Zeus Olimpos’ın Tanrısı, dünyanın hakimi, her şeyin sahibi. İster ki, insanlar zayıf, bağımlı ve hep kendisine muhtaç olsun. Bu yüzden, ateşi de onlardan esirger. Halbuki ateş yalnızca ısınmak için değil, yemek pişirmek, madenleri işlemek, alet yapmak, karanlığı aydınlatmak gibi becerilerin anahtarıdır. Yani medeniyetin kendisidir.
Prometheus insanlara acır. Onları “yarı karanlıkta, bilgisiz ve savunmasız” bırakmayı adaletsiz bulur. Bu nedenle Olimpos’tan ateşi çalar ve insanlara verir. Bu yüzden Prometheus, “insanlığın ilk aydınlanmacısı” kabul edilir.
Zeus, bu başkaldırıyı affetmez. Prometheus’u Kafkas Dağları’na zincirletir. Her gün bir kartal ciğerini yer, ama gece ciğer yeniden eski halini alır. Bu ceza, bilgi uğruna çekilen acının, gerçekle gelen yalnızlığın simgesidir.
Ancak, Prometheus, ateşi çaldığında tanrılara savaş açmamıştı. Sadece insanın karanlıkta kalmasına razı olmamıştı. Zeus’un asıl öfkesi de buradan doğdu. Ateş çalınabilir, ama karanlık sorgulanır hâle gelirse iktidar huzursuz olur. İktidar, tatlıdır. Zeus onu kaybetmek değil, paylaşmak bile istemez.
Bugün Türkiye’de ateş hâlâ tehlikeli bir nesne. Çünkü ateş dediğimiz şey; bilgi, eleştiri, bilim ve gerçeklerdir. Isıtır ama yakar da. Aydınlatır ama gölgeyi de görünür kılar. Bu yüzden ateşin kimlerin elinde olacağı önemlidir.
Bir ülkede ateş serbestçe dolaşıyorsa, sorular çoğalır. Sorular çoğaldıkça cevap vermek zorlaşır. Cevap vermek zorunda olanların rahatı bozulur. Rahat olmayan iktidar, çoğu zaman ateşi “zararlı ve tehlikeli” ilan eder. Gazetecinin kalemi, akademisyenin verisi, öğrencinin sorusu, hâkimin vicdanı… Hepsi potansiyel birer ateştir. İlginçtir ki, ateş çoğu zaman yakanı değil, taşıyanı cezalandırılır.
Prometheus’un zincirleri bugün demirden değil. Dosyadan, manşetten, ihraç listesinden yapılmıştır. Kartal her sabah , kimi zaman bir linç kampanyası kılığında, yeniden gelir. En acı olanı ise insanların ateşi istemesine rağmen getirenle yan yana durmak istememesidir. “Birileri söylesin ama ben karışmayayım,” cümlesi, bu toprakların en yaygın suskunluk gerekçesidir. Oysa karanlık, sessizlikle büyür.
Ateş olmasa karanlık kader sanılır, yanlış normalleşir, hukuksuzluk alışkanlığa dönüşür, cezasızlık ahlak üretir ve sonra herkes “Bu ülke neden böyle,” diye sorar. Cevap ise basittir: Ateşi sakladığımız için.
Prometheus ölmedi. Bugün bir köşe yazısında, yarın bir sınıfta, öbür gün bir mahkeme salonunda karşımıza çıkar. Her defasında bedel öder ama ateşi bırakmaz.
ÇÜNKÜ BİLİR Kİ, KARANLIĞA ALIŞMAK MÜMKÜNDÜR.