Emeklilerin geçinemediklerine inanmak zor! Ancak ben aksini düşünüyorum. Bu düşüncemi açık şekilde tereddütte yer bırakmayacak şekilde dile getirmek istiyorum.
***
Nitekim bu ülkede kime sorarsanız sorun, ekonomik nedenlerden dolayı hayatından memnun olmadığını söyler durur(bir avuç kesim hariç). Geçinemiyorum diyenlere iş dünyası, ihracatçı, imalatçı, turizmci, otel ve restoran işletmecisi, işçi, memur diğer sektör temsilcileri ve çalışanlar dahil. Zengin, yoksul insanlardan daha çok ağlıyor, lakin gözlerinden tek damla yaş yanaklarını ıslatmıyor!
***
Birileri çıkıp, "Sistem bu. Zengin ağlıyor ama gözyaşlarını içine akıtıyor" dese, başta emekliler olmak üzere tüm yoksul kesim inanır. Türkiye'de zengin kesimden daha çok dert yanıp, buna karşın hak arama mücadelesi ver(e) miyen bir kesim var yani emekliler.
***
Haklarını inkar etmemek lazım, son dönemde sokakları en fazla arşınlayan, sesini yükselten kesim yine emekliler oldu. Sormak gerek, kamu çalışanları ve özellikle memur sendikaları nerede?
***
Örneğin; Türkiye'de en çok üyeye sahip Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen! Memur-Sen bünyesinde faaliyet gösteren Egitim-Bir - Sen, Büro Memur - Sen, Sağlık- Sen, Enerji Bir-Sen, Toç Bir- Sen, Birlik Haber- Sen, Ulaştırma Memur-Sen Birleşik Kamu-İş, Hak- Sen, Anadolu- Sen ve diğer sendikalar.
***
Verilere göre, Türkiye'de 2026 yılı başı itibarıyla yaklaşık 17,7 milyon emekli bulunuyor. Bu rakama (dul ve yetim aylığı alanlar) dahil.
***
Bu kesime bir dokun bin ah işit. Nitekim, her gün muhalif( doğru duydunuz) televizyon kanalları emeklilerle ilgili haberlere yer veriyor. Spikerler emeklilerin dert küpü olduğunu ifade ediyor.
***
Kimi pazarlarda atık sebze meyve toplarken, kimi parklarda çaresiz şekilde dolaşırken, kimi hastanelerde muayene kuyruklarında güçlükle ayakta dururken görüntüleniyor.
***
Emeklilere dokunmaya gerek yok. Zaten çektikleri çileyi olduğu gibi anlatıyorlar:
"Geçinemiyoruz. Ramazan Bayramı'nda torunlarımıza harçlık dahi veremedik. Ayrıca baklava ve şeker alıp konuklara ikram edemedik.
***
Ellerine bir damla kolonya dökemedik. Tatil nedir çoktan unuttuk. Otellerde rezervasyon da yapamadık. Evimizden dışarıya rahat çıkamadık. Markete, kasaba giremedik. Yırtık çorapla, boyasız ayakkabıyla dolaşan emeklileriz.
***
Ayakkabı almayı takım elbise giymeyi çoktan unuttuk. Tatili ancak rüyalarımızda görüyoruz. Hatunlar, tencere kaynamıyor diye dert yanıyor.
Düğün, nişan eğlenceyi gidemez olduk. Ancak cenazelere gidebiliyoruz. İnanın gülmeye hasret kaldık. Aile ziyaretlerini unuttuk. Birbirilerimizle yabancılaştık. Komşularımızı tanımaz olduk. Kahvehanelerde de gidemiyoruz. Günümüzü geçirdiğimiz yerler sokak ve parklar. Eşlerimizin yüzüne bakmaya utanır hale geldik. Normal günlerin yanı sıra Ramazan Bayramı'nda da yüzümüz gülmedi, içimiz buruk bir bayram geçirdik. İktidar biz emeklileri ölüme mahkum etti"..
***
Değerli okuyucularım, ama ben inanmıyorum. Çünkü bazı emekliler, Hamdolsun yağımızla geçiniyoruz. Birikimimiz yok bankalara kredi borcumuz da yok" deyip kamera uzatan muhabire gülerek yanit veriyor.
Söyler mısınız siz olsanız böyle ahkam kesenlere inanır mısınız?
***
Mademki, hayat size gülmüyor varın siz hayata gülün. Direnç gösterin, saha etkin mücadele edin, kahvehanelerde değil sahalarda olun. Kafası esen yanına birkaç emekli alarak dernek kurmasın sizi üye yaparak sırtınızdan geçirmesin.
***
Özellikle memur sendikalarına bakın, toplu sözleşme için masaya oturuyorlar hayali bir rakam ortaya atıyorlar. Nedense son sözü merkezi yönetim söylüyor. Sendika konfederasyonlarına da "Peki" demek düşüyor
***
Emeklilere derim ki, kamu çalışanları gibi şu dernek bu dernek demeyin tek çatı altında toplanın sesiniz daha gür çıksın diye! Başkent Ankara bu sesi duymak zorunda kalsın. Çıkın alanlara "Bu maaşla yaşanmaz, sefil perişan haldeyiz. Bizler aldığımız maaşla avrupalı emekliler gibi ülke ülke seyahat etmiyoruz ama rahat ve huzur içinde geçinmek istiyoruz" deyin.
***
Diyemiyorsunuz, o cesareti göstermiyorsunuz. Ancak park ve dinlenme alanlarında otururken, kahvehanelerde okey oynarken, kendi aranızda bağırıp çağırıp duruyorsunuz. Sizin sesinizi ancak kahvehane duvarları ve camları duyar. Deri koltuklarda oturan muhataplarınız asla duymaz!
***
Siyasi otoritelere gelince: Gerek milletvekilleri, gerek belediye başkanları gerekse parti il, ilçe, belde başkanları sizi seçimden seçime hatırlar. Zaten yolda karşılaşsanız ne onlar sizi ne de siz onları tanımazsınız. Hiç bir derdinize deva olmak işlerine gelmez!
***
Yani siz yalnızsınız. Tek başınasınız. Sizin sizden başka dostunuz yok bilesiniz.
***
Son söz: Bilmem başlıktaki tümceyi bir kez daha yinelememe gerek var mı, ben de öyle düşünmüştüm.