İfral TURGUT

Tarih: 01.02.2026 17:04

DEVR-İ SABIK YARATMAK

Facebook Twitter Linked-in

Özgür Özel, Şile’de yapılan “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde “Devr-i sabık yaratmayacağız. Kutuplaşmayı bırakıyoruz, kucaklaşmaya geliyoruz,” dedi. Milletçe kucaklaşmak için ülkeye bu kapkaranlık devri yaşatan sabıkalılardan hesap sormamak mı gerekiyor? Devr-i sabık yaratmak, iktidara gelen yönetimin, kendinden önceki dönemi sorgulaması, hesap sorması demektir. İktidara gelirseniz, Türkiye’ye tarihin en kara devrinin yaratıcılarından hesap sormayacak mısınız? Öyleyse iktidara gelmeyi neden istiyorsunuz ki?

Tarih boyunca devr-i sabık yaratmak, özellikle devrimler, darbeler ve rejim değişiklikleri sonrasında ortaya çıkmıştır. Fransız Devrimi’nde kraliyet yanlılarının yargılanması, Sovyetlerde eski rejim kalıntılarının tasfiyesi, askerî darbeler sonrası sivil siyasetçilerin toplu olarak yargılanmaları hep devr-i sabık yaratarak gerçekleşmiştir.

Gerçi, devri sabık yaratmak, başlangıçta “temiz toplum” söylemiyle meşrulaştırılsa da, çoğu zaman yeni iktidarın kendi günahlarını gizleme aracı hâline dönüşmüştür ama böyle olmasın diye de geçmişin günahlarını yok saymak çok mu hukuki ve ahlaki olur?

Elbette bir hukuk devletinde, suç şahsidir, ceza geriye yürümez, kanunsuz suç ve ceza olmaz ama düşünelim bakalım cezaevlerimiz neden tıkım tıklım dolu. İçeridekilerin büyük bir yüzdesinin orada olmasının gerekçesi içinize siniyor mu? Aldıkları ceza işledikleri iddia edilen suçla örtüşüyor mu?

Asla arzu ve tasvip etmiyoruz ki, siz de hukuku öncekiler gibi vahşice kullanın. Toplumların geçmişle yüzleşmesi elbette gereklidir. Ancak yüzleşme ile hınç üretimi arasında çok ince bir sınır vardır. Hafıza, ders çıkarır. Hınç, tekrar ettirir.

Devri sabık yaratmak, çoğu zaman ahlaki üstünlük iddiası taşır. Fakat ahlak, rövanşla değil; tutarlılıkla ölçülür. Dün yapılanları lanetleyenlerin, bugün aynı yöntemlere başvurması; devri sabık söyleminin samimiyetsizliğini açığa çıkarır. Size ahlaki üstünlük iddiası ve rövanş hevesiyle hukuku yok sayın diyen yok. Ama iktidara gelmenin coşkusuyla bize yapılanları görmezden gelmeye hakkınız da yok. Çünkü acıyı yaşayan biziz. Hem de çeyrek asırdır.

Hatırlayalım, Türkiye’de sadece bu iktidar döneminde kaç kere devr-i sabık yaratıldı. Önceden belirlenen cezaların uygulanması için kanun değiştirilmedi mi? Seksen yaşındaki generaller, “Gözünün Üstünde Kaşın Var” maddeleri uygulanarak zindanlara tıkılmadı, bir kısmının hapishanede ölmesini göz yumulmadı mı? Hala da yumulmuyor mu?

Klasik anlamda devr-i sabık yaratılan toplumlarda, devlete güven azalır, kurumlar kişilere bağlı hâle gelir sürekli bir “yarın yargılanırım” korkusu oluşur. Elbette devletimizin böyle pespaye bir duruma düşmesini istemeyiz ama suçun cezasız kalmasının, bir sonraki suçlar için ruhsat vermek olduğunu düşünmekten de kendimizi alamıyoruz. “Hiç mi utanmıyorsunuz,” sorusuna bir kadının, “Evet, utanmıyoruz. Yaptıklarımızla gurur duyuyoruz,” deme pervasızlığı gözümüzün önünden gitmiyor.

Biliyoruz, gerçek adalet, geçmişi toptan mahkûm etmekle değil, somut fiilleri bağımsız yargı önünde değerlendirmekle mümkündür. Devr-i sabık yaratmamak, geçmişi aklamak değil, hukuku geleceğe taşımaktır. “İntikamla kurulan düzen, bir gün mutlaka yeni bir intikamın gerekçesi olur.”

Geçmişi unutan bir af hafızası da; geçmişi toptan cezalandıran bir öfke siyaseti de istemiyoruz. İsteğimiz, adil çalışan bir hukuk terazisiyle, masumların mağduriyetini giderip, mağrurların müstahak oldukları yerde yaptıklarının bedelini ödemesi.

Dindar ve kindar bir devrin ürünü değilim. Bugüne kadar kalbimde bir kinin yaşamasına asla izin vermedim. Bana yapılan suçları da affedebilirim. Ama bana karşı işenen suçların da, adı devlet bile olsa, başkalarının affetmesine tahammülüm yok. Yaratın kardeşim, devr-i sabık yaratın. Bu bir kin değil hak aramadır. Eğer kalbimde bir parça kin varsa onun da müsebibi sizsiniz. Ben içimi düktüm. Uzun yaşamak da umurumda değil. Ama umarım ömrü bu devrin sabıklarını hukuk önünde hesap verirken görmeden ölmem.

ARTIK BİZİM DE ÇAĞDAŞ BİR ÜLKEDE DEMOKRASİYİ SOLUYARAK YAŞAMAYA HAKKIMIZ YOK MU?   


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —