Oktay EROL

Tarih: 17.02.2026 21:33

“YURTTAŞLIK MAAŞI” KARMAŞASI…

Facebook Twitter Linked-in

Çalışanların, emeklilerin açlık sınırının altında gelirle yaşamaya zorlandığı bir dönemde gündeme gelen “yurttaşlık maaşı” tartışması, aslında sosyal devletin sınavı niteliğinde. Bu uygulama, geliri belirlenen eşik sınırının altında kalan yurttaşlara devlet tarafından düzenli destek ödemesi yapılmasını öngörüyor. Kira, gıda, ısınma gibi temel gereksinimlerin karşılanmasına katkı sunmayı amaçlıyor. 2026 yılı içinde deneme uygulamasıyla başlayacak olan sistem, Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Modeli kapsamında yürütülecek.

Burada kritik soru şu: Bu destek, iktidarın yeni bir oyalama biçimi mi, yoksa sokakta yaşananlarla gerçek bir duygudaşlık kurma çabası mı? Yurttaşlık maaşı yalnızca geçici bir yardım değil, hak temelli bir düzenleme olarak tasarlanırsa toplumsal güveni güçlendirebilir. Yoksa, açlık sınırının altında yaşayan milyonlar için bir beklenti oluşmasına neden olur, kısa sürede hayal kırıklığına dönüşebilir.

***

“Yurttaşlık maaşı”, konutta yaşayanların gelirini asgari ücret düzeyine tamamlamayı amaçlıyor. Sözümona ölçüt, TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranları değil, Asgari Ücret Saptama Komisyonu’nun belirlediği rakam olacağı belirtiliyor. Ancak bu komisyon karar verirken TÜİK’in verilerini temel alıyor: enflasyon oranları, geçim endeksleri, fiyat istatistikleri. Dolayısıyla yurttaşlık maaşının dayandığı eşik, doğrudan TÜİK’in resmi verilerine bağlı.

Sorun tam da burada... TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranları çoğu zaman bağımsız araştırmaların ortaya koyduğu oranlardan düşük çıkıyor. Komisyon bu resmi oranlara dayanarak asgari ücreti belirliyor, devlet de yurttaşlık maaşını bu eşiğe göre hesaplayacak. 2026 için net asgari ücret 28 bin lira düzeyinde. Ancak açlık sınırı bağımsız araştırmalara göre bu rakamın üzerinde, yoksulluk sınırı ise kat kat yüksek.

Resmi eşik ile sokakta yaşanan gerçek arasındaki uçurum, yurttaşlık maaşının kalıcı çözüm değil, geçici bir oyalama biçimi olabileceğini düşündürüyor. Halkın yaşadığı gerçek harcamalar göz önüne alınmadıkça, bu destek yalnızca rakamlarla sınırlı kalacak. “Yurttaşlık maaşı”, yaşamın kendisiyle sınanacak; eğer belirlenen eşik halkın gerçek gereksinimlerini karşılamıyorsa, adı “destek” değil, “bekletme” olur…

***

“Yurttaşlık maaşı” tartışmasının en çarpıcı yanı, “iktidarın” bu düzenlemeyi “destek” adı altında sunması. Oysa geçim zorluğu yaşayan milyonlar, bu sözcükten hoşnut değil! Çünkü ücretli çalışan da, emekli de “destek” değil, emeğinin karşılığını istiyor. İnsanlar insanca yaşamayı, alın terinin karşılığını almayı bekliyor... “İktidarın” kurduğu “destek” yapılanması, çoğu zaman kuyruklarla anılıyor. Ucuz et için sabahın köründe yağmur altında bekleyenler, kira yardımı için sıraya girenler, gıda paketleri için kuyrukta dizilenler, yerel yönetimlerin uygulamalarına yoğun ilgi göstermeler… 

Bu görüntüler, yurttaşlık maaşının da aynı yazgıyı paylaşabileceği kaygısını büyütüyor. Halk, kuyrukta bekletilen yardımlar değil, hakça bir gelir düzeni istiyor. Dolayısıyla sorun ödeme gibi anlatılsa da, bir anlayış sorunu… “İktidarın” yapmak istediği “destek” adıyla halkı oyalamaksa, bu sistem güven oluşturmaz. Halkın beklentisi ise açık: emeğin karşılığını almak, insanca yaşamak. “Yurttaşlık maaşı” bu beklentiyle buluşmadıkça, adı ne olursa olsun, gerçek bir çözüm olmayacak.

***

“Yurttaşlık maaşı” tartışması, bir ekonomik düzenlemeden de öte, toplumsal adaletin sınavıdır. Araştırmalar ister TÜİK’in resmi verileri olsun ister bağımsız kurumların ölçümleri, açlık/ yoksulluk sınırının asgari ücretin çok üzerinde olduğunu gösteriyor. Buna karşılık 2026 için belirlenen net asgari ücret 28 bin lira. Sözümona “yurttaşlık maaşı”, bu asgari ücret eşiğine göre hesaplanacak.

Somut tablo şunu gösteriyor: devletin “resmi eşikleri” halkın yaşadığı gerçeklerle örtüşmüyor. Açlık sınırının altında kalan milyonlar için “asgari ücret tamamlaması” adıyla sunulan düzenleme, yaşamın gerçeklerine dokunmuyor. Bu nedenle “yurttaşlık maaşı”, halkın gözünde bir güvence değil, geçici bir bekletme aracına dönüşme riski taşıyor. Toplumcu bir çözüm, rakamlarla oynanan “resmi eşiklerde” değil, üretim/ bölüşüm ilişkilerinde aranmalı. Açlık sınırının üzerinde bir gelir güvencesi sağlanmadıkça, sosyal devletin görevi yerine getirilmiş sayılmaz. Halkın beklentisi açık: insanca yaşam, hakça bölüşüm. “Yurttaşlık maaşı” bu beklentiyle buluşmadıkça, adı ne olursa olsun, gerçek bir çözüm olmayacaktır.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —