İfral TURGUT

Tarih: 22.01.2026 16:16

SİYASİLERDE İNSANLAŞMA SORUNU

Facebook Twitter Linked-in

Bugün binlerce insanımız tutuklu. Çok iyi biliyoruz ki, bunların büyük kısmı insanlaşmamış siyasetçilerin intikam hırsı veya siyasette engelsiz olarak ilerleyebilmek için sadece güçlerini kullanarak yaptığı haksız, insafsız mıntıka temizliği. O kadar ki, orada bazı insanlar hasta, hatta ölüyor, bir kısmı düzenli ilaç kullanmak zorunda ve hastane koşullarında yaşaması lazım ama bütün bunları dişlerinden kan damlayarak seyreden muhterisler, zafer kazanmış havasında

Dünyaya geldiğimiz an insanız, insanlaşmamız ise o andan itibaren başlar. İnsanlaşma, biyolojik insanın, etik, düşünsel ve vicdani bir varlığa dönüşme sürecidir. İnsanlaşmış insan, güç karşısında vicdanı koruyabilen, çıkar karşısında adaleti gözetebilen, kendi acısını bildiği için başkasının acısını anlayabilen, “Yapabilirim” ile “yapmalıyım” arasındaki farkı ayırt edebilen insandır

Bu yüzden de, her insan insandır, ama her insan insanlaşmış değildir. İnsanlaşma, insanın kendi karanlık potansiyeline karşı verdiği mücadeledir. Kötülük çoğu zaman canavarlardan değil, düşünmeyen sıradan insanlardan doğar. İnsanlaşma, düşünmeyi ve vicdanı canlı tutma çabasıdır.

Bir toplumda veya bireyde insanlaşma şu sorularla ölçülür:

İnsanlaşma arttıkça, hukuk gelişir, eğitim özgürleşir, dil incelir şiddet meşruiyetini kaybeder. İnsanlaşma durduğunda ise, insan araçlaşır, dil kabalaşır, vicdan “lüks” sayılır, güç, hak zannedilir. Bu noktada toplum hâlâ insanlardan oluşur ama insanca değildir.

Siyaset, teoride kamusal iyiyi hedefler. Pratikte ise çoğu zaman gücü koruma sanatına dönüşür. İşte insanlaşma, tam bu kırılma noktasında sınanır. Bir siyasetçi, kendini devletle özdeşleştirip, “Ben gidersem devlet çöker,” dediğinde insanlıktan uzaklaşır. Eleştiriyi düşmanlık sayan siyasetçi de insan değildir. Eleştiriyi susturulacak bir tehdit olarak algılayan siyasetçinin esas amacı vicdanı da susturmaktır. Bir siyasetçi, savunma ve savaş araçları olarak yalan, iftira, kutuplaştırmayı meşru görüyorsa, insanlaşması zaten mümkün değildir.

İnsanlaşmış bir siyasetçi, gücün geçici, kendisinin de fani olduğunu bilir. Hukuku kendine kalkan değil, sınır olarak görür. Kendi kitlesini değil, toplumu konuşur. Susmanın suç ortaklığı olduğunu kabul eder.  

Siyasetçinin insanlaşması, daha az bağırması değil, daha çok hesap verebilmesi, daha yumuşak olması değil, daha sınır bilmesidir. En  önemlisi de insanlaşmış siyasetin kendini değil, insanı merkeze almasıdır. Toplum sustukça, siyasetçi konuşur. Toplum alkışladıkça, siyasetçi sertleşir. Toplum vazgeçtikçe, siyasetçi alışır. Yani siyasetçiyi insanlıktan da insanlaşmadan da uzaklaştıran toplumdur. Biz de o toplumun küçük birer parçası değil miyiz? O halde?

Siyasetçinin insanlaşması, “Bunu yaparsam ben kazanırım ama ülke kaybeder,” diyebildiği, toplumun insanlaşması da, “Bu bana yarıyor ama doğru değil,” diyebildiği zaman başlar. Şu iki sözü söylemeyi ne zaman başaracaksınız.

 

Bu kadar günah yetmez mi? Allahtan korkmadığınızı da, insanlıktan nasibinizi almadığınızı da biliyoruz, peki insanlardan da mı utanmıyorsunuz?

 

SÖZLERİMDE BİR GENELLEME ARAMAYIN, LÜTFEN.

   


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —