Bu sabah, duyduğum ilk haberlerin benim için en önemlisi, Ümit Özdağ’ın açlık grevine başlayacağı idi. Vicdan sahibi her insan gibi üzüldüm. Ülkemizin geldiği noktayı yeniden gözlerimin önünden geçirince de kahroldum. Yapmayın, Sayın Özdağ, yapmayın. Lütfen yapmayın.
Şimdi bizi buraya getiren olayları hatırlayalım. Sayın Özdağ Antalya'da, partisinin İl Başkanları İstişare Toplantısı'nda, "Son bin yılda gerçekleşen hiçbir Haçlı Seferi, Erdoğan'ın ve AK Parti'nin Türk milletine ve Türk devletine verdiği zararı vermemiştir," dedi. Bu konuşmasından bir gün sonra "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla, Ankara’da gözaltına alınarak, İstanbul'a getirildi ve Özdağ, "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçlamasıyla tutuklanarak Silivri zindanlarına konuldu. 21 Ocak'tan beri orada.
Suç, suçun niteliği, Sayın Özdağ’a yapılanlar konusundaki yorumlarınız size ait. Ama o şimdi isyan halinde. Diyor ki, "65 gün oldu. Benim iddianamem niye hazır değil? Ben niye buradayım? Ben burada olduğumu keşke bilsem. Ben artık tahammül edemiyorum. Bugünden itibaren Artık kantinden yemek yemeyeceğim. Bakanlığın verdiği yemekleri yemeyeceğim. Kendi imkânlarımla orucumu tutacağım. Ama bu böyle giderse bayramdan sonra açlık grevine başlayacağım. Yasaları vücudumla protesto edeceğim. Yasaları beynimle çözemiyorum. Ben bir siyasi partinin genel başkanıyım. Görüş ve düşüncelerimizi ben söylemeyeceksem kim söyleyecek?
Sayın Özdağ, sonuna kadar haklısınız ama kabalık saymazsanız bir cümlenize itiraz edeceğim: “Yasaları vücudumla protesto edeceğim.” İşte buna hakkınız yok. Çocukluğunuzdan beri bu ülkeye kendi görüşünüz ve üslubunuz içinde sayısız hizmet ettiniz. Asıl hizmet edeceğiniz günler ve yıllar önümüzde. Vatan sevginize kimsenin itiraz etmesi, haddi değil. Bu millete hizmet için “2 B”nizi korumak zorundasınız: Beyniniz ve Bedeniniz. Partinize hiç oyum nasip olmadı. Muhtemelen olmayacak da. Ayrı düşündüğümüz bir çok nokta var. Ama bu doğrularınıza saygı duymamı, onaylamamı ve haklı olduğunuz konularda desteklememi de engelleyemez.
Siz bugün-yarın, er veya geç dışarı çıktığınızda başı dik, alnı ak-pak gezebilecek ender kişilerdensiniz. Bakın etrafınızda siz acı çektikçe keyiflenen, siz üzüntünüzü seslendirdikçe utanmadan gülenler için Ziya Paşa ne demiş:
Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efraz,
Birkaç kuruşu mürtekibin cây-ıkürektir.
Yani; Yüksek ve şerefli mevkilerdeki güçlerine güvenip milyonları çalanlar başı dik, alnı açık dolanırken; birkaç kuruş çalan hırsız kürek cezasına çarptırılır.
Hafızası güçlü, yaşı müsait bir insansınız. Hikmet Uluğbay’ı hatırlayacaksınız. İki dönem milletvekilliği, milli Eğitim ve Devlet Bakanlığı yaptı. İnanılmaz donanımlı ve başarılı bir insandı. Son görevi Ekonomide Sorumlu Devlet bakanlığıydı. Kalibresini ölçmek için bir kefeye CV’sini, diğer kefeye o yobazların tamamını koysanız hafif gelirdi. Memleket ekonomik sıkıntı içindeydi. İMF ile boğuşuyordu. Kendince başarılı olamamıştı. Onur meselesi yaptı, çekti silahını, dayadı çenesine ve bastı tetiğe.
Ertesi günü insanlıktan nasibini alamamış, aşağılık, yobaz, din tacirleri kendi gazetelerine hangi manşeti atmışlardı. Hatırlar mısınız: “CİNNETİN ADINI ŞEREF KOYMUŞLAR.” Yapmayın, Sayın Özdağ. Lütfen yapmayın. Vermek istediğiniz mesajı, vermek istediklerinizin anlaması için sizin erdemlerinizle donanması lazım. İnadına kendinizi bu aymazlarla mücadeleye daha güçlü olmak için hazırlayın. Çok sevdiğinize bütün gönlümle inandığım vatanınızın, sizin gibi, dik duran, düşündüğünü eğip bükmeden söyleyen, omurgalı devlet adamlarına ihtiyacı var.
Aksi taktirde, Namık Kemal’in o meşhur beytini boş yere söylemiş olacağız:
KİLAB-I ZULME KALDI GEZDİĞİN NAZENDE SAHRALAR.
UYAN EY YARELİ ŞİR-JEYAN BU HABI-I GAFLETTEN.