erkekçe" bir sınav ver! çağrısı yapar:

​"Omuzla Beyaz Adam’ın yükünü,

Gönder en iyi evlatlarını,

Sürgün et onları uzaklara...

Yeni yakalanmış, hırçın halkların,

Yarı çocuk, yarı şeytan olanların...

Artık vaktidir erkekliğinin,

Geçen yılların şahitliğinde,

Sessiz ve çetin bir sınav vermenin..."

​İşte, o dönemdeki; köle ticareti, kaynakların yağmalanması, yerli kültürlerin ve dillerin sistematik olarak yok edilmesi gibi insanlık dışı durumları düşünürsek, medeniyet götürüyorum diye gelip, önce toprağı sonra ruhları işgal eden beyazın omzundaki yükün, esasen kölenin boynundaki zincir, sırtındaki ayak izi olduğu ve muktedirliğin kurumsallaşmış gücünün sadece bireyleri değil, ekonomik ve idari sistemleri de yozlaştırdığı bu durumun günümüzde farklı biçimlerde yine karşımıza çıktığını görüyoruz;

Mesela, kapitalizmin insan hayatında ve doğada derin eşitsizlikler yaratması; yapay zeka ve veri tekellerinin elinde toplanan gücün, bireyin özerkliğini ve mahremiyetini tehdit ettiği "DijiTahakküm" diyebileceğimiz yeni iktidar biçimi;

iktidarın, toplumu "biz" ve "onlar" diye bölmesi ya da belirli grupları hedef göstermesi gibi popülist söylemlerin artık "siyasi" gücü korumanın da aracı haline gelmesi gibi…

​Gerçekten, ​Kipling’in çağrısıyla Filipinler'de kan dökerek başlayan ve Bağdat'ta bombaya, Şam'da enkaza, Gazze'de de "özgürlük" adına bir halkın topyekün yok edilmesine uzanan Beyaz Adamın 'yükü'nün hiçbir zaman "kalkındırma" olmadığı, zenginlerin refahını korumak için dünyanın geri kalanını dev bir bataklığa mahkûm ettiği barizdir.

Derler ki; "Balığa suyun dışında özgürlük vaat eden, onu özgürleştirmez; öldürür. İşte, o "yük" dediklerinin,  sömürgeciliği ve emperyalizmi meşrulaştırmak için kullanılan ideolojik bir kılıf olduğu ve ​gerçek soru(n) ise, ​"gittikleri kıtalara ve tüm coğrafyalara hükmeden, itaat toplumlarını kendi silahlarıyla vurup gizli güce kontrol ve sömürü alanı yaratan  ABD, Çin, Rusya ve kısmen Avrupa gibi emperyalist devletlerin  bu gizli gücünün devamlılığının nasıl sağlandığıdır.

​Onlar; öncelikle hedef toplumların dinini, dilini, ırkını, coğrafi konumunu belirler ve kendilerine uygun siyasetçiler, sanatçılar, sporcular, ekonomistler, cemaatler, tarikatlar, askerler yetiştirir; sonra ateistler, deistler, putperestler, sağcılar, solcular, inançlılar kavgasını başlatır. Artık yönetimleri ele geçirdiğinde de cahiller ile bilinçli aptal aydınlar ordusu kurarak günümüz dünyasını örgütleyerek "gel keyfim gel" bestesiyle günlerini gün ederler ki, daha sonrasını sormayın derim. Zira, yaşadığı toplumda, bazen çaresizliği, bazen mutsuz mutluluğu, bazen de köhne iyimserliği kabullenip ölüme razı olan bir insanoğlu vardır ve herkesin, ülkesine bakması yeter de artar bile..."⁷

Acaba! "Kim Kara, Kim Ak?"

​Kipling’in o üstenci, ırkçı ve sahte erkeklik sınavına bakışın aslında kimin "değişken", kimin "kırılgan" olduğunu, kendi kibri ve renkleri içinde kaybolan bir zihnin dünyayı boyama hırsını da açıklayan, Afrikalı bir çocuğun yazdığı söylenen "Renkli Adam"⁸ şiirindeki o sarsıcı dizelere kulak verelim;

​"Sen beyaz adam!

Ben doğduğumda siyah, sen pembesin.

Ben büyüdüğümde siyah, sen beyazsın.

Ben güneşe çıktığımda siyah, sen kızarırsın.

Ben korktuğumda siyah, sen sararırsın.

Ben hastalandığımda siyah, sen yeşerirsin.

Ben öldüğümde hâlâ siyahım, sen ise grisin.

Ve sen hâlâ utanmadan bana 'renkli' diyorsun..."

​Eğer, özgürlüğü tanımlayanlar, onun sınırlarını da çiziyorsa, bizim özgürlüğümüzü neden onlar tanımlıyor?

​Gelin, ​ İngiltere'den bayrağı devralıp "uygarlaştırma" misyonuna soyunan  "Hayırsever! Emperyalizme bir kez daha bakalım. Zira, bugünün efendileri maskelerini düşürmekten de çekinmiyorlar artık.

" Eski bir ABD Dışişleri Bakanı’nın ağzından dökülen "Biz bugün dünyanın Roma İmparatorluğu’yuz" itirafı, aslında binyıllık bir kibrin güncellenmiş halidir. Bu "Yeni Roma", Ortadoğu’ya demokrasi götürmek vaadiyle Türkiye ve bölge ülkelerini kendi penceresinden hizaya çekmeye çalışırken, aslında o büyük "Roma Yanılgısı"na düşüyor. Biliyoruz ki,

​Roma, binyıllarca uğraşmasına rağmen Fırat’ın ötesine kalıcı olarak geçememiş, Harran ve Kayseri’de tarihin en ağır yenilgilerini tatmıştı. Bugün de ABD ve İsrail bileşkesinin bölgedeki açık ya da örtülü müdahaleleri, cetvelle çizilen haritaların binlerce yıllık toplumsal belleğe çarpıp parçalanmasından başka bir sonuç doğurmuyor. "Roma" dün göremediği gibi, bugünün imparatorları da görmezden geliyor: Coğrafya sadece toprak değil, bir ruhtur ve o ruh, üzerine giydirilmeye çalışılan sömürgeci elbiseyi elbet bir gün yırtıp atar."⁹

Başka;

​Yer Filistin...Gazze’de yaşananlar, "insani değerler" söyleminin sadece seçilmiş kişiler için geçerli olduğunu, geri kalan milyarlarca insanın ise şiirdeki "nankör ve vahşi yerliler" kategorisinde görüldüğünü de kanıtlamıyor mu?

O güçler, "uygarlık" değerlerini savunmak yerine, ileri karakol olarak gördükleri İsrail'i kayıtsız şartsız desteklemiyor mu?

​Yer Venezuela...Üç gün önce suçladı, saldırdı, seçilmiş başkanını kaçırmaya teşebbüs etti; adeta Maduro üzerinden tüm bir halkı "madara" ederek aşağıladı ama bugün "Venezuela'yı seviyorum!" diyorlar…

"Bugün bu coğrafyalarda yankılanan postalların sahibi, ABD siyasetini bir devlet adamı ciddiyetiyle değil, bir 'kovboy hoyratlığıyla' yöneten Trump zihniyetidir. Petrol kokusunu aldığı her yere 'bir gece ansızın geliriz' tehditleriyle çöken bu anlayış; Venezuela’dan Ortadoğu’ya kadar her yeri emperyalizmin azgın bir versiyonuyla arka bahçesine çevirmek istiyor ama bu filmi daha önce Adolf Hitler ile izlemedik mi? Gücü hukukla değil, ego ve korkuyla pekiştiren o hastalıklı megalomani de dünyayı hizaya sokmaya çalışsa da sonunda bir yeraltı sığınağının karanlığında yok olup gitmedi mi?

Unutulmamalıdır ki;

Hiçbir dünya düzeni bu denli bir güç sarhoşluğunu sonsuza dek taşıyamaz ve canavarca iştahların sonu, daima o korkuyu yaşatanın felaketiyle noktalanır."¹⁰

İşte, bir tarafta ​dünyayı kendi renklerine boyamak için, "ne yaptıysak "sevdiğimiz için yaptık!" diyen

ABD, Rusya gibi kan dökenler; diğer tarafta ise sadece kendi renginde kalabilmek için bedel ödeyenlerin olduğu bir dünyadayız...

Bu arada, siz siz olun sakın başka neden aramayın!ve Emperyalizmin hayırseverliğini! unutmayın…

​Bilinmelidir ki,

Batı'nın omuzlarındaki 'yük' asla masumları kurtarmak değil sömürge çarkının ezdiği insanın üzerine basarak yükselmektir. Artık, "kimin elleri kirli, kimin alnı ak" olduğu adeta "ak koyun kara koyun" misali açıkça ortadadır ve insanoğlu yaşanabilir bir dünya ve onuru için; Ya sahte maskelerin arkasındaki "karanlığa" teslim olacaktır ya da "aydınlığa" kavuşmak için sözüm ona bu kurtarıcıların kibrini yok eden, o maskeleri yırtıp atan olacaktır. Zira bilinmelidir ki; bugünün dünyasında gördüğünüz o parıltı (beyaz) aslında bir körlük; karanlık sandığınız (siyah) ise gerçek onur ve direnişin rengidir.

​Unutmayın, "Hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir! Ancak müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve iş birliği çağı hâkim olacaktır." — Mustafa Kemal Atatürk

​Suat Umutlu / 13 Ocak 2026

​Dipnotlar;

​¹ Platon (M.Ö. 427-347): Antik Yunan filozofu. "Devlet" eserinde adaleti ve yönetimin erdemini savunmuş, "Filozof-Kral" idealini ortaya koymuştur.

² Friedrich Nietzsche (1844-1900): Alman filozof. "Güç İstenci" kavramıyla insanın temel dürtülerini analiz etmiş, ancak bu kavram sömürgeci odaklarca çarpıtılarak tahakküm aracı yapılmıştır.

³ Hannah Arendt (1906-1975): Alman asıllı Amerikalı siyaset bilimci. "Kötülüğün Sıradanlığı" analiziyle, totaliter sistemlerin nasıl sıradan bireyler eliyle devasa zulümler işlediğini kanıtlamıştır.

⁴ Lord Acton (1834-1902): İngiliz tarihçi ve siyasetçi. "Güç yozlaştırır" tespitiyle, siyaset biliminde denetimsiz otoritenin ahlaki yıkımını simgeler.

⁵ Rudyard Kipling (1865-1936): İngiliz yazar ve şair. Emperyalizmi ahlaki bir görev olarak sunan eserleriyle "sömürgeciliğin ozanı" olarak bilinir.

⁶ "Beyaz Adamın Yükü" şiiri: ABD, İspanyol-Amerikan Savaşı sonrası Filipinler’i ilhak ederken 1899'da Rudyard Kipling’in yazdığı şiirdir. Batı'nın tahakkümünü ahlaki bir görev gibi takdim eder.

⁷ İsmet Orhan: Gazeteci, yazar. (https://www.egesaati.com.tr/dunyayi-yoneten-gizli-guc)

⁸ "Renkli Adam" (Dear White Fella) şiiri: Birleşmiş Milletler tarafından "2005 Yılının En İyi Şiiri" seçilen eser.

⁹ Prof. Dr. Cengiz Kuday: "Roma Yanılgısı ve İran", Cumhuriyet Gazetesi.

¹⁰ Melih Demirel: Gazeteci, yazar.

https://medyasiyaset.com/fuhrer-yankee-melih-demirel-yazdi/


SUAT UMUTLU

14.01.2026 18:09:00

YAZARLAR


EVDE SAĞLIK EKİBİNE TAKDİR BELGESİ

“YAPILMAYAN HİZMETLERİN TAKİPÇİSİYİZ”

“GÖZLEMSEL İNCELEMELERE DAYANAN RAPORLAR BÜYÜK RİSK TAŞIR”

“ZÜBEYDE HANIMIN MÜCADELESİ BİZLERE İLHAM VERİYOR”

“KİMYA ENDÜSTRİ BÖLGESİ ADANA’NIN KADERİNİ DEĞİŞTİRECEK”

SEYHAN BELEDİYESİNDE 10 OCAK BULUŞMASI

LÖSEMİLİ ÇOCUKLARIN GELECEĞİ İÇİN KOŞTULAR

Sabri ARPAÇ Yazdı / TORBA YASA İLE UÇAN KUŞ BİLE HARCA YANİ HARACA BAĞLANDI...

GAZETECİ CEYHUN ÖZGÖNÜL 2 YIL ÖNCE PAYLAŞTI

“BESLENME ÖYKÜSÜ, TANI VE TEDAVİNİN TEMEL TAŞIDIR”

SARIÇAM BELEDİYESİNİN GAZETECİLERLE BULUŞMASI

İbrahim ORTAŞ yazdı YAŞANAN YAPISAL SORUNLAR SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAMI VE GIDA GÜVENCESİNİ TEHDİT ETMEKTEDİR

ADANA’DA ÜRETİCİYE 26 MİLYON TL’LİK AYÇİÇEĞİ TOHUMU

TONLARCA SAHTESİ İMHA EDİLDİ

TAYVAN’DAN CEYHAN’A YARDIM

GÜRER: “ÇALIŞAN EMEKLİ SAYISINDA REKOR ARTIŞ!

ÇUKUROVA KİTAP FUARI KİTAPSEVERLER BULUŞUYOR