İfral TURGUT

Tarih: 12.02.2026 22:48

EĞİTİM ENSTİTÜLERİNDE PEDAGOJİ-IV

Facebook Twitter Linked-in

Eğitim Enstitüsü mezunu öğretmen bir konuda her şeyi, her konuda bir şeyi bilirdi:

Onlar konuyu dağıtmadan anlatan, programla uyumlu, sistemli öğretmenlerdi.

Eğitim Enstitülerinde, çocuk ve ergen psikolojisi, ölçme-değerlendirme, öğretim yöntemleri çok ciddi eğitim konularıydı.
Bunun sonucu da olarak öğretmen, “Bu çocuk neden anlamıyor,” diye sorar, kusuru öğrencide değil, yöntemde arardı. 

Eğitim Enstitülü öğretmen, sert değil ama netti. Sevecendi ama laubali değildi. Bu denge, yatılı eğitimde kazanılan özdenetim, disiplin ve adalet duygusundan gelirdi. Otoritesi, korkudan değil, güven ve sevgiden doğardı.

Bu öğretmenler için öğretmenlik bir mesai değil, bir kamusal sorumluluktu. Öğrencinin derdiyle ilgilenir, okulun sorununu kendi sorunu sayar, imkân yoksa çare üretirdi. Okul, onların sadece çalıştığı yer değil, emanet aldığı bir kurumdu.

Onlar, kitap okur, gazete takip eder, müzik, tiyatro, resimle ilgilenirdi. Bu bir özenti değil, öğrenciye örnek olma, sınıfı hayata açma çabasıydı. Bu yüzden, bir edebiyat öğretmeniyle tarih konuşulur, bir matematik öğretmeniyle felsefe tartışılabilirdi.

Bu kuşağın çok güçlü bir özelliği de: “Ben” değil, “biz” öğretmenliği yapmalarıydı. Zümre çalışmaları ciddiye alınır, yeni öğretmen kollanır, okul içi rekabet değil, ortak sorumluluk öne çıkardı.

Eğitim Enstitüsü öğretmeni, laikliği, bilimselliği, ulusal bilinci
bir slogan olarak değil, yaşam biçimi olarak taşırdı. Sınıfta, nutuk atmaz, ama davranışıyla öğretir, öğrencilerine “insan yerine konulma” duygusunu yaşatırlardı.

Eğitim Enstitülerinde öğretmenlik, olunan bir şeydi, bugün ise yapılan bir iş.

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —