Tahran’ı 1978’den, yani Şah Rıza Pehlevi zamanından bu yana bilirim. Yönetim, Batı dünyasına çok yakındı. Tahran, herhangi bir Avrupa kentiyle çok rahat yarışabilecek çağdaş, parlak ve renkli bir kentti. Yok, yoktu. Tabii bu tarif dışarıdan bakan benim gibi ülkeye yabancı birinin gördüklerine dayanmakta. Bir de, İranlı gözüyle bakıldığında tuhaf, karmaşık, bir yanı yakıcı, bir yanı onarıcı iki parça İran vardı. İkinci parça, mollalara biat eden, çağdaşlığa inanmış Şah Rıza Pehlevi’ye karşı yer altı, yer üstü faaliyetlere karışanlardan oluşmaktaydı.
HUMEYNİ SONRASI
Mollaların cennet ve huri vaadleriyle de heyecanlananlar giderek artan şiddetle karışıklık çıkarmaya başladı. Uzun hikâyedir; kısadan gidelim… Şah, aile efradını alıp ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bir süre Türkiye’de, Bursa’da kalan Ayetullah Humeyni Fransa’da krallara layık bir yaşam sürerken, Şahın ayrılmasından hemen sonra Tahran’a döndüğünde milyonlar tarafından sevinç gösterileriyle karşılandı. O andan itibaren denilebilir ki pırıl pırıl ışıklı kent karardı. Mağazalar, köşkler talan edildi. Modern kılık kıyafet adeta sihirle yok edilmiş gibi kayboldu. Kadınlar örtünmeden sokağa çıkamaz oldu.
Humeyni geldikten hemen sonra Tahran’a giderken müthiş değişiklikle karşılaştım. Etki, daha uçağa girerken hosteslerin kıyafetiyle kendini gösteriyordu. Hoparlörden alıştığımız hafif müzik yerine Kur’an-ı Kerim yayınlanmaktaydı. Fakat kadın yolcular beklentilerimin aksine normal giyimliydiler ve çok ta göze batmayan makyaj yapmışlardı.
TAHRAN’A YAKLAŞIRKEN
Bir süre sonra İran Hava Sahasına girdik. 470 koltuklu uçağımız, Sayın Cumhurbaşkanımıza hediye edilen o kocaman 747’lerdendi. Birkaç yerde tuvaleti vardı. Bir an dikkatimi çekti; bütün kadınlar ayaklanıp tuvaletlere koştu. Birkaç dakika sonra baktım ki tuvalete modern kılık kıyafetle girenler örtülü, tesettürlü çıkıyor.
Havaalanında otele gitmek için bindiğim taksi şoförü Azeriymiş. Türkçe konuştuk. Humeyni rejiminden olumsuz bahsediyordu. Ne olur ne olmaz yorumsuz dinledim. Dediğine göre, Humeyni’den sonraki bir hafta içinde bekâr sayısı 15 milyonu bulmuş. Şaşırdım. Bu kadar insan bir ay içinde nasıl boşanır da bekâr kalır ki!.. Hem canım neden bir anda kalkıp boşansınlar?.. Sebebini merak ettiğim için deştim ve en sonunda anladım ki bekâr demek işsiz demekmiş. Yani Humeyni gelince 15 milyon kişi işsiz kalmış.
İran sonraki yıllarda ham ambargolardan hem de 9 yıl süren Irak savaşından dolayı büyük sıkıntılar içindeydi. Fakat her şeye rağmen eğitimi batı standardında devam ettirdi. Bilim adamlarına fırsat verildi. Okullarda başta İngilizce olmak üzere esaslı dil dersleri verildi. Günlük İngilizce gazeteler basılıyordu. Yıllar içinde çağdaşlığa karşı alınan önlemler de yumuşadı. İran Dünya ile Entegrasyon için özel çaba gösterdi. Kadınlara prestijli görevler verildi.
Buraya, Başkan Durak yeni bir yasa hazırlığı konusunda onur konuğu olarak davet edildiğinde İçişleri Bakanı ve Kadın Yardımcısı ile çekilmiş fotoğrafımızı koyuyorum. Ve son olarak da diyorum ki, tanıdığım İran ne Filistin’dir, ne de Suriye’dir. Zaten ilk günden İsrail de Amerika’da saldırı şiddetini bu yüzden azalttı bence.