NE YAPMALI/ ÜCRETLİ ÇALIŞAN

Sabahın alaca karanlığında yollara düşen, servis araçlarında uykusunu bölüştüren, fabrika çarklarından büro masalarına dek her alanda emeğini ortaya koyan ücretli çalışan; bugün ülkemizin en büyük ama en çok ezilen çoğunluğunu oluşturuyor.

Sabahın alaca karanlığında yollara düşen, servis araçlarında uykusunu bölüştüren, fabrika çarklarından büro masalarına dek her alanda emeğini ortaya koyan ücretli çalışan; bugün ülkemizin en büyük ama en çok ezilen çoğunluğunu oluşturuyor. Açıklanan yeni asgari ücret rakamı, 28 bin liranın biraz üzerinde kalırken; tarihte ilk kez 30 bin lirayı çoktan aşan açlık sınırının gerisinde, işçinin eline geçmeden temel gereksinim maddelerine gelen zamlarla buharlaştı. İktidarın "çalışanı enflasyona ezdirmedik" sözleri, pazar torbasının boşluğu, kira bedellerinin ulaşılamazlığı karşısında birer birer çürüyor. 

Bırakın ötesini barınma hakkın lüks sayılmaya başlandı, en temel besin maddelerine ulaşmanın bile zorlaştığı bu düzende; ücretli çalışan, emeğinin karşılığını değil, açlık sınırı altında gelirle yaşamda kalmaya terk edilmiş durumda. Bugün asgari ücret, artık işe başlama ücreti olmaktan çıkmış, toplumun genel ücreti durumuna getirilmiştir. Bu durum, nitelikli emeğin değersizleşmesi, milyonların yoksulluk sarmalında eşitlenmesi anlamına geliyor.

***

Yaşanan bu ekonomik dar boğaz, yalnızca rakamlarla açıklanamaz. Bu, bir bölüşüm bunalımı olduğunca; anaparadarın payını artırırken emekçinin tabağını küçülten düşünülmüş bir seçim gerçeğini ortaya koyuyor. Ülkemizde uygulanan yanlış tarım politikaları, köyden kente göçü zorlayarak ucuz işgücü ordusunu büyüttü. Toprağından koparılan köylü, kentin varoşlarında düşük ücretli işçiye dönüştürüldü. Bugün sofraya gelen bir ekmeğin, bir tas çorbanın fiyatı akıl almaz biçimde artarken; çalışanın geliri bu hızın çok gerisinde kaldı. 

Toplumu rantın eline bırakan, tarım alanlarını sanayi bölgelerine peşkeş çeken anlayış hem solunan havayı hem de emeğin onurunu ortadan kaldırdı. Üreticinin hakkını alamadığı yerde, tüketicinin son durağı olan ücretli çalışan da gıdanın en niteliksizine, yaşamın en zoruna tutsak edildi. İnsanca yaşayacak bir ücret istemi, bugün en temel insan hakkı savunusu duruma geldi…  

***

Peki, bu karanlık tabloda, bu sömürü düzeninde ücretli çalışan ne yapmalı? Bu sorunun doyurucu yanıtı, tek başına kurtuluş beklemekten değil, ortak bir çaba istenci göstermekten geçiyor. Ücretli çalışan, her şeyden önce örgütlü gücün parçası olmalıdır. Sendikalaşmak, hak arama uğraşında yan yana durmak, bireysel yakarıştan toplumsal haykırışa geçmek artık bir zorunluluktur. 

Tek başına bir işçinin sesi patronun odasında yankılanmazken, binlerin birleşik gücü üretimden gelen gücünü kullandığında sular durulur, dengeler değişir. Sendikaların yalnız ücret pazarlığı yapan yerler değil, yaşamın her alanında söz söyleyen direnç odakları olması sağlanmalıdır. Çalışanlar, dayanışma ağlarını işyeri sınırlarının dışına taşımalı; mahallede, sokakta, kooperatifleşme süreçlerinde etkin rol almalıdır.

***

Ücretli çalışan, tüketim alışkanlıklarını da bu dayanışma anlayışıyla yeniden biçimlendirmelidir. Aracıları varlığa boğan dev market zincirleri yerine; üretici kooperatiflerinden, doğrudan köylüden alışveriş yapacak kanallar zorlamalıdır. Kendi sınıfının çıkarlarını korumayan, emeği anaparadara peşkeş çeken siyasal anlayışlara karşı demokratik tepkisi tutarlı biçimde ortaya konmalıdır. 

Haklarını savunmayan, kendisini yoksulluğun tutsağı yapan yapılara karşı durmak; bugün çalışanın hem kendine hem de çocuklarının geleceğine karşı en büyük sorumluluğudur. Bir zamanlar bu ülkenin kalkınma motoru olan üretim gücünün bugün el açar duruma bırakılması, toplumsal bir yaradır. Bu yarayı saracak olan yine emeğin birleşik gücü, örgütlü duruşu olacaktır.

***

Emeğin kutsal sayıldığı ama emekçinin yok sayıldığı bu çağda; ücretli çalışan bellek tazelemelidir. Onu yoksulluğa, güvencesizliğe, gelecek kaygısına tutsak bu sistem, kendi sonunu da hazırlıyor. Kışın ayazı işyeri kapılarında daha sert yaşanabilir, ancak birleşen ellerin sıcaklığı her türlü fırtınayı aşacak güçtedir. Sesini yükselten, hakkını alan, üreticiyle omuz omuza veren çalışan; yalnızca kendi ekmeğini değil, ulusal gelirin hakça bölüşümünü de savunacaktır. 

Unutulmamalıdır ki, emeğin özgür olmadığı, işçinin doymadığı, alın terinin kurumadan hakkının verilmediği bir toplumda erinç bulmak olanaksızdır. Bu karamsar tabloyu değiştirecek olan, örgütlü uğraşın oluşturacağı aydınlık sabahlar, tarladaki çiftçiden fabrikadaki işçiye uzanan o kopmaz hakça paylaşım bağıdır. 

 


Oktay EROL

14.01.2026 16:36:00

YAZARLAR


“GÖZLEMSEL İNCELEMELERE DAYANAN RAPORLAR BÜYÜK RİSK TAŞIR”

“ZÜBEYDE HANIMIN MÜCADELESİ BİZLERE İLHAM VERİYOR”

“KİMYA ENDÜSTRİ BÖLGESİ ADANA’NIN KADERİNİ DEĞİŞTİRECEK”

SEYHAN BELEDİYESİNDE 10 OCAK BULUŞMASI

LÖSEMİLİ ÇOCUKLARIN GELECEĞİ İÇİN KOŞTULAR

Sabri ARPAÇ Yazdı / TORBA YASA İLE UÇAN KUŞ BİLE HARCA YANİ HARACA BAĞLANDI...

GAZETECİ CEYHUN ÖZGÖNÜL 2 YIL ÖNCE PAYLAŞTI

“BESLENME ÖYKÜSÜ, TANI VE TEDAVİNİN TEMEL TAŞIDIR”

SARIÇAM BELEDİYESİNİN GAZETECİLERLE BULUŞMASI

İbrahim ORTAŞ yazdı YAŞANAN YAPISAL SORUNLAR SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAMI VE GIDA GÜVENCESİNİ TEHDİT ETMEKTEDİR

ADANA’DA ÜRETİCİYE 26 MİLYON TL’LİK AYÇİÇEĞİ TOHUMU

TONLARCA SAHTESİ İMHA EDİLDİ

TAYVAN’DAN CEYHAN’A YARDIM

GÜRER: “ÇALIŞAN EMEKLİ SAYISINDA REKOR ARTIŞ!

ÇUKUROVA KİTAP FUARI KİTAPSEVERLER BULUŞUYOR

ÇGC: BASIN KUŞATMA ALTINDA

OYA TEKİN’DEN MESAJ VAR