Oktay EROL

Tarih: 10.02.2026 18:28

“İŞTE BUGÜN O GÜNDÜR” KUCAKLAŞMASI…

Facebook Twitter Linked-in

Kucaklaşma buluşmasında “sizin güzelliğinizi, olağanüstülüğünüzü, dayanışmanızı, birlikteliğinizi, özelliğinizi, özgürlüğünüzü lafla anlatamayız” diye seslendi, dün sabahın ilk ışıkları daha Adana’yı aydınlatmadan, Silivri’de nedeni belirsiz biçimde geçen yedi aylık dört duvar arası tutukluluğunun ardından, Adana gibi Başkan/ Zeydan Başkan…

Aslında bir gün önce buluşma yeri olarak Uğur Mumcu Alanı duyurusu yapılmasına karşın, bunun bir miting değil de/ bir kucaklaşma olacağından il binası önünde gerçekleşmesi uygun bulunmuştu. Bir miting havasında değil de, daha yakın/ birbirine dokunan/ daha gülüşleri muştulu bir buluşma olması beklenirken, mitinge dönüşmüştü! İl binasının önü yeterli olacağı beklenmiş, ancak yolun yalnız tek yönü değil, karşı yönü de trafiği zorlar biçimde dolmuştu. Onlarca gün sonra Zeydan Başkan buradaydı, gün içinde Niğde’de miting düzenleyen Genel Başkan Özgür özel’ de ayağının tozuyla bu “kucaklaşma” buluşmasına katılmıştı… 

***

Yılmaz Özdil’in “Adanalı, birini severse Allah’ına gurban, der… Bir kent insanına bu denli sahip çıkar ancak. Zeydan Karalar işte tam da o adam” sözünü yabana atmayın! Adanalı sevdiği zaman böyle sever, gözünün tutmadığını/ huylandığını da yaşamı çarmıha gerilse tutumunu ortaya kor! Bunu, Adana’nın kuzey ilçelerinde yorumlayanlar “bizim çoğumuz keçi etini severiz, inatçılığı/ seçiciliği/ doruklara tutunuşu ondan almışız” der. 

Halkın bu sevgisini “hak etmek” kolay mı? Değil elbette, özellikle Adanalı için bu daha zordur! Dedim ya; inatçıdır, istediğini bilir, gerektiğinde yalın ayak dağların doruklarına tırmanır…  Aslında Ahmet Arif’de Çukurova’yı tanımlarken benzer sözler kullanmıştır, demiştir ki: “çukurovam/ kundağımız, kefen bezimiz/ kanı esmer, yüzü ak/ sıcağında sabır taşları çatlar/ çatlamaz ırgadın yüreği./ dilerse buluttan ak,/ köpükten yumuşak verir pamuğu/ külhan, kavgacıdır delikanlısı,/ ünlü mahpusanelerinde anadolumun/ en çok çukurovalılar mahpustur,/ dostuna yarasını gösterir gibi/ bir salkım söğüde su verir gibi/ öyle içten/ öyle derin/ türkü söylemek/ küfretmek/ çukurova yiğidine mahsustur...”

***

Bir yıl geçti aradan değil mi? Özgür Özel o zamandır alanlarda… Onlarca miting/ eylem düzenledi… Bugün, aynı gün içinde bu ikinci otobüsün üstünden halka seslenişi işte… Böyle kaç günü geçmişti, yurdun dörtbir yanında; anımsayın. Onun enerjisini, gittiği yerde halkın üzerinde bıraktığı izlenimi, on yıllardır tanık olmadığımız havayı estirmesini, alanı dolduranlarla kurduğu ilişkiyi gerçekten seviyorum… Asık suratlı olmamasını, yurttaşla arasında “öykü” oluşturmasını kimi salonsever/ halkın arasına karışmaz/ pazar esnafını dolaşmaz politikacılar tepkiyle karşılıyor, trollerinden de destek alıyorlar; biliyorum…  İnanın duymuyorum bile, Özel’i önemsiyorum…

Karalar’ın, sözünü “bizim yolumuz sizin yolunuzdur, bizim yolumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur; önce adalet, önce hukuk, önce demokrasi” diye bitirmesinin ardından konuşan Özel, “bu otobüsün üzerinden şu sözü vermiştim; ‘gideceğiz, mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz, bu otobüsün üzerine Zeydan Başkanla birlikte çıkacağım’ demiştim, işte bugün o gündür” diye başladı sözlerine… Alan, Ellerinde bayraklar, dillerinde “Adana gibi başkan” sloganı susmuyordu…

***

Şunun altını çizmem gerekir; Başkan Karalar’a yapılan bu içten duruşta, Adanalının yüreğinde yer edişinde, gençliğin binikiyüz kilometre yol alışında, Adana’da bitmeyen nöbetin sürmesinde İl Başkanı Anıl Tamburoğlu’nu bunun dışında tutmak haksızlık olur… Kucaklaşmanın ilk konuşmacısı olarak “hepinizin emeği çok, hepiniz alın teri döktünüz, hepinizin önünde saygıyla eğiliyorum” sözleri alanda hoşgörü örneği oldu… 

Karalar’ın hangi sözünü alacağımı, hangisini öne çıkaracağımı bilmiyorum; hepsi birbirinden anlamlı… Ne diyor bakın; “Eşim Nuray ben tutukluyken mitinglerde, konuşmalarında ‘Bizi de sever ama Adana’yı daha çok sever’ dedi. Ben elbette ülkemi, kentimi, sizleri çok seviyorum…” Adanalı da Zeydan Başkanı seviyor, öyle ki; bir an görevinin başına geçmesini, “kucaklaşmayı” halkla bir araya gelerek sürdürmesini, özellikle adalet arayışının ne denli yaşamsal olduğunun bilinmesini istiyor. Çok şey mi? 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —