Nurettin ÇELMEOĞLU

Tarih: 27.02.2026 01:45

ŞAYET AZİZ NESİN OLMASAYDI İRAN’DA HAPSE GİREBİLİRDİM

Facebook Twitter Linked-in

Son aylarda uluslar arası platformlarda İran çok konuşuluyor. Şah Rıza Pehlevi’nin son döneminde de, Humeyni Rejimi yönetiminde de İran’a defalarca gittim. Pek çok anım var ve doğaldır, sık sık aklıma geliyor.

EN ÖNCE KIYASLAYALIM

Şah zamanında Tahran en az bir Roma, bir Viyana kadar renkli, ışıklı, gece gündüz neşeli ve çağdaş görünümlü bir yerdi. Humeyni geldikten iki hafta kadar sonra gittiğimde, talan edilmiş mağazalardaki perişanlık, evine kapanmış kadınlar, dükkân olmadığı için alışverişin tamamen işportaya dökülmüş alışveriş ve şaşkınlıkla karşılaştım. Çok geçmedi, 5 yaşındaki kızlardan başlayarak kadınlar “çadur” denilen örtüye büründü. Kravat yok oldu. Sebağyan (aslanlar) denilen gençler zabıta kuvveti gibi çalışırken “Çomağdar” namlı sopacılar da ceza infazcıları oldu.

BİRİNCİ SUÇUM

Daha Şah kaçma hazırlığı yaparken ve Humeyni’den hemen sonra imkânı olanlar İran’ı terk etmişlerdi. Yüksek düzey sayılan aileler de evlerini-barklarını eşyalarıyla birlikte bırakıp kaçmıştı. Bu evlerden talan edilen eşyalar,, orada burada “Ne verdin iyi bildin” hesabıyla satılıyordu. Tesadüf eseri, Şah’ın kız kardeşinin evinden alınmış mükemmel dekorasyonlu elişi bir sehpa ile karşılaştım. Satıcı akıllıymış. Hatırlı bir para karşılığı aldım. Aldığım andan itibaren de içime korku düştü. Bunu nasıl çıkaracaktım. Bu tür eşyaları çıkarmaya teşebbüsün cezası ağırdı. Kısa keseceğim. Fotoğrafını çektim ve ayaklarını kırdım. Kaba kağıtlara sarıp etrafını poşetlerle yükselterek torba haline getirdim. Torbanın içini de İran malı antep fıstığıyla doldurdum. Tek bir güvencem vardı; o arada bir molla ile tanışmıştım ve alışveriş konusunda anlaşmaya varmıştık. İran’da molla dediniz mi, akan sular durur çünkü.

Havaalanına geldim. Yolcular tek tek kabine alınıyor, burada anadan üryan edilip didik didik arandıktan sonra çıkış salonuna gönderiliyordu. Ben de boşalan bir kabine girdim. Sehpalı paketi rastgele yere atarcasına bıraktım. Fotoğraf makinemi de masaya koyup cektimi çıkarırken memur Azeri Türkçesiyle ve gülerek “Ruznamecisin?” diye sordu. Ruzname, gazete demek. “Evet!” der demez ikinci soru geldi: “Aziz Nesin’i bilirsin?” Ona da “Evet” dedim. Çok selam söylememi istedi ve pasaportumla birlikte kambiyo belgemi mühürleyip gönderdi. Yıllar sonra Aziz Nesin’le bir araya geldik ve selamı söyledim.

İKİNCİ SUÇUM

Sonraki aylarda İran’la ticaretimiz gelişti. Aselsan’dan telsiz dahil, milyonlarca dolarlık işler yapmaya başladık. Tabii çok üst düzey yetkililerle de tanışmış, samimiyet kurmuştuk. Sohbetten sohbete sıçrarken içki konusu açıldı. İçkiyle yakalanan doooğru “Evin”e” gidermiş. Evin, ünlü hapishane. Buraya girenin çıkıp çıkmayacağını Allah bilirmiş. İşin tuhaf yanı da, otelim Evii’in yanı başında.

O akşam, lokantada nasıl içileceğini göstermek istediler. Kıramadım. Mekân sahibi Ermeniydi. Çok iyi karşıladı. Acele mezeler geldi. Sonra da koyu kahve ve yeşil birkaç şişe üzüm suyu bırakıldı. Ermeni kardeşimiz “Yeşil” deyip çekildi. Hani eskiden Kızılay maden suyu şişeleri olurdu ya koyu ve kahverengi, geleb şişeler de onlar gibi. Meğer iki yeşil şişe votkalıymış. Diğerleri gerçekten üzüm suyu.

Maceranın tatlı yanı oluyormuş. Gençlik de var; bir iki kadeh attım. Yemekten sonra da bir özel araba ile otele yolcu ettiler. Arka koltuğa oturdum. Hafif çakırkeyf vaziyetteyim Otele yaklaşırken polis kontrolüyle karşılaştık. O anda dünya başıma yıkıldı. Ne yapabileceğimi düşündükçe daha da kötüleşiyordum. Baktım, şoför inip görevlilerin yanına gidiyor. Konuşurken de bizim arabayı işaret ediyor. O korku var ya, “Eyvah!...” dedim, “Şoför de gizli polismiş, şimdi teslim edecek.” Öyle olmadı. Şoför geldi, rahat hareketlerle direksiyonu kırıp kalabalığı sollarken iki memur da hazırol vaziyette selam durdu.

Sordum neler olduğunu. Bizimki, benim Türkiye Büyükelçisi olduğumu söyleyip bekletilmemin ayıp olacağını ifade etmiş. Böylece ikinci suçumdan da yırttım. Bir üçüncü suçum daha var; o da başlı başına aytı bir hikâye. Kısmey olur, denk gelirse anlatrırım bir gün.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —