Düzgün COŞKUN

Tarih: 09.01.2026 21:44

GAZETECİLER BUGÜN DÜNÜN 10 OCAK ÖZLEMİNİ ÇEKİYOR

Facebook Twitter Linked-in

Bugün kolay kazanılmadı. O halde bugünün nasıl kazanıldığını anımsayalım: 

1961 yılında 212 sayılı Fikir İşçileri Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 10 Ocak günü, 1962-1971 arasındaki dönemde "Çalışan Gazeteciler Bayramı" adıyla kutlandı.

*** 

1971 yılındaki askeri müdahaleden sonra ülkede gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine, kutlama gününün adı "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak değiştirildi.

***

Türkiye'de 55 yıldır 10 Ocak Gazeteciler Bayramı olarak değil Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutlanır. Tabiri caiz ise, Çalışan Gazeteciler Günü yerine "Anma Günü" denilse daha doğru olur. 

**

Günümüzde çalışan gazeteci sayısının artması beklenirken, ciddi manada azaldığını görüyoruz. 

- İletişim fakülteleri her yıl 200 öğrenci mezun veriyor-

ÖSYM tarafından yayımlanan Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'na göre, 2025-2026 eğitim yılında Türkiye'de 46'sı devlet ve 23'ü vakıf üniversiteleri olmak üzere toplam 69 iletişim fakültesi bulunuyor. Bu rakamlara, KKTC'deki 6 iletişim fakültesini de katarsak sayı75''e yükseliyor. 

***

Söz konusu fakültelerde her yıl 150-200 öğrenci mezun oluyor. Bu öğrenciler meslekleriyle ilgili gazete ve televizyonlarda çalışma olanağı bulamadığından dolayı, başka iş kollarında asgari ücretle çalışmak zorunda kalıyor. Bu da yetmiyor, günümüzde objektif habercilik adeta suç sayılıyor. Ne acıdır ki, işsizlik gazetecileri de derinden yaralıyor. Günümüzde işsizlik ordusunun yeni halkalarını gazeteciler oluşturuyor maalesef!

- Gazeteler kapanıyor televizyon ekranları karartılıyor -

Ülkede neredeyse her geçen gün gazeteler kapanıyor, televizyonların ekranı karartılıyor. Yönetim kadrolarının yetkileri tırpanlanıyor. Halkın haber alma hakkı ihlal ediliyor. Bu da yetmiyor bazı televizyon kanallarına "Kayyum" atanıyor. Genel yayın yönetmenlerinin yetkileri ellerinden alınıyor. Bu da yetmiyor, görevlerine son veriliyor, yargılanıyor hatta tutuklanıyor. 

***

Sözüm ona deniliyor ki; basının görevlerini yapabilmesinin temel şartı, basın özgürlüğünün sağlanmasıdır. İyi güzel de bu özgürlük yıllardır neden sağlanamıyor? Doğru, tarafsız yazı yazan, haber yapan, program sunan gazeteciler niçin mağdurları oynuyor ya da oynamak zorunda bırakılıyor.

***

Geçmişte ''Demokrasimiz geliştikçe, basın özgürlüğü konusundaki sıkıntılar da ortadan kalkacaktır'' denilmemiş miydi? Sormak istiyorum: Madem ki, basın demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından birisidir o halde demokrasi neden gelişmiyor? Basının toplumsal hayattaki etkinliği niçin artırılmıyor, aksine güçsüzleştiriliyor?

***

Basının sorumluluklarını yerine getirebilmesine yönelik cabalar neden etkisizleştiriliyor? Bu kanallar sonuna kadar niçin açık tutulmuyor? Açık toplum olmak, özgürce konuşmak, yorum yapmak kamuoyunu doğru bilgilendirmek o kadar zor olmasa gerek.

***

Bugün ülkenin sorunları farklı görüşler de ortaya konularak, kamuoyu önünde rahatlıkla tartışılabilinir diye biliyor muyuz? İnanın; "diyebiliyoruz" demeyi çok isterdim ama dilim varmıyor.

***

Demokrasimiz gelişmedikçe, basın özgürlüğü konusundaki sıkıntıların ortadan kalkacağına ihtimal vermek hayalden öteye geçmez! Doğru haber verme, tarafsızlık, objektiflik, basın çalışanları olmazsa olmazıdır. 

***

Bu unsurlar gazeteciler için önemli değerlerdir. Dürüst, erdemli gazeteciler, mesleklerinin gereğini yerine getirebilmek için önceki gün, dün olduğu gibi bugün de fedakarca görev yapıyor, onca baskı ve yıldırma politikalarına rağmen.

***

Günümüzde basın çalışanları hak ettikleri hayat standardına, ekonomik ve sosyal olanaklara sahip olduğu söylenemez. İş yaşamları patronların iki dudağı arasında çıkan söze bağlı. Hiçbir gazetecinin İş güvenliği de yok. 

- Çok sesli medya ortamından rahatsız olanlar var -

Çok sesli bir medya ortamından rahatsızlık duyan çevreler olduğu sürece, basın özgür olamaz. Dahası; özgür basından söz edilemez. Günümüzde gerek yaygın, gerekse yerel medyada çalışan gazeteciler, sendika üyesi bile olamıyor.

***

Neden? 

***

Çünkü örgütlü olmaları istenmiyor. Özellikle işveren örgütlü toplum sözünden etkileniyor, hatta nefret ediyor. Oysa Anayasa'nın 51. maddesinde, hiç kimsenin bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamayacağı hükmü yer almaktadır.

Yani sendika üyesi olmak yasal bir haktır. Bu hak çalışanların ellerinden alınmıştır. Sendikalı olanlar da işverenler tarafından istifaya zorlanmaktadır. Çalışma şartları iyileştirilmedigi gibi, her geçen gün daha zorlaştırılmaktadır. 

***

Ne acıdır ki, ülkemizde güçlü sendikal örgütlenmeye gidilemiyor. İş güvencesinin yanı sıra, ekonomik olarak emeğin karşılığı alınamıyor. Esnek çalışma teşvik ediliyor. Diğer taraftan, mesleğe yeni giren genç gazeteciler çok düşük ücretle ve uzun süre kayıt dışı çalıştırılıyor.

***

Bu şartlar gazetecilerin editoryal bağımsızlığını da tehdit ediyor. Başarılı gazeteciler televizyon kanallarında ve gazetelerin künyelerinde yeterince yer alamıyor.

***

Sonuç olarak derim ki; gazeteciler bu günü yine güç şartlar altında idrak ediyor. Önlerini rahat göremiyor. Yüzleri gülmüyor. Büyük risklere karşı karşıya olduğunu düşünüyor. Basın Emekçileri Çalışan Gazeteciler Günü'nü huzur içinde kutlayamıyor. Geçmiş 10 Ocak'ların özlemini çekiyor.

***

Umuyor ve diliyorum ki, bundan böyle 10 Ocak'lar gelecekte mücadele günü olarak kutlanır. Gazeteciler başta sendikal haklar olmak üzere, kazanılmış haklarını yeniden kazanmış olur. Bana kalırsa asıl bayram bugün değil, o gündür.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —