Önce miti bir hatırlayalım mı? Zeus, Prometheus’un insanlara ateşi vermesine öfkelenir ve insanlara bir “armağan” gibi görünen Pandora’yı yaratır. Pandora’ya da açmamasını tembihleyerek bir kutu verilir. Ama Pandora merakına yenik düşer ve kutuyu açar. Böylece hastalıklar, acılar, kıskançlık, ölüm ve her türlü kötülük dünyaya yayılır. Kutunun dibinde ise yalnızca “Elpis” yani “Umut” kalır.
Pandora’nın kutuyu açması, insanın bilme arzusunu simgeler. Tıpkı Havva’nın sırf bilme arzusuyla yasak meyveyi yemesi ve Adem’le birlikte cennetten kovulması gibi.
Merak insanın doğasında vardır ama bilgi masum değildir. Bilgi insanı özgürlüğe, özgürlük sorumluluğa, sorumluluk da acıya götürür. Bilginin bedeli büyüktür. Bilme arzusunun bedelini en ağır şekilde ödeyenlerin başında Sokrates gelir.
Acaba bilmek bizi daha mutlu mu, yoksa daha kırılgan mı yapar? Pandora miti, bize bilginin insanı hem yücelttiği, hem de yaraladığı mesajını verir. Kutudaki kötülükler baştan beri oradadır; Pandora onları yaratmamış, sadece serbest bırakmıştır. Öyleyse kötülük insanın eseri midir, yoksa var olan bir potansiyelin açığa çıkması mı? Cevap, kötülük evrenin içinde gizliydi; insanın eylemi onu görünür kıldı. Bu açıdan, Pandora, “suçlu” olmaktan çok aracıdır. Kötülük insanla başlar ama insandan önce de vardır.
Böyle bakacak olursak, kutunun dibinde kalan umut hem bir lütuf, hem de bir tuzak olarak kabul edebilebilir.
Umut bir lütuftur çünkü insan acıya rağmen yaşamaya devam edebilsin diye geride bırakılmıştır. Nietzsche’nin de dediği gibi, “İnsan en ağır acılara bile, onlara bir anlam verebildiği sürece dayanabilir.” Öyleyse umut, insanı ayakta tutan son direniş hattıdır.
Diğer açıdan umut bir tuzaktır. Çünkü umut kutuda kalmıştır; yani insana tam olarak verilmemiştir. Bu yüzden acıyı geciktirir ama ortadan kaldırmaz. Bu yönüyle umut, kötülüklerin en sinsi olanıdır çünkü insanı acıya katlanmaya ikna eder. Pandora’nın kadın olması tesadüf değildir. Antik dünyadan beri insanlar merakı ve felaketi hep kadınla özdeşleştirir. Kadın, toplumsal korkuların mitolojik dile tercümesidir. Bilinmeyene açılan kapı “dişi” olarak kodlanmıştır.
Çağdaş felsefe, Pandora’yı suçlu değil, bilincin doğuş figürü olarak kabul eder. Kadın seçim yapan insandır. Kutuyu açmamak mümkün değildir, çünkü insan merak ettiği sürece insan olabilir. İnsan, bilmeden yaşayamaz. Bilince sahip olmak acıyı da beraberinde getirir.
Pandora’nın Kutusu, mitolojik bir hikaye olsa da, çizmek istediği bir insanlık portresidir. Kutunun açılması bir felaket değil, insan olmanın başlangıcıdır.
Bugün dünya hâlâ Pandora’nın kutusundan çıkanlarla yaşamaktadır. Savaşlar, hastalıklar, adaletsizlikler. Ama hâlâ umut da vardır. Kutunun dibinde kalmış gibi görünse de, her kuşak onu yeniden eline alır. Belki Pandora’nın gerçek mirası kötülük değil; kötülüğe rağmen vazgeçmeyen insan iradesidir.
KUTU BİR KEZ AÇILMIŞTIR VE BİR DAHA KAPANMAYACAKTIR.