Sabah uyanıp ta banyodaki aynada saçları dağınık, asık suratlı adamı görünce hemen anladım.
Kaçmıştı.
Şaşırmadım.
Böyle olacağını biliyordum.
Hatta geç bile kalmıştı.
Ama yine de umudumu yitirmedim.
Henüz yakınlarda olabilirdi.
Evin içinde aramaya başladım.
Masanın altına, çekmecelere tek tek baktım.
Kitapların arasına , halının altına, kavonozların içine dahi baktım.
Hatta buzdolabına da baktım.
Kafamı dolabın içine sokmuş ararken arkamdan eşimin şaşkın sesini duydum.
"Ne arıyorsun orada?''
Neşemi kaybettim onu arıyorum diyemedim.
"Beyaz peyniri bulamıyorum" dedim.
Kahvaltı yapmadan evden fırladım.
Anneme koştum.
Acaba neşemi görmüş müydü?
"Oğlum neşen burada ne gezsin" dedi ve ekledi "muhakkak karın neşeni kaçırmıştır"
Sokaklarda aramaya başladım.
Otomobillerin altına, çöp kutularının içine, baktım.
Yoktu.
Dellenmek üzereydim.
Bu ara bir şey dikkatimi çekti.
Çevremdeki insanlarda bir şeyler arıyorlardı.
Tabelaların arkasını, bankların altını dikkatle inceliyorlardı.
Anladım onların da neşesi kaçmıştı.
Dağları, taşları dolaştım.
Dağların tepesine, taşların altına baktım.
Yoluma çıkanlara sordum. "Neşemi görmüşler miydi?"
İçlerinden biri "bizim komşunun kızı Neşe'yi mi soruyorsun?" deyince hemen oradan uzaklaştım.
Günler, haftalar geçti.
Umudumu yitirmiş, bitkin bir halde eve döndüğümde eşim beni kapıda karşıladı.
Yarı kızgın yarı sevinçli "Nerelerdeydin, telefonunu da almamışsın meraktan öldük" dedi ve ekledi.
"Bak içerde biri seni bekliyor." dedi.
İçeri girince kaçan neşemin baş köşeye oturmuş çay içtiğini gördüm.
Beni görünce fırlayıp boynuma sarıldı.
Bir daha kaçmayacağını söyledi.
Doğrusu pek inanmadım.
Ülkede yaşananlara bakınca bunun olanaksız olduğunu düşündüm.
Erkenden yatıp derin bir uykuya daldım.
Sabah uyandığımda eşimi odada sessizce bir şeyler ararkan gördüm.
Çekmecelere bakıyor, dolapları karıştırıyordu.
Anladım.
Galiba ben eve dönünce bu kez de onun neşesi kaçmıştı.
Aydın Sihay
