İfral TURGUT

Tarih: 21.01.2026 21:47

SARAYIN SOYTARISI SELAM DURUŞUNDA

Facebook Twitter Linked-in

Demokratik bir ülkede, gerekli şartları taşıyan herkes, istediği partide siyaset yapma hakkına sahiptir. Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır da bunlardan birisi. Ancak siyasi ahlak, onur, şeref, namus bağlamında sınırları iyice aşmış. Parti değiştirmesi öncesi ve sonrası olanları herkes biliyor. Ancak rozet töreninde, cehaletinin de verdiği cüretle, sapla samanı birbirine karıştırarak iyice coşmuş ve, "Dünyada iki başkomutan var. Biri Gazi Mustafa Kemal Paşa diğeri de Türkiye Cumhuriyeti ordularının başkomutanı Recep Tayyip Erdoğan," diyerek Erdoğan’a asker selamı çakmış.

Bir ülkede seçilmiş biri, başka bir seçilmişe komutan selamı çakıyorsa, orada artık siyaset yoktur, rol dağılımı vardır. Biri emir verir, diğeri alkışlar. Sandık, sadece dekor olarak durur.

Çünkü seçilmişlik, temsil meselesidir. Komutan selamı ise itaat. İkisi aynı bedende buluştuğunda ortada ne devlet ciddiyeti kalır ne demokrasi. Onların yerini ise gönüllü küçülme alır.

Eskiden sarayda asker selamı verenler askerdi. Bugün siviller asker gibi duruyor, asker olmayanlar komutan gibi davranıyor. Üniforma yoktur ama hiyerarşi sapasağlam. Zincirin nereye bağlı olduğu ise herkesçe malum.

Soytarı burada devreye girer. Der ki, “Ne var bunda? Saygı bu.” Oysa bu saygı değil, yerini bilme törenidir. Seçilmişin seçilmişe, “Ben senden aşağıdayım,” deme biçimidir. Bunu alkışa çevirmek ise soytarının mesleki uzmanlığıdır. Soytarı güler. “Abartıyorsunuz.” Seçilmiş selam durur. “Gereği yapıldı.”  Halk, olan biteni izlerken,  “Devlet böyle olur,” diye avunur.

Hayır, devlet böyle olmaz. Devlet, seçilmişin başka bir seçilmişe emir-komuta zinciri içinde hizaya girdiği yerde adını söylemeden  rejim değiştirir. Soytarı bunu bilir. Ama söylemez. Onun görevi gerçeği ifşa etmek değil, jestlere boğmaktır. Selamı “zarafet”, itaati “nezaket”, hiyerarşiyi “devlet terbiyesi” diye pazarlamaktır.

Eskiden soytarı kralı güldürürdü. Bugün seçilmişi küçültür, halkı güldürür. İki taraf da memnundur. Küçülen fark edilmez; çünkü küçülme alkış eşliğinde olmuştur. Asıl trajedi şudur: Selam duran, hâlâ kendini eşit zanneder.
Soytarı ise buna inanıyormuş gibi yapar. Çünkü eşitlik iddiası kalırsa oyun devam eder. Kimse, “Ben neden selam duruyorum,” diye sormaz. İşte o an gelir, bir seçilmiş, halk adına değil; güç adına durur hazır olda. Bir soytarı, halk adına değil; saray adına güler. 

İşte o anda demokrasi ölmez. Daha kötüsü olur: Normalleşir. Biz de buna bakar, “Ne var bunda,” deriz. Soytarı görevini başarıyla tamamlamıştır.

Soytarı şimdi mutlu. "Sayın Cumhurbaşkanım, bana şu kapıda bekçilik yap deyin, bekçilik yaparım ama benim bu hayasız adamlara boynumu büktürmeyin," dediği kapıdan milletvekili olarak ve bir sonraki seçimde adaylık garantisi alarak girdi. Değer yargısı ve erdem anlayışı buna müsaade ediyorsa bize ne? Ama yazık, boynun bükülmediğini ve başının dik olduğunu zannediyor, hayasız.

OYSA AYNI YOLUN YOLCUSI, AYNI CİHADIN SAVAŞCISI BÜLENT ARINÇ BİLE “HİÇ BİR LÜTUF ZİLLETLİ YALTAKLANMAYA DEĞMEZ,” DEDİ. 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —