SUAT UMUTLU

Tarih: 25.02.2025 22:26

ÖMER HAYYAM

Facebook Twitter Linked-in

"İç'in temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?"...

"Dünya, üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca, her bilgi, kendilerinde.
Üzülme, eşek eşeği beğenir:
Hayır var sana "kötü" demelerinde..."
*
11.Yüzyıl...
İran...
O, Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbn-i İbrahim,  yani Ömer Hayyam...
Felsefe, matematik, astronomi ve tarih konularında eğitim almış bir bilgin, bir şair...
*
"Dedim; artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım;
Ömrüm gelmiş geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok."
*
Anadolu'yu da kapsayan coğrafyada Büyük Selçuklu Devleti bulunurken, Avrupa'da Katolik-Ortodoks bölünmesi yaşanıyordu.
O'nun yaşadığı dönem, çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürleri yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti ve İslam dünyasında da felsefe hak ettiği ilgiyi görüyordu.
Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürünün 
(Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönem söz konusu...

O, müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenmiş,  böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş...

O, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerde;
Dünyanın ilk rasathanesini kurmuş, günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamış...
1079 yılında, bir yılın uzunluğunun 365.24219858156 gün olarak ölçüldüğünü duyurmuş, ki bugünde aynı...
Okullarda Pascal Üçgeni olarak
öğretilen matematik kavramının da O'nun tarafından oluşturulduğu söylenmekte ...
Yani, O aynı zamanda Matematik, astronomi
konularında dünyanın önde gelen bilim adamlarından birisi...
*
Ülkesinde, Melikşah ölünce   iç isyanlar ve iktidar kavgaları başlar ve O'na  diş bileyen  düşmanlarınca halk kışkırtılır ve kentten ayrılmaya dahi
zorlansa da Nişapurdan ayrılmaz, kendi köşesine çekilip  bekler.
Hac dönüşü  ise hiçbir ziyaretçi kabul etmeyerek inzivaya çekildiği,iyice duygusallaştığı ve Rubailerinin
büyük çoğunluğunu da bu dönemde yazdığı söylenir...
Yaşamı boyunca laubaliliğe hiç ödün vermeyen bir kişiliğe sahip birisi...
Çevresi, güvenini kazanan birkaç kişi  ile sınırlı olmuş... Hatta ders verdiği kişilerin yapacaği dedikodu ve karalamalardan çekinmesinin de huysuz ve titiz olmasına sebep olduğu da rivayet edilir...

"Bu zamanda az dostun olsun, daha iyi.
Herkesle uzaktan hoşbeş edip geçmeli
Can gözünü açınca görüyor ki insan
En büyük düşmanıymış en çok güvendiği...."
*
Rubailerinde;
Öncelikle akla uygun yaşamak gerekliliğini ve ancak akıl ile bilginin kaynağına ulaşılabileceğini savunur:

"Aklınla yaşa, aklından başka şey beğenme
Varsa iyi bir arkadaşın kötüye yönelme
Hoş geçin herkesle beğensin herkes seni
Sen kendini bil ama kendini hiç beğenme..."
*
Rubailerinde, dünya, var oluş, Tanrı, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve
insana ilişkin konularda özgürce ve sınır kapısı tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir.

Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı çağın toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul
ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırlan 
kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insan, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamıştır. Bu durum
Hayyam'ın evren hakkında kendine özgü bir düşünce sistemi olduğunu gösterir.

O'nun din ile ilgili konulara alaycı yaklaşımı, bilmediği konularda ahkam kesen ulema ve fıkıhçıları azarlaması, bir başkaldırı olduğu kadar, düşüncelerinden hoşlanmadığı bağnaz, tutucu ve düzeysiz çevreden intikam
alma olarak yorumlanmalıdır

"İç'in temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?"...

Ya da daha ağır bir eleştiri olarak;

"Dünya, üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca, her bilgi, kendilerinde.
Üzülme, eşek eşeği beğenir:
Hayır var sana "kötü" demelerinde..."
*
Yaşadığı dönemde içerisinde, İslam dünyasında düşünce ve aklı reddeden bir yapının oluşması,
iktidarların geniş halk kitleleri üzerinde otoritelerini koruyabilmek adına dini kullanması neticesinde
adeta "yobazlığın" iktidara oturtulması; Ömer Hayyam gibi insan aklına ışık tutmaya çalışmış birçok
düşünürün "sapkın" ilan edilmesine neden olmuştur. Genel anlamda toplumsal eğitim seviyesinin
düşmesi nedeniyle de Hayyam şarap ve zevk düşkünü olarak anlaşılmıştır.

"Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde;
Senden ayığız bu sarhoş halimizde.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı
İnsaf be Sultanım, kötülük hangimizde?"

Kendisine yönelik eleştirilere ise:

"Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum:
Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?"
diyerek yanıt verir.

Oysa Hayyam, dinin gereklerini iyi bilmekte ve halkı kandırmaya yönelik kimi saçmalıklara karşı
çıkmaktadır. Salt karşı çıkmakla kalmayıp alaycı ve inançsız biri gibi yaklaşmaktadır. İnsan 
davranışlarından ve davranışların nedenlerinden yola çıkarak yaşananları algılamaya çabalar; tüm
bunların nedenlerini sorgular. Bu yönü ile de yaşadığı dünyaya nesnel bir bakış açısı geliştirir.

"Var mı diye dünyada günah işlemeyen, söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle
Bana kötü deyip kötülük edeceksen
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle!"...

Dörtlüklerinde sık sık kullandiğı şarap ve saki sözcüklerinden, Hayyam'ın sürekli içen ayyaş biri
olarak algılanması hatadır. Şarap burada bir simgedir. Ancak tasavvuftaki gibi şaraptan kasıt ilahi aşk,
saki den kasıtta mürşit değildir. Yaşam bir damla şarap gibidir ve şarap aslında yaşamın acılarını
unutmak için vardır.

"Şarap iç bire birdir derde tasaya
Ne bu dünya kalır, ne de öteki dünya
Ne serin atestir o, ne can dolu su;
Acele et, bulup içemezsin mezarda."...

Şaire göre gerçek olan, yaşanandır; dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur; insan, yaşadığı
sürece gerçektir; en şaşmaz ölçü, iman değil, akıl ve sağduyudur; insan, aklıyla vardır; dolaysıyla da
en iyi ölçü, en şaşmaz kılavuz akıldır ve gerçeğe ancak akıl yolu ile varılabilir.

"Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümün Sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok
Yarın, akılsız neyi bileceksin?"...
*
İnsanoğlunun kavrama kapasitesinin sınırlı olduğunu düşünür ve içinde bulunan an'ın yaşanması gerektiğini savunur. Bununla beraber doğa ötesi olgulara bilimsel ve mantıksal bir yol arar.

"Bir sır daha var çözdüklerimizden başka!
Bir ışık daha var, bu ışıklardan başka.
Hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye:
Bir şey daha var bütün yapıtlardan başka..."
*
Hayyam'a göre, cennet ve cehennem, insanın hayatı algılayışında ve yaşam biçimindedir;

"Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin;
Erenlerin dilini de sökemezsin
Iyisi mi iç şarabı, Cennet et bu dünyayı;
Öteki cennete ya girer, ya giremezsin.
Ya da
Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
Kim gitmiş de getirmiş haberini?
Kimselerin bilmediği bir dünya
Özlenmeye, korkulmaya değer mi!"...
*
Hayyam'in şiirlerinde yaşama bakış tarzında, eski Anadolu-Yunan felsefesinden izler, özellikle
Episkuros'un yaşam anlayışı izleri ve bilimsel çalışmalarının etkisi ve katkısı görülmektedir.

Hayyam' a göre ruh ve beden maddi şeylerdir. Ölümden ötesi de yoktur. Yeniden doğuşa inanmaz. Öyleyse 
yapılacak tek şey, bir süre sonra geçmiş olacak şu günlerin farkına varıp mutlu yaşamaktır. Bu günler
geçtikten sonra geçen günlere hayıflanmanın bir anlamı olmayacaktır. İnsan elinde olanın değerini bilmelidir. Çünkü insan yaşamının amacı keyif almak ve zevktir.

"Hayyam şarap iç, sarhoş olmak ne hoş
Sevgilin de varsa, sarılmak ne hoş;
Er geç sonu yokluk madem bu dünyanın,
Yok say kendini, bak, var olmak ne hoş!

Dün geldi: Nedir aradığın? Dedi bana:
Bensem, ne bakarsın o yana bu yana?
Kendine gel de düşün, içine iyi bak:
Ben senim, sen ben; aranıp durma boşuna!"
*
Bilginin 7 ana temeli kabul edilen Gramer, belagat, mantık, aritmetik, geometri, müzik ve astronomi konularında çalışmalar yapan Ömer Hayyam'ın yaşam felsefesinden süzülen  birkaç Rubaisi ;

"Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok
Ben düşündükçe var bu dünya, ben yok oda yok

Sevgili, seninle ben bir pergel gibiyiz;
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende
Er geç baş başa verecek değil miyiz ikimiz?

Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;
Erdiğim sırları söylemek elimde  değil;
Aklım düşüncenin derin denizlerinden
Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil..."
Suat Umutlu 
25 Şubat 2025

Not:Aydın ÇİFTÇİ'nin paylaşımından istifade edilmiştir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —