Menü Adana Ulus – Adana’nın İlk Dijital Haber Portalı (2006)
İfral TURGUT

İfral TURGUT

Tarih: 28.03.2026 20:27

SODOM VE GOMORE

Facebook Twitter Linked-in

Türk Dil Kurumu yozlaşmayı; “özünden uzaklaşma, dejenere olma ve nitelik kaybı” olarak tanımlıyor. Biraz daha açarsak, yozlaşma, bir varlığın, değerin veya sistemin zamanla özündeki erdemleri ve iyi nitelikleri kaybederek bozulması, kötüleşmesi ve başlangıçtaki işlevini yerine getiremez hale gelmesidir, diyebiliriz.  

Uzun uzun anlatmadan söyleyelim, bir millet genel anlamda, kültürel, toplumsal, siyasal ve biyolojik alanlarda niteliksiz veya evrensel değerlere aykırı düştüğünde yozlaşma artık gerçekleşmiş demektir. Türkiye yozlaştı mı, ya da her gün biraz daha yozlaşıyor mu? Bilemem. Bu millet için böyle bir hüküm vermeye dilim varmaz. O hükmü yazının sonunda sizlere bırakacağım.

Sodom ve Gomore. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun büyük eseri. Ama önce onun tarihsel alt yapısından bahsetmezsek, söylediklerimiz anlaşılamaz, ya da eksik anlaşılır. 

Kutsal kitaplara göre Sodom ve Gomore, halkının ahlaki yozlaşması, cinsel sapkınlıkları ve kibri nedeniyle, Tanrı’nın helak ettiği iki antik şehirdir. Bu iki şehri, doğru yola davet etmek için, Tanrı Lut Peygamberi göndermiş, ancak yozlaşmış kavim bu çağrıyı reddetmiştir.

Bunun üzerine, şehirler gökten yağan ateş ve kükürt yağmuruyla yerle bir edilmiştir. Lut ve ona inanan az sayıda kişi kurtulurken, uyarılara rağmen dönüp arkasına bakan Lut'un karısı, bir tuz sütununa dönüşerek helak olur.

Olayın geçtiği yerin bugünkü İsrail ve Ürdün sınırındaki Lut Gölü (Ölü Deniz) civarında olduğuna inanılır. 

Yakup Kadri, Türk edebiyatında önemli bir yeri olup, işgal altındaki İstanbul'un, günahkar ve çürümüş halini anlattığı eserine bu yüzden “Sodom ve Gomore”  adını vermiştir.   

Eserin konusu Mütareke Dönemi İstanbul'unun ahlaki çöküşü, Batı hayranlığı, işgalci subaylarla işbirliği yapan yozlaşmış bir zümre ve bu ortamda filizlenen milli bilinç yoksunluğudur.

Hikayede İstanbul’un yozlaşması, İngiliz hayranı, çıkarcı Leyla ve Leyla'ya aşık, ancak milli duyguları güçlü Necdet üzerinden  anlatılır. İlk bakışta bireysel bir aşk hikayesi gibi görünür ama aslında, menfaat düşkünü, onurunu en basit çıkarı için bile satan yozlaşmış “Günah Şehri” İstanbul resmedilir.

Yakup Kadri, İstanbul'daki bu "kokuşmuşluğun" karşısında kahrolurken, Anadolu'da yükselen Kurtuluş Savaşı'nın temizleyici gücüyle ümidini hep güçlü tutar ve haklı çıkar. Necdet, İstanbul Bataklığı ile Anadolu'nun temiz mücadelesi arasında sıkışmış, vicdan azabı çeken aydını ve Türk aydınının kurtuluşa olan inancını simgeler. O inancın saldığı ateş ve kükürt de, düşmanı yok, Türk milletini ise var eder.

Artık karar verebilirsiniz. Türkiye yozlaştı mı, yozlaşıyor mu, ya da asla yozlaşmaz çünkü her şeye rağmen milyonlarca Necdet’imiz mi var?


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —