Menü Adana Ulus – Adana’nın İlk Dijital Haber Portalı (2006)
İfral TURGUT

İfral TURGUT

Tarih: 09.03.2026 19:09

BİR BAŞKA FATMA NUR

Facebook Twitter Linked-in

Dün Fatma Nur Öğretmeni yazmıştım. Bugün ise Fatma Nur Çelik’i, isim benzerliği tamamen tesadüf.

Tarih, 2 Mart 2026. Zeytinburnu sahilinde iki ceset bulundu. Fatma Nur Çelik ve sekiz yaşındaki kızı Hifa İkra Şengüler. Diyeceksiniz ki, soy isimleri farklı. Öyleyse başa dönelim.

Fatma Nur Çelik henüz 15 yaşındaydı. Ayhan Şengüler isimli bir sapık tarafından istismar edildi. Namus meselesiydi. Namus önemliydi, temizlenmeliydi. Öyle kanla falan değil, yasalara uygun şekilde. Ayhan Şengüler önemli adamdı. Kuran’a Hizmet Vakfi yöneticilerinden biriydi. Vakıf önce inkar etti ama sonra, “Yönetici değil, sadece üyemiz,” demek zorunda kaldı. Vakıf de öyle sıradan bir vakıf değildi. Vakfın resmi, sitesinde verilen bilgiye göre, “Büyük İslam mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursi’nin talebeleri tarafından, 1973 yılında kurulmuştu. Cumhuriyet döneminde Kur’ân-ı Kerîm neşri için kurulan ilk vakıftı.” Kur’an ahlakını bütün dünyaya yaymaya çalışıyordu.

Sonuçta, zavallı Fatma Nur, Ayhan denilen sapık yobazla zorla evlendirildi. Namus temizlenmişti ama bir kerelik tecavüz ömür boyu yasal tecavüze dönüşmüştü. 

Bir de kızları oldu. Alnı secdeden kalkmayan Ayhan kızına İslama uygun bir isim koydu: Hifa ikra. Fatma Nur, nasıl başardıysa  eşinden boşandı. Hifa da büyümeye başladı. Sekiz yaşında olmuştu. Bir gün Fatma Nur, bir annenin duymaktansa, ölmeyi tercih edeceği bir şey öğrendi. Hifa üç yaşından beri öz babası olacak sapık tarafından istismar ediliyordu. 

Çılgına döndü. Sığınacağı yer devlet babanın adaletiydi. Mahkemeye baş vurdu. Avukatları konuyla ilgili ne kadar delil varsa topladı, savcının önüne koydu. Savcı tınmadı bile. Hakim de savcıya uydu ve sapığın tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Bakanlık da Fatma Nur’u suçladı. Adalet nerede aranır, diye düşündü Fatma Nur ve Adliyenin önünde 13 Ocak 2025’te “adalet nöbeti” tutmaya başladı.

Fatma Nur nöbetleri aksatmamak için çalışmayı bıraktı. Annesi-babası da yoktu. Etrafın yardımıyla hayatta kalmaya çalışıyordu. Hifa’nın psikolojik sorunları başlamıştı. Hiçbir şey yemiyor içmiyordu. Doktorlar ise annenin sürekli yanında kalmasını tavsiye ediyorlardı. Çocuk son birkaç aydır yataktan da çıkmıyor, sık sık kriz geçiriyordu ve sadece annesinin yanında sakinleşebiliyordu. Devlet hastaneleri de çeşitli gerekçelerle hastaneye kabul etmiyordu, Hifa’yı. Aylar sonra bir hayırsever onu özel bir hastaneye yatırdı Ciğerlerinde su kalmamıştı, hortumla beslenmeye başladı.

Bu arada Fatma Nur sistematik şekilde tehditler alıyor, devlete, “Kimin arkasındasınız,” diye haykırıyor, ulaşabildiği herkese, “Çocuğumu yaşatın. Ben de ölmek istemiyorum. Başıma bir şey gelirse, intihar diyerek üstünü örtecekler. Sakın  inanmayın,” diyordu. 

Artık mahkeme günü yaklaşıyordu. Karar duruşması 5 Mayıs’ta yapılacaktı ama Fatma Nur sonuçtan ümitsizdi. “Tarikat beni öldürecek,” diyordu. Kendisine 5 Mayıs hatırlatılınca da, Ben 5 Mayıs’a kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum,” dedi.

Hukuku bilmem ama sanırım davacılar artık yaşamadığına göre, dava kendiliğinden düşecek ve sapık eylemlerine yeni kurbanlarıyla devam edecek. Hukukçu dostlarımız bizi avukatların bu davayı bir kamu davasına dönüştürüp dönüştüremeyeceği konusunda bilgilendirirler mutlu olurum.

Haklı çıktı Fatma Nur. 5 Mayıs’ı göremedi. Zeytinburnu sahillerinde çilesi doldu. Hifa’sıyla.

BU SATIRLARI YAZARKEN

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —