Oktay EROL

Tarih: 02.03.2026 17:02

EĞİTİM, BİREYİN ÖZÜNÜ BİLMESİDİR…

Facebook Twitter Linked-in

Bir toplumun gelecek adına atacağı adım, bireylerine sunduğu eğitimle ölçülür. Bireylerin donanımı, yaşanan olaylara karşı ortaya koydukları çaba, sorgulama arayışları, özgür düşünebilmeleri karanlıktan çıkış için bir kurtuluş umudu olarak yaşam bulur. Kişinin kendini, yaşadığı toplumun özünü bilmesiyle başlayan yolculuk, yabancılaşmanın yollarını tıkar. Üretimin, erdemli bir kuşak yetişmesinin, insanlarının doymasının, geleceğe sarılmasının da tabanını oluşturur…

Eğitim, beton ya da başka yapı malzemeleriyle oluşturulan duvarların ötesinde, yaşamın her alanında var olan bir süreçtir. Doğuştan başlayarak süren “eğitim” aile içinde olduğunca, ülkenin “eğitim sisteminin” içinde biçimlenir. Amaç bilinçli bireyler yetiştirmektir, ulusal kalkınmaya katkı sağlamaktır, daha iyi yaşamaktır, dünya ergilerinden en güzel biçimde yararlanmaktır, insana/ doğaya zarar vermeden yaşamayı başarmaktır, ülke içinde yaşayanların mutlu olması için uğraş vermektir… 

***

Yirmi dört yıllık AKP “iktidarı” süresince tam dokuz Milli Eğitim Bakanı değişti, anımsayın... Her gelen bakan, bir öncekinin kurduğu yapıyı temelinden sarsarak kendi anlayışını dayattı. Bu süreklilikten yoksun tutum, eğitim düzenini onyedi kez köklü değişikliğe sürükledi… Sınav adlarının, okul türlerinin, ders içeriklerinin sürekli başkalaşması; çocukları birer deneme yanılma öznesine çevirdi. Özellikle "bitişik eğik yazı" dayatmasını unutmadınız kanımca; öğrenci yazdığını okuyamıyor, bu çelişkilerin en somut örneği... Yıllarca süren zorlamanın ardından, hiçbir bilimsel gerekçe sunulmadan bir gecede ortadan kaldırılması; kuşakların okuma yazma becerilerini bozmadı mı, siz söyleyin? Bir bakanın getirdiği "yazı şekli", sonrakinin kararıyla çöpe atıldı.

Her yeni gelenin geçmişi silip atma isteği, kurumsal birikimi yok etmekle kalmadı; öğretmenleri, öğrencileri, velileri de belirsizliğe sürükledi. Bilimsel temeller yerine dönemsel çıkarların, kişisel görüşlerin öne çıkarılması; öğrenim niteliğinde onulmaz yaralar açtı. Sürekli değişen kurallar bütünlüğü bozdu; kuşaklar arasındaki bilgi bağını kopardı. Sonuçta ortaya çıkan bu karmaşa, ulusal birikimi güçlendirmek yerine, gençlerin yarınlara olan güvenini sarstı. Ulusal bilinç oluşturması gereken okul düzeni, siyasal çekişmelerin aracı olmaktan öteye gidemedi!

***

Günümüzde eğitim düzeniyle, bilimin/ yol göstericiliğinden koparılarak inanç eksenli bir yapıya evrilmesi için çabalandığını, öğrencilerin yaşamlarını ipuçlarını bulabilecekleri “evrim” konusunun ders kitaplarından çıkarıldığını, bunların öğrenilmemesinden doğacak “bilgisizliğin” bilimi itelediği çıkmazı anlamamak günümüzün en büyük eksikliği olarak bir köşeye yazılacak… Deneyin, gözlemin, kanıtın yerini alan bu yeni anlayış; evrensel felsefeyi, temel bilim derslerini dışlayarak sığ bir bakış açısını dayattı! Okul koridorlarında yankılanan, laik eğitimi hiçe sayan ilahiler; çocukların özgür düşünce dünyasını kuşatma altına aldı. Küçük yaştaki yavruların sınıflara aç girmesi gerçeği görmezden gelinirken; sorgulayan bellek yerine, yalnızca boyun eğen, "biat" eden bir kuşak istendiği gözden uzak tutuldu!

Aklın/ sanatın/ felsefenin, bir bakıma “soru sormanın”, düşünsel üretim yapabilmenin savsaklanması ne anlama geliyor biliyor musunuz? Bir ulusun düşünsel damarlarının kurutmasıdır... İnanç alanının kişisel kutsallığından çıkarılıp eğitim kurumlarının baskı aracına dönüştürülmesi, toplumsal barışı da yaralar. Beslenme yetersizliği çeken çocukların odak noktası yaşam savaşıyken, onlara sunulan dogmatik kalıplar, yarınların aydınlığını karartır. Bu kuşatma, ulusun çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma ereğini engellemekten başka bir sonuç doğurur mu siz söyleyin…

***

“İktidarın”, son çeyrek yüzyılda yaz/ boz tahtasına dönüştürdüğü eğitim sistemini, yanlışlarına/ eksiklerine/ tutarsızlıklarına bakmadan savunuyor olması nasıl bir çelişki içinde olduğunun kanıtı… Başarılıysa neden bir önceki bakanın uygulamasını bir sonraki değiştirdi, neden kendinden önceki uygulamanın işe yaramadığını ileri sürdü? Bunlar öngörüsüzlük, bunlar eğitimin içinin boşaltılması için çaba harcamak…

Bilimi dışlayan, inanç sömürüsüne dayanan, çocukları açlığa tutsak eden bu anlayışla ulaşılamayan “kurtuluş”; aklın egemenliği, laik, bilimsel, çağdaş bir yapının yaşama geçirilmesiyle olasıdır… Kişinin özgürce soru sorabildiği, dogmaların zincirlerinden kurtulmuş bir okul düzeni; toplumsal barışın en güçlü güvencesidir. Ulusun geleceği, siyasal çıkarların deneme tahtası yapılamayacak kadar değerlidir. Cumhuriyetin utkusuyla donanmış, düşüncesi özgür kuşaklar yetiştirmek; onulmaz yaraları sağaltmanın tek yoludur. Bilimin önderliğinde, insana yakışır bir öğrenim devrimiyle gelecek, sorgulayanların ellerinde yükselecektir. 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —