kimsenin kuşkusu olmasın; bu ülkede yaşamayı, bu yurdun topraklarında kalmayı/ havasını seviyorum, aynı yazgıyı paylaşan atalarımızın çocuklarıyla yaşama tutunma uğraşı vermeyi de seviyorum… Bu yurdu terk etmek gibi bir düşünce içinde değilim… Acılanıyorsam da, sevince boğuluyorsam da burada olmasını isterim. Onun için de ne insanlarına, ne doğasına, ne doğasında yaşam sürdüren yaban canlılarına, ne de dağlarındaki zeytin ağaçlarına zarar verilmesini/ canlıya kıyılır gibi yok edilmesini istemiyorum…
Doğanın bu denli talan edilmesini ben istemedim, yaz sıcağı başlarken yoğunlaşan orman yangınlarını ne körükleyenim, ne de açılan alanlarda gözü olan; olanlara da hep kızdım! En önemlisi bu yurdun yurttaşının yaşayacağı “güzel günleri” öteleyenleri de, onların çektiği sıkıntıları “kazanç” gösterenleri de, kendi istemlerine uygun gördüklerinde anımsamalarını da “hiç” sevmedim!
***
Size dayatmayla benimsetilen “ne” olursa olsun “sevmek” zorunda değilsiniz! Sizi mutlandırmayan, sizin yaşamla bağınızı körelten, sizin geleceğinizi yaşanılır olmaktan uzaklaştıran, sizi doyurmayan/ açlıkla sınayan, en önemlisi yapılanları “demokrasi” kılıfına bürüyerek/ kendilerini halkın özgür istenciyle belirlediğini ileri sürerek/ yurdun ergilerini nalıncı keseri gibi kendilerine yontanları da “sevmek” zorunda hiç değilsiniz!
Bir ağacın gölgesini, bir çocuğun gülüşünü, bir gencin yarınlara olan güvenini, bir emeklinin yaşama tutunmasını engelleyenleri “sevmek” zorunda değilsiniz... Sıkıntıyı "yolunda giden işler" diye pazarlayıp; halkın sofrasından eksilen ekmeği, dağdaki ceylanın kaçacak yer bulamayışını görmezden gelenleri de “sevmek” zorunda değilsiniz... Bu yurt, bu topraklar başka… Acımız da sevincimiz de bu topraklarda büyüdü/ büyümeli; ancak birilerinin hırsı uğruna gelecekler çalınmamalı, bu halk yaşayabilmeli…
***
Bakın, yurdumuzun sınır ötesi ateş çemberi… İçte ayrışmalara, açlıklara, kayırmacılıklara, haksızlıklara son verilmesi gerek, diyoruz… Yalansız/ saydam bir biçimde neler oluyorsa, neler tasarlanıyorsa oluşturulacak kurulların tartışarak ortaya koyması gerektiğini söylüyoruz. Bu Irak için söz verilen tezkereye de, Suriye için başlatılan “baharlara” da benzemez! Dünyanın işbirlikçi silah tüccarlarının bölgede egemen olmaya çalıştığı alan dünkü gibi değil… Bu yurt için/ bu yurdun yurttaşı için bir şeyler yapmak gerek; görün bunu…
Biz bunlara alıştık aslında… Yurttaşın her “açız/ doymuyoruz” dediğinde, emeklinin “yetmiyor” çığlığı attığında, çalışanın “açlıkla sınanıyoruz” kaygısını ileri sürdüğünde son beş yıldır ya corona virüs süreci, ya yüzyılın yıkımı gerekçe gösterilerek yaşatılanları unutmayın… Şimdi sırada İran’da yaşananlar var … Şunun altını çizelim; bir ulusu ayakta tutan ne tankıdır ne tüfeği; o ulusu asıl yaşatan, yurttaşların birbirine duyduğu güven, haksızlığa karşı gösterdiği duruştur…
***
Oruç ayı içindeyiz, paylaşmanın insan olma erdemiyle harmanlanacağı günlerdeyiz; ama öyle değil işte! Uluorta alanlarda düzenlenen “gösterişli” yemek etkinlikleriyle bunu geçiştiremezsiniz. Alanlarda ekmek için, çatal için, yemek için insanların el uzatmalarını erdem sayamazsınız! Bakan Mehmet Şimşek “ülkenin varlıklılaşma yolunda önemli bir sınırı geçtiğini” söylemiş; ne mutlu… Öyleyse ucundan da olsa insanların bunu görmesi gerekmiyor mu? Ardından da uygulanan izlenceden ödün verilmeyeceğini, “kemer sıkmanın” süreceğini eklemiş! Şaka mı diyeceksiniz de; gerçek…
Bir de “emekliye bayram ikramiyesi” var biliyorsunuz. AKP tarafından hazırlanan, çeşitli düzenlemeleri içeren “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi” içerisinde bayram ikramiyesi de bekleniyordu. AKP’li Abdullah Güler, sundukları paketin ayrıntılarını paylaşırken “Emekli ikramiyesine dair bir düzenleme bu teklifimizde yer almıyor” demiş! Haydi “sevin” bu gelişmeleri…
***
Bu halk kimsenin boyun eğecek kulu değildir. Sizi açlıkla sınayanları, doğanızı talan edenleri, geleceğinizi çalanları sevmek zorunda değilsiniz. Ancak bu yurdu, ağacı, çocuğu, onuru sevmek; onlara sahip çıkmak zorundasınız. Gerçek erdem, dayatılanlara kanmak değil; insanca yaşama hakkı için tek yürek olabilmektir. Kendi oluşturdukları karanlığı size aydınlık diye pazarlayanlar, sofranızdaki ekmeği her geçen gün küçültenler, her çıkmazda kendilerini büyütenler halkın yanında değildir; bilin!