SİYASET: ÖZEL MÜLKİYETÇİLİĞİN VE ETNOSANTRİZMİN IZDIRAPLARINA KARŞI İNSANI, TOPLUMU, DOĞAYI SAVUNMAK

Böyle durumlarda bilimler ve felsefe ne yapar? İnsan nedir, toplum olma nedir, dünya nedir, yayılmacılık, işgal, savaş nedir, iyilik güzellik barış mutluluk nedir? Egemenlik ve özgürlük nedir ve insan oluşla toplum oluşla nasıl bir bağı vardır?

Böyle durumlarda bilimler ve felsefe ne yapar? İnsan nedir, toplum olma nedir, dünya nedir, yayılmacılık, işgal, savaş nedir, iyilik güzellik barış mutluluk nedir? Egemenlik ve özgürlük nedir ve insan oluşla toplum oluşla nasıl bir bağı vardır?

Güncel durumda ABD-İsrail’in İran saldırılarının sebepleri, nedenleri niçinleri nelerdir?

Güncel ve geleceğe dair; işgaller yayılmacılık nasıl aşılır, saldırganlıklar nasıl önlenir, daha iyi güzel mutlu bir dünya/insanlık nasıl inşa edilebilir? Somut ABD İsrail’in İran’a saldırısı ve çatışmalı durumda, şu durumda ne yapmalı?

Bugün eldeki mevcutlar üzerinden, özellikle de siyaset felsefesi üzerinden, soruna dair teorilere, çözüme/arayışa dair paradigmalara değinmeye çalışacağım. 

Siyaset felsefesi: Bilimde teori siyasette paradigma olur

Kuhn; “Bilimsel Devrimlerin Yapısı”nı yazarken belki de bilim ile siyaseti, süreç analizi ile erek koyma ve gerçekleştirmeyi karıştırmış olabilir. Fizik kimya araştırmaları ve bilgiye dayalı çıkarımları paradigma değildir, bunlara teori denmesi daha uygun olur. Ancak fizikçilerin kimyacıların, genel olarak bilimlerin gelecek öngörüleri veya doğal olgulardan sosyal çıkarımları paradigma sayılabilir, belirli aksiyomlara/sayıltılara dayalı gelecek öngörüleri, hatta dilekleridir.

Siyaset yapmalı: Siyasi erekli varlık olarak insan, bilgi teori, paradigma/görüş/ide ve praksiyoloji/eylem

İnsanın en iyi tanımlarından biri mevcut durumdan fazla olmasıdır, siyasi bir varlık oluşudur, erek koyması ve erek gerçekleştirmesidir.

Siyaset bilgisiz teorisiz olmaz. Bilgi teori kendi başına görüş paradigma erek fikir sağlamaz. Eyleme geçirilemeyen fikir gerçekleşemez. Siyaset; insanı, insanlığı, dünyayı, evreni olumsuzluklara karşı savunan ve olumlu dönüşümleri sağlayan eylemlilik/etkililik süreci ve toplamı ise bilgi, fikir ve eylem birlikte gider; bilinçsiz halde bile bunlar iç içedir ancak ne yaptığınızı, etkilenim, etki ve sonuçlarını göremeyiz. Felsefe, siyaset felsefesi olanı, olabilecekleri, olanakları, olacakları görebilme, bunlar arasından daha iyi seçenekleri/olması gerekenleri seçebilme ve bunları gerçekleştirebilme işi/sanatı ise bilgisizce cehaletle felsefe olmaz.

Siyasetin orta terimi, bağlacı, harekete hareket kazandıran harekete geçirici olanı “paradigma/görüş/fikir/ide/erek” boyutudur; bunun gerçeklikleri dikkate alması bilgiye dayalı olması başlangıcını, ereğe uygun araç ve aletlerin seçilmesi de eylemin bilgiyle birlikte tasarlanmasını yani bilgi/teori boyutunun eyleme de eşlik etmesini gerektirir; her ikisinin de nihai hedefinin daha olumluya iyiye güzelliğe mutluluğa yani ereğe yönelik olması bağlayıcı, bütünlüğü sağlayıcıdır.

Tüm bunlar siyasettir, siyaset ereklerin amaçlarının gerçekleştirilmesi, erek/amaç kayma ve bunu gerçekleştirme sanatıdır.

Sorunun tanımlanması; tarih, sosyal bilimler, siyaset bilimi, bilimlerden geçmektedir. Siyasetin oluşturulması, amaçların oluşturulması mevcut bilgi ve görülere dayalı olsa da insanın erek koymasından geçmektedir, ereklerle yüzleşilmesi felsefeden geçmektedir. Ereklerin etki sonuçlarıyla yüzleşilmesi bilimlerden ve felsefeden geçmektedir.  Ereklerin düzeltilmesi, geliştirilmesi, yenilenmesi, yenilerinin koyulması siyasetten geçmektedir.

Sorun: Endüstrileşmenin, dijital informatik spekülatif kapitalizmin, emperyalizmin ızdırapları

Homeros’un, Thales’in, Pythagoras’ın, Sokrates’in, Platon’un, Aristoteles’in, Stoacıların, Farabi’nin, İbni Sina’nın, İbn Haldun’un, Hobbes’un, Voltaire’in, Montesquie’nun, J.J. Rousseau’nun, Saint-Simon’un, Kant’ın, Hegel’in, Feuerbach’ın, A. Comte’un, Marx’ın, J.S.Mill’in, Nietzsche’nin, James’in, Durkheim’in, Dewey’in, Lenin’in, M. Kemal’in… hepsi bir yandan kozmosu ve dünyayı kavramaya, aynı zamanda nihai olarak siyaset yapmaya, yeni bir dünya hayal etmeye ve oluşturmaya uğraşıyorlardı.

Saint-Simon, A. Comte, Marx, Proudhon, Durkheim, Husserl…hangisini dikkate alırsak alalım, Durkheim’ın 1890’larda betimlediği haliyle, tüm bilim kişileri, ekonomist, sosyolog ve düşünürlerin kaçınamadığı konu “Endüstrileşmenin yarattığı toplumsal ızdıraplar” idi.  Durkheim, daha yansız bir şekilde endüstrileşme ve devrimler çağında, 1700’lerden beri yaşananların endüstrileşmenin ve özel mülkiyetleşmenin ızdırapları olduğunu söylüyordu. Koloniyalizmin, endüstri devriminden sonra daha da artan yayılmacılığın emperyalizmin, toprağın madenlerin değer kazanmasıyla beraber özel mülkiyetçiliğin ızdırapları.

İnsanlığın, toplumların insanlıktan çıkması ana sorunu oluşturuyor, bunda metalaşma, özel mülkiyet, piyasalaşma, özelleştirme, mülkiyete/varlıklara bir kişi veya sınıfın el koyması, bunun sistemi olan kapitalizm ve emperyalizm, belki tek sebep olmayabilirse de, ana sebebi oluşturmaya devam ediyor.

Özel mülkiyetçiliğin, alan tutmanın, daha fazlasını tutma ve biriktirmenin, daha da fazlasını biriktirme arayışının köklerini ister biyogenetik özelliklerde, ister yaşam şartlarında, ister psişik hırslarda, ister yapısal zümre sınıf ayrışmalarında, ister patriarşide… nede görürsek görelim sonuçta yayılmacılık/istilacılık, işgalleri ve çatışmaları getiriyor. 

Özgürlüğün, iradenin kötüye kullanımı: Dincilerin fetihçiliği, kapitalistlerin kapitalizmi, emperyalistlerin emperyalizmi, nemacıların nemacılığı…

İnsanı insan yapan “iradi” bir varlık oluşu ise, “İrade sahibi olmak özgürlük” ise, özgürlük kişi veya toplumların kendi iradesiyle hareket etmesi ise, burada iradi bir boyutu, sosyal boyutu, insan boyutunu yok sayamayız. İnsani olguların birincil sebebi insanidir, toplumsal olguların birincil sebebi toplumsaldır, en azından insani ve toplumsal olaylara insani ve toplumsal sebeplerle bakmamız gerekmektedir.

O halde dincilik/etnosantrizm, nemacılık, kapitalizm, emperyalizm insana ve toplumlara ait bir olgu ise onun üzerinden açıklamak, çözümü de oralarda aramak gerekmektedir.

Özgürlüğü iradesiyle karar veriyorsa, etnosantrizmi, kapitalizmi, emperyalizmi, nemacılığı kim/hangi zümre sınıflar istiyor? Etnosantrikler, kapitalistler, emperyalistler, nemacıları istiyor diyorsak etnosantrikleri, kapitalistleri emperyalistleri, nemacıları, bunların bu isteklerini aşmamız gerekiyor.

Yani sebepler de çözüm de en azından tümden kadere dayalı değil, iradeye, özgürlüğe, seçime de bağlı. 

ABD-İsrail bloku, İran bloku: Etnosantrik, kapitalist, emperyalist, nemacı bloklar

ABD-İsrail tarafı zaten siyonist, amaleg/ezeli ebedi düşmanlar, Armageddon/coğrafya/meydan/sahalar, Tevrat bir yanda, Kur’an/Ali/Hasan/Hüseyin/Şii/Ayetullah diğer yanda, kurtarıcı İsa Mesih veya Mehdi her iki yanda, kapitalizm, emperyalizm her iki yanda, İran ve ABD-İsrail yayılmacılığı iki yanda bloklar açık bulunuyor. 

Bir yanda Çin, Rusya, İran, bunların etki alanları, diğer yanda ABD-İsrail-NATO ve etki alanları.

Her iki yanın özelliği üstünlük, kapitalizm, nemacılık, yayılmacılık, emperyalizm.

Peki, çözümü ne? İnsanın kapitalist olmasını, emperyalist olmasını, dinci olmasını, nemacı olmasını, kapitalistlerin, emperyalistlerin, etnosantriklerin/dincilerin, nemacıların saldırganlığını nasıl aşacağız? 

Küçük pragmatik çözüm: Büyük kötülüğe karşı küçükten yana olma

ABD-İsrail-Batı yakası 1500’lerden buyana büyük kötülüğü, koloniyalizmi, emperyalizmi oluşturuyor. O halde büyük kötülüğe karşı küçüğünden yana olmak, büyüğün daha da yayılmasına karşı olmak gerekiyor.

Ancak bu biraz pragmatik düzeyde, aktüel düzeyde kalıyor. Kalıcı bir çözüm olarak gözükmüyor.

Kalıcı çözüm arayışı: Özel mülkiyet sorununa ilke bulunması, insanlık bloku, insan hak ve özgürlükleri, demokratik toplumculuk

Ana ızdırap “Özel mülkiyetçilik/ dünyanın kaynaklarının belli ellerde toplanması”, bunun bir başka adı kapitalizm, bunun en yaygın formu emperyalizm. Dünyanın bunları aşması gerekiyor.

Etnosantrik/dini yayılmacılıklar da bunlara teşne oluyor, bunları da aşmak gerekiyor.

Somut durumda ABD-İsrail-NATO yayılmacılığına, daha kalıcı olarak kapitalizme, emperyalizme, nemacılığa, etnosantrizme hayır diyerek başlamak gerekiyor.

Yerine insan hak ve özgürlüklerini, kardeşliği, dayanışmayı, haklıyı güzeli iyiliği paylaşmayı, özgürlükçü demokratik toplumcu bir siyaseti, birey-toplum-doğa yararına dayalı bir siyaseti inşa etmemiz gerekiyor.


Adnan Gümüş

6.03.2026 11:15:00

YAZARLAR


Nurettin ÇELMEOĞLU Yazdı/ ADANA’NIN MARTLARI KIŞKIRTIR MARTILARI

İMO’DAN AFET BİLİMİ EĞİTİMİ

Ergül HALİSÇELİK Yazdı / TÜRKİYE EKONOMİSİNİN 2025 BÜYÜME GERÇEĞİ: RAKAMLAR BÜYÜYOR, REFAH YERİNDE SAYIYOR

Nazım ALPMAN Yazdı/ KAHROLSUN AMERİKAN EMPERYALİZMİ

SARIÇAM’DA GERİ DÖNÜŞÜME “POTALI” ÇÖZÜM

“DEPREM GERÇEĞİYLE YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ”

TGC’DEN YAPAY ZEKA, TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ VE GAZETECİLİK

SAVAŞ HABERLERİ ÇOCUKLARI OLUMSUZ ETKİLİYOR!

"TÜTÜN BAĞIMLILIĞI HALK SAĞLIĞI SORUNU"

AKAR'DAN 'İNCİRLİK ÜSSÜ' AÇIKLAMASI

ÇUKUROVA BELEDİYESİ’NDEN PAZARLAR DENETİMİ

ÇUKUROVA’DA 1.1 MİLYON ABONE DOĞALGAZ KULLANIYOR

“ADANA’NIN İHRACATI ŞUBAT AYINDA YÜZDE 17,8 ARTTI”

“OSB’LER ADANA’NIN KATMA DEĞERLİ ÜRETİM GÜCÜNÜ PEKİŞTİRECEK”

GÜZELLİK SALONU İŞLETMECİLERİ ESNAF ODASI KURULDU

İfral Turgut Yazdı/ GÜNEŞ KRAL VE SARAYIN GÜCÜ

Düzgün COŞKUN Yazdı/ KARNAVAL TUTKUNLARI ADANA'DA BULUŞUYOR