Pazar Yazısı: TEŞVİŞ ve İDRAK
Bakınız, TV, gazete, dergi ve kitap gibi iletişim araçları, sömürgeci ve yabancılaştırıcı bir kültürü haklı göstermek hatta zorla kabul ettirmek için;
"Böyle gördük dedemizden!" diye izmihlâli*,
Boylayan bir sürü milletlerin artık hali,
İbret olmaz mı bize? Hem okuyoruz her gün!
Yoksa bir maksat aranmaz mı bu âyetlerde?" Mehmet Akif Ersoy¹
Herkesin işine geldiği gibi yorumladığı,
hayatın içindeki insanî, tarihi, kültürel "etik" değerlerimiz var. Mesela din, vatan, bağımsızlık gibi değerler; ya da akıl, liyakat, güven, hakikat gibi erdemler nedir? diye sorduğumuzda farklı, anlamsız hatta zıt cevaplar da almaktayız.
Acaba, "zihni karışık olan insan kolay yönetilir, eşyaya ve şekle daha çabuk teslim olur" düşüncesiyle bilerek yapılıyor olabilir mi, ne dersiniz?
Bakınız, TV, gazete, dergi ve kitap gibi iletişim araçları, sömürgeci ve yabancılaştırıcı bir kültürü haklı göstermek hatta zorla kabul ettirmek için;
Cehaleti, adaletsizliği, açlığı ve sefaleti, vicdansızlığı, bencilliği sanki bir erdem, bir başarı gibi sunmakta, sınırsız tüketi(m)ciliği ve lüksü de önermekte ki, neticede insanoğlu Erich Fromm’un işaret ettiği gibi: daha çok "eşyaya sahip olma" arzusuyla "insan olma" onurunu unutmakta deyim yerindeyse "mallaşmakta!"...
Ama, bu zenginliğin dini yapılar vasıtasıyla destekleniyor ve kutsallaştırılıyor oluşu bu yozlaşmanın en acı ayağı, halbuki her türlü kötülüğü, ahlaksızlığı azaltması beklenen dinlerin, bizzat yaşatıcısı haline gelmesi karşısında düşünmek ve sorgulamak gerekir;
Zira bir tarafta hakikatle yüzleşmekten kaçan ve kendi cehaleti içinde basit ama huzurlu yaşayanlar, diğer tarafta zihni ve vicdanıyla acı duyarak bedelini ödeyenler var ise bu kafa karışıklığından kurtulabilmek nasıl mümkün olacaktır?
Bilmelisiniz ki, zihin her olayın nedenini anlamaya çalışırken farkındalık artmakta ve dünyanın adaletsizliği, insan doğasının çelişkileri ve kişinin kendi iç çatışmaları da görünür hâle geliyor. Dostoyevski “Yemin ederim ki aşırı idrak bir hastalıktır" teşhisini koymuş yani güçlü akıl ve zekaya ve de vicdana sahip olanın dünyayı yüzeyde yaşamasına izin vermez demekte ki, gerçekten; cehalet, rüzgarın önünde savrulan bir yaprak gibi insanı huzurlu kılabilir, hatta nedenini sormaz ve sadece serinliğin tadını da çıkarırsınız.
Bu arada insanlar bu sorgusuz ve sorumsuz bulanıklığı seviyor zira içindeki hatalar görünmüyor gizlenmiş gibi: İşte "bedava hakiki hayat" ama yine de düşünün derim, bir "ot" gibi dümdüz bir çizgide yaşamak! ister misiniz?
Hatırlatalım, madalyonun ikinci yüzünde ise "idrak" var. O bulanıklığa tutulan bir ışık gibi; can yakan, göz kamaştıran ama yolu açan. Bilinç arttıkça tüm çatlaklar, lekeler ve adaletsizlikler görünür olur, acı da çekilir ama acı çekmeden yaşamın gerçek tadına varılamaz ki...Acı, bir şeylerin çok değerli olduğunun kanıtıdır da.
Belki de toplumun çağını yaşayamamasının sebebi;
İnsanoğlunun özgürlükten kaçıp sorumluluk almamak için geçmişini sığınak sanması ve o "mallaşma!"nın etkisinde acı hissetmemesidir.
Yani insanın hakikati görmesini engelleyen "sis" dağılmadan, "kafa netleşmeden" atılan her adım, karanlıkta yön bulmaya çalışmak gibidir. Eğer cehaletle gelen kavram kargaşası ve kafa karışıklığı hem tembellik hem de sorumsuzluk yaratıyorsa teşviş bir teşhis, Dostoyevski’nin "aşırı bilinç" dediği idrak ise bir tedavi, bu karışıklığı dağıtmanın yoludur. Bu, sadece bir şeyi "bilmek" değil o bilginin altında ezilmeyi, o sorumluluğu omuzlamayı da göze almaktır.
Unutma!
'Teşviş' ve 'İdrak', zikzaklı bir yolda "stratejik duraklar"dır ve buralarda uyanış başlar. Biri ruhun, diğeri zihnin ve vatanın bağımsızlık beyannamesidir: Kur’an-ı Kerim ve Nutuk...
Evvelemirde, idrakin önündeki en büyük engel olan, kutsallaştırılmış olan bir cehaletten söz edelim. Dinin bir "Cehalet Zırhı" olarak kullanılması kabul edilebilir mi?
Dini, evreni anlama çabasından koparıp sadece şekillere ve "körü körüne itaate" indirgemek demek hem "öğrenme" ihtiyacının ortadan kalkmasıdır hem de "her şey zaten yazılı ve belirlenmiş" anlayışıyla da merakı öldüren en büyük zehirdir.
Bu nedenle Kur’an’ın ilk emri olan "Oku"; sadece metni seslendirmek değil; hayatı ve kendi iradeni çözmek demektir. Gerçekten, eleştirel düşüncenin olmadığı yerde o iraden "görünmez otoritelere" teslim edilir ki, artık özgür bir "fail" olmaktan çıkarılan ve başkalarının çizgisinde yürüyensindir ve bunun adı "Körü körüne itaat" değil midir?
"Lafzı cem'iyyetin artık yalnız, anlaşılan Kur'an'ın:
Çünkü hiç kimse üzerinde durmuyor mânânın.
Ya açar Nazm-ı Celîl'in bakınız yaprağına;
Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına."¹
Dindarlık; mala mülke ve sahte kutsallara teslimiyet değil; sadece hakikate boyun eğen zihinsel bir özgürlüktür.
Eğer, Atatürk’ün düşünceleri ve mücadelesi özüyle öğretilebilseydi, bugün başka bir yolun var olduğu da bir hakikattir. Ve Nutuk, dışarıdan kurtarıcı bekleyen uyuşmuş zihne indirilmiş bir tokattır.
Zaten, "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur" demedi mi?
Sonuç olarak;
Sadece biyolojik ihtiyaçlarını karşılayan insan dünyayı tüketirken, anlam arayanlar dünyayı inşa eder.
Kur’an "Aklını kullan!", Nutuk ise "İradene sahip çık!" der ki, bu iki çağrının kesiştiği nokta, o zikzaklı yolun ta kendisidir. Düz çizgi öngörülebilirdir ve aslında ölüm gibidir. Zikzaklar ise sorgulamayı, hata yapma lüksünü ve her şeye rağmen ayağa kalkma onurunu temsil eder.
İşte dinini kaynağından öğrenen, Atatürk’ü bir fikir namusu olarak kuşanan insan, artık bir "ot" değil, dünyayı inşa edendir.
Huzur; sorumluluktan kaçmak değil, gerçeğin yükünü taşıyabilmenin onurudur. Bilmek yetmez; bildiğin gibi yaşama cesaretini göstermek gerekir. Bakınız, İstiklal Marşı'mızı yazan diyor ki;
"Siz gidin, Safvet-i İslâm’ı Japonlarda görün!
O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,
Müslümanlık denilen rûh-ı feyyâzı yaşar;
Müslüman denmek için bir tek şehâdetleri var."¹
Soruyorum;
Sen!
Düz çizgide mal mülk peşinde koşan, sahte de olsa huzur duyan mısın?
Yoksa zikzaklı, hakikatle yaşama cesaretini gösteren gerçek bir 'İnsan' olarak dünyayı yeniden inşa edebilecek birisi misin?
Eğer küresel sömürü düzeninin yarattığı o kafa karışıklığını yaşıyorsan, mutlaka karanlığı da biliyorsun ve aydınlığa çıkabilirsin.
Yeter ki; Oku, aklını kullan ve iradene sahip çık!
Değerli okurlar,
Dini "cehalete kılıf" yapanlar, Atatürk’ü "şekilciliğe" hapsedenler, eşyaya sahip olmayı "güç" sananlar, itaat etmeyi "huzur" sananlar aynı karmaşayı yaşıyorlar. Bu dünyada iz bırakmak, sadece var olmakla değil, varlığın hakkını vermekle mümkündür.
"İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!"¹
Ya basit huzur ve mutluluk veren kör bir cehaleti ya da acı verse bile o derin farkındalığın ağırlığını seçmelisin...
Kısaca,
Anakronizm² ve Ata(v)izm³ ile başladığımız o düşünsel yolculuğu, Teşviş ve İdrak ile tamamlamak ve "Mallaşma" tespiti ile sosyolojik, "Körü körüne itaat" eleştirisi ile dini/siyasi, "Nutuk ve Kur'an" sentezi ile de milli bir duruş olsun istedim. Hata ve eksiklikleri varsa affola!...
Suat Umutlu
22 Mart 2026
Not:
(*) İzmihlâl; Yokoluş, dağılma, çöküş anlamında.
Dipnotlar:
¹ Mehmed Ragîf, daha sonra Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936, İstanbul); Türk şair, veteriner hekim, öğretmen ve siyasetçidir. Ulusal İstiklâl Marşı'nın yazarıdır. "İstiklal Şairi" ve "Millî Şair" unvanları ile anılır. İstiklâl Marşı'nın yanı sıra Çanakkale Destanı, Bülbül ve 1911-1933 yılları arasında yayımladığı yedi şiir kitabındaki şiirleri bir araya getiren Safahat, en önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim (daha sonraki adıyla Sebilü'r-Reşad) dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM'de yer almıştır.
² Suat Umutlu
https://www.turk360.tr/yazar/suat-umutlu/anakronizm-408-kose-yazisi
³ Suat Umutlu
https://globalbakis.com/haber/atavizm-359200.html
SUAT UMUTLU
22.03.2026 20:49:00
-
1
“SUYUN AKTIĞI YERDE EŞİTLİK YEŞERİR”
-
2
TGC: ÜYEMİZ İSMAİL ARI SERBEST BIRAKILMALIDIR
-
3
ŞEKERİN VÜCUDA BU 6 ZARARINI BİR BİLSENİZ!
-
4
TAMER DAĞLI’NIN ANNESİ VEFAT ETTİ
-
5
60 GÜNDE BİN ŞİRKETTEN KONKORDATO BAŞVURUSU
-
6
“KARATAŞ VE YUMURTALIK NEDEN TEŞVİK KAPSAMINDAN ÇIKARILDI?”
-
7
“KÜRESEL SU KRİZİ TARIMI VE GIDA GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR”
-
8
CHP ADANA İL’DE BAYRAMLAŞMA
-
9
Düzgün COŞKUN Yazdı/ HAYAT SİZE GÜLMÜYORSA SİZ HAYATA GÜLÜP GEÇİN
-
10
Hilal ULUDAĞ Yazdı/ SEN DE BEKLEYECEKSİN BİR GÜN BENİ
-
11
GÜNÜN FOTOĞRAFI
-
12
ZEYDAN KARALAR SAHALARA İNDİ

