Şevket Süreyya Aydemir, Balkan göçmenidir. Çocukluğu Trakya’da geçer. Mahallesinde okuma yazma bilen tek çocuktur. Okuma yazmayı annesinden öğrenmiştir. Çocukluğu ve gençliği “Turan” hayalleriyle süslüdür. Bu uğurda yollara düşer, Sarıkamış Savaşına katılır. Daha sonra Kafkasya’ya, Moskova’ya gider. Gece gündüz mücadele eder. Başaramaz. “Turancılık” bir hayaldir ve Türkiye’ye döner.
Türkiye’de tutuklanır ve meşhur “Bekirağa” bölüğüne hapsedilir. Cezası on yıldır ama birinci yılın sonunda Afyon’a nakledilir. Burada uzun uzun düşünme fırsatını bulur. Altıncı ayın sonunda, affedilir ama İstanbul’da kalmamalıdır. O da Ankara’ya gider ve memurluk hayatı başlar.
Turan bir hayaldir ama Türkiye’ye gerçektir. Devlete olağanüstü hizmetleri olur. Sonra bir gün hizmetlerine teşekkür edilir. Emekli olur yani. Bir akşam kırsaldaki evine gelir, kendini bir koltuğun üzerine atar. Tam o sırada gözü şöminenin üzerindeki kandile ilişir. Yıllar önce bir seyahatte almış ve ona “Epiktetos’un Kandili” adını takmıştır.
Epiktetos Denizli doğumlu, Romalı bir efendiye satılmış bir köle filozoftur. Sadece bir sopası, bir tası ve bir kandili vardır. Sopası vardır çünkü efendisi zevk için bir mengenede bacağını kırmıştır. Tası su içmek için kullanır ama suyu eliyle de içtiğini görünce ondan da vazgeçer. Ama kandilinden vazgeçmez. Çünkü ruhunu aydınlatmaktadır. (Bu kandil ölümünden çok sora 3.000 Drahmiye satılır.)
Bu ülke için yapacak daha çok şeyi olduğu halde emekli edilmesini içine sindiremeyen Şevket Süreyya, o duyguların etkisiyle, Epiktetos’la konuşmaya başlar. Ama daha çok konuşan Epiktetos’tur. Bir ara sinirlenir ve “Sen hem köle, hem miskin bir filozofsun. Sen, kendi değerini, kendini inkar eden birisin. Mücadele hırsının, hürriyet hırsının ne olduğunu bilmiyorsun,” der ve yumruklarını sıkarak dışarı çıkar.
Ama Epiktetos, sakin ve telaşsız, asasına dayana dayana arkasından gider. Bir dere kenarında dururlar. Epiktetos konuşmasına devam ederek der ki, “İnsanlar kendilerine ya çok pahalı, ya ucuz değer biçerler. Sense sadece bir değerlendirme hatası içindesin. Hayatında daima, başarabileceğini değil, başarmak istediğini düşündün: olabilecekleri değil ve hep olmasını istediğini aradın. Onun için senin yenilgin, hakikatin yenilişi demek değildir. Yenilen, yalnız senin ölçüsüzlüğün ve dalâletindir. Halbuki kaleleri bekleyen nöbetçiler, yanlarına gelen herkese parolayı sorarlar. Sen de muhayyilene gelen şeylere parolayı sorsaydın, baskına uğramazdın!” Senin hakkında yanlış karar aldıklarını mı düşünüyorsun? Bu kararı alanların, buna mecbur olduklarını da düşünmeye çalış. Ne kendini, ne başkasını itham et. Hem üzülmek niçin? Yapacak o kadar çok şeyin var ki.” Şevket Süreyya sadece, “Yazık! Bu gece Epiktetos beni burada gafil avladı,” diye mırıldanabilir.
Silkinir Şeyket Süreyya ve başta Atatürk ve İnönü’yü anlattığı altı ciltlik “Tek Adam” ve “İkinci Adam” olmak üzere bir çok şaheser yaratır.
Değerli Dostlar, dün paylaştığım, Karaman’daki İstiklal Marşımızın Arapça okunmasıyla ilgili bir çok bıkkınlık, yılgınlık ve ümitsizlik mesajları aldım. İşte buna hakkımız yok. Her şeyimizi kaybettiğimiz zaman değil, ümidimizi kaybettiğimiz an yeniliriz. Epiktetos, her şeyini kaybetmiş ama 2.125 yıldır hala konuşulan bir filozof. Şevket Süreyya, her şeyin bittiğini düşündükten sonra, yeniden başlayıp ülkenin en büyük düşünür ve yazarlarından biri olmuş.
ÜMİDİMİZİ KAYBETTİĞİMİZİ SEYREDENLER, ELLERİNİ OVUŞTURARAK ZAFERLERİ KUTLUYORLAR.