GİRİŞ
Bu sayfanın üyelerinin tamamı belli bir yaşın ve standart kültürün üzerinde, hayata karşı oldukça nesnel bakabilen, seçilerek bir araya gelmiş insanlar. İçlerinde Köy Enstitülerini, onların misyon ve vizyonunu, UNESCO vasıtasıyla dünyaca tanınan ve takdir edilen Köy Enstitülerini bilmeyen yoktur. Tıpkı Türkiye genelinde olduğu gibi. Ama Köy Enstitülerinde olağanüstü başarılar sağlayan, içlerinde dünyaca tanınan yazarlar, şairler, bilim adamları, düşünürler olan bu destansı başarıları sağlayan öğretmenlerin nerede, nasıl yetiştiğini düşünen, merak eden, soruşturan ve onları yakından tanımak isteyen kişi pek yok gibidir. İşte o verimli membaın kökeni, ana kaynağı Eğitim Enstitüleridir.
Bu beş bölümlük yazı dizisinde, Eğitim Enstitülerini, çeşitli yönleriyle ama yine de özet bilgilerle tanıtmaya çalışacağım. Kuşkusuz çok eksiğim olacak ama onların, eğitim enstitülerinde yetişmiş arkadaşlarım, meslektaşlarım, ya da bu konuda bilgisi olan dostlarım tarafından tamamlanacağına inanıyorum.
Biraz geriden başlayalım. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ilkokul öğretmeni yetiştiren öğretmen okulları vardı. Lise öğretmenleri Darülfünunda (daha sonra İstanbul Üniversitesi) yetişiyordu. Hızla yaygınlaşan ortaokullara özgü, pedagojik formasyonu güçlü öğretmen yetiştiren kurumlar yoktu.
Ülkenin geleceğinin eğitimde olduğu bilen ve ufkun ötesini gören çağın dehası Atatürk’ün yol göstericiliğiyle, Mustafa Necati’nin bitmek bilmeyen enerjisi birleşince, öğrenciyi yetiştirmek için önce iyi yetişmiş öğretmenin yetişmesi gerektiği gerçeği kabul edildi ve böylece, Köy Enstitülerinden önce, Eğitim Enstitüleri fikri oryaya çıktı.
Eğitim Enstitülerinin misyonu, ortaokullara branş öğretmeni yetiştirmek, üniversite bilgisi ile pedagojiyi birleştirmek, sadece bilen değil, öğretebilen öğretmenler yetiştirmekti. Atatürk, Mustafa Necati’yi Milli Eğitim Bakanı yapınca ona açıkça, “Çocuklarımızı okutacaksan iyi okut, iyi okutamayacaksan bırak kendi hallerine. Onların hiç okumaması, yanlış okutulmasından (eğitilmesinden) daha iyidir,” dedi.
Mustafa Necati ise şöyle düşünüyordu:
Onun Milli Eğitim Bakanlığı döneminde, öğretmen okulları yeniden yapılandırıldı. Mesleki formasyon bilimsel metotlarla geliştirildi ve böylece, Eğitim Enstitülerinin temeli atıldı. Mustafa Necati için öğretmen, “Devlet memuru değil, Cumhuriyet görevlisiydi.” Bu bakış, Eğitim Enstitülerinin karakterinin en kısa tanımıydı.